Reklamı Kapat

Vazgeçilmez parçamız!

Erbakan Hocamız “İnsan bastığı zemini tanırsa kaymadan nasıl duracağını da bilir” derdi ve dünya üzerindeki siyasi zemini tanımamız için bizi bilgilendirmeye gayret ederdi. Dünya, Siyonizm’i onunla tanıdı, Emperyalizm tabirini onunla diline doladı. Şimdilerde “Üst akıl” denen, bizimse yıllardır “Dış güçler” diye haykırdığımız, dünyanın yönetimini elinde bulunduran bir avuç Siyonist’in kurduğu tezgâhları dünyaya anlatmaya ve “Bakın, bunlar kendi çıkarları için tüm dünyayı yakar, ona göre davranın” demeye kendini adadı.

Gerçekten de öyleydi. Adem aleyhisselamdan beridir şeytanın yolunu takip edenler, güçleri nisbetinde tüm insanları kullanmış ve yönetimde söz hakkına sahip olmak için gece gündüz çalışmıştı. Firavunlar, Nemrutlar, peygamberlerin karşısında duran zalimler, yaşadıkları çağı karanlığa boğmaya, insanları katletmeye, başka milletlere ait olan yeryüzü kaynaklarını sömürmeye devam etmiş ve tarih her seferinde bu şeytanların zulüm ve sömürü sistemine şahitlik etmişti.

Binlerce yıldır şeytana kulluk eden ve kendi menfaatleri için dünyayı ayağa kaldırmakta sakınca görmeyen, hatta kendi ırkdaşları olan Yahudileri bile bu uğurda gözden çıkarabilen çağımızın Firavun’u ise hiç şüphesiz Siyonizm’dir! Bu gerçeği bilip, karşımıza çıkan her siyasi olayı, her terör eylemini, her zulüm ve sömürü üzerine işleyen yönetimlerin haberlerini ve birebir ülkemizde yaşanan gelişmeleri de bu pencereden izlemek, vereceğimiz kararları buna göre vermek, atacağımız adımları buna göre atmak zorundayız.

Bu gerçeği bir kez daha ikrar ettikten sonra bizim için “Hayati” derecede önem taşıyan ama maalesef zeminin kayganlığını unuttuğumuz ya da siyasi çıkarlarımız uğruna unutmuş gibi davrandığımız için geri plana atılan veya önemini yeterince kavrayamadığımız bir konuyu son günlerde yaşanan gelişmeleri göz önünde bulundurarak yeniden hatırlama ve hatırlatma ihtiyacı duyuyoruz ki o da, yavru vatan değil, vatandan bir vatan olan, vücudun vazgeçilmez bir parçası olan Kıbrıs’tır!

Yıllar yılı Kıbrıs’ı, gerek siyasi olarak atılan adımlarla gerekse medya aracılığıyla zihinlerimizde oluşturulan algılarla, bizim için taşınması zor bir yük ve sırtımızda bir kambur olarak göstermeye çabaladılar. Bir taraftan AB’ye girebilmek adına sunulan çözüm önerileri dikkate alınarak sunulan bu tekliflerle orada yaşayan vatandaşlarımız için daha güzel olanaklar sağlanacağına bizi ve Kıbrıs halkını inandırmaya çalıştılar. Diğer taraftan verilen haberlerde, yapılan yayınlarda, gösterilen magazin içerikli belgesellerde “Fuhuş, zina ve kumar merkezi” olarak neredeyse her ünlünün tatillerini oradaki eğlence kulüplerinde geçirdiği ve insanlarının zaten dinden, diyanetten uzak olduğu algısını hafızalarımızda oturtmaya çalışarak “Zaten oradakiler Rumlaşmış” inancıyla vatanımızın çok önemli bir bölümünü gözden çıkarmaya hazır hale gelişimizi sağlamak istediler.

Oysa pek çoğumuzun maalesef farkında olmadığı bir gerçek var ki Kıbrıs, bizim vazgeçilmez bir parçamızdır. Hatta bundan daha da vahimi, Kıbrıs sadece bizim için değil, tüm Müslüman ülkeler için, ümmet için ve tabii ki İsrail için de vazgeçilemeyecek, başka ellere bırakılamayacak kadar stratejik ve jeopolitik önemi olan bir parçadır. Kıbrıs üzerine oynanan tüm oyunlar, yapılan tüm planlar, oluşturulan tüm algılar bundandır…

Çünkü Kıbrıs, bulunduğu konum itibarıyla dünyanın tam orasında, Müslüman ülkelerin tam merkezinde olan bir yerdedir. Türkiye’yi ve İslam dünyasını korumak isteyenin de yıkıp parçalamak isteyenin de Kıbrıs’ı elinde bulundurması gerekir.

Çünkü Kıbrıs, Akdeniz’in ortasında yüzen büyük bir uçak gemisi gibidir ve Kıbrıs’ı ele geçiren onun ardından Ege’yi, sonra Doğu Anadolu’yu ele geçirir ve tüm bunların sonunda ise Ermenistan’ın, Pontus’un ve Bizans’ın kurulmasına zemin hazırlanır.

Çünkü Kıbrıs, arz-ı mev’udun bir parçası hatta taşıdığı önem itibarıyla en önemli parçasıdır. Çünkü “Sen ve Rabbim bizim yerimize gidip savaşın” (Maide Sûresi: 24) diyecek kadar da korkak olan İsrail’in, her ne kadar kurulmuş ise de İslam ülkelerinin tam ortasında kalmanın ve bir gün tüm inananların bir araya gelip kendisini suda boğma ihtimalinin verdiği korkuyla, dünyanın en büyük koruma üssünü Kıbrıs’a kurdurma ve kendi hâkimiyetini garanti altına alma hedefi vardır.

Çünkü Kıbrıs, susuzluk tehlikesi yaşayan İsrail’e borularla su taşınan bir merkez ve güneyinde bulunan petrol yatakları ile de gözü ve karnı doymayan tüm canavarların ilgisini çeken bir hazine kaynağıdır.

Çünkü Kıbrıs, savaş için de, barış için de, kaos için de, huzur için de sahip olunması gereken olmazsa olmaz bir stratejik bir konuma sahiptir.

AB, BM, Yunanistan, Amerika… Adı ne olursa olsun, Kıbrıs’a elini uzatan kim gibi görünürse görünsün amaç İsrail’in, dolayısıyla Siyonizm’in güvenliğinin sağlanmasıdır!

Peki böylesine büyük bir öneme sahip olan, herkesin bir parçasını koparmak için birbiriyle yarıştığı ve asıl büyük parça için timsahın ağzını açıp beklediği Kıbrıs’ımıza, yavru vatan değil, ana vatanımıza biz ne zaman gereken önemi vereceğiz?

Yüz binlerce şehit verdiğimiz ve Çanakkale’den geçirmediğimiz düşmanı, kendi ellerimizle gavura teslim ederek Kıbrıs’tan mı yurdumuza salacağız?

Hem kendi ülkemiz ve milletimiz hem de Müslüman ülkelerin geleceğinin bağlı olduğu bu meseleyi ne zaman kavrayacak ve ne zaman milli çıkarlarımız doğrultusunda politikalar yürüteceğiz?

Rabbimiz Firavun’u nehirde boğduğu gibi, şeytanın yaverlerini de kirli emelleri için kullanmak istedikleri Kıbrıs’ta, Akdeniz’in sularında boğmayı bize nasip etsin inşallah!..

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Meryem Nida - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?