Reklamı Kapat

Sabrın bittiği yer

Bazen her şey üst üste gelir değil mi? Kazalar, belalar, dertler, tasalar, hastalıklar… Üzüntüler, kederler, yalnızlık, çaresizlik… Bir hastalık bitmeden bir diğerine tutuluruz. Bir borç bitmeden yenilerini buluruz. Çocuklarımızla imtihanlarımız hiç bitmez. Evimizin telaşı hiç eksilmez. Okulda sınavlar, notlar, dersler ve hocaların arasında koşturur dururuz. Akrabalarla yaşadığımız sorunlarda boğuşuruz. Eşlerimizle çözemediğimiz sıkıntılarla kahroluruz. Yetiştirmemiz gereken işlerin verdiği stres ve halledemediğimiz şeylerin üzüntüsüyle dert küpü oluruz…

Bazen yalnızlık derdimiz olur, bazen kalabalık. Bazen yoğunluk boğar bizi bazen başıboşluk. Bazen her zaman yaptığımız rutin ibadetlerimizi bile yapacak dinamizmi bulamayız kendimizde. Ama her ne gelmiş olursa olsun başımıza, ne denli yoğun dertlerle boğuşursak boğuşalım aslında bildiğimizi ve kabul ettiğimizi iddia ettiğimiz bir gerçeği çoğu zaman göz ardı ederiz ki o da anne karnına düştüğümüz andan itibaren başımıza gelen her şeyin bir imtihandan ibaret olduğu ve bunların karşılığında Rabbimizin bizden beklediği şeyin de gerçek bir sabır olduğudur!

Hemen hemen hepimiz başımıza gelen sıkıntılara sabrettiğimizi düşünürüz. Peki gerçekten vicdanımızı elimize alıp hiç sorduk mu kendimize “Sabır mı gösteriyorum yoksa tahammül mü ediyorum diye?”

Sabrı; musibetlere, haramlara ve ibadetlere karşı sabretmek şeklinde üç kısımda incelememiz gerektiğini düşünürsek, biz tüm hayatımızı kapsayan bu üç bölüm içinde başımıza gelen şeylere de hakkıyla sabır gösterebiliyor muyuz acaba? Yoksa “Başa gelen çekilir” tavrına bürünüp “Hep beni bulur zaten” söylemleriyle mi karşılık veriyoruz imtihanlara?

Bunun cevabını vermek elbette ki kolay değildir. Fakat herkes başına musibetler geldiği zaman ilk anda verdiği tepkilere bakarak kendini ölçebilir aslında.

“Sabır, acıyı yudumlarken yüzünü ekşitmemektir” derler. Eğer biz küçük de olsa büyük de karşılaştığımız musibetlere daha ilk anda yüzümüzü eğerek, kaşlarımızı çatarak, dille söylemiyor bile olsak kalben isyan ederek karşılık veriyorsak bu, sabretmedeğimizin, aslında tahammül ettiğimizin bir göstergesidir.

Peki, soralım kendimize…

Kadınlar olarak, Allah’ın bize yüklediği sorumlulukları yerine getirme konusunda, yazın sıcağına rağmen tesettürümüze emredildiği şekilde riayet etme, herkes serbest bir şekilde gezip tozarken yanlarımızda mahremlerimiz olmadan yolculuk etmeme, en yakınlarımız bile modaya kul olup da kendini cilalarken tek modası olarak 14 asır önce verilen emirleri kabul etme gibi nefse ağır gelen imtihanlara sabır mı gösteriyoruz yoksa tahammül mü ediyoruz?

Anneler olarak, küssek kırılsak bile eşlerimize itaate devam noktasında, yorgun da olsak çocuklarımızla ilgilenmekten vazgeçmeme konusunda, bin defa da kirletseler binbirinci defa aynı yeri temizlerken yine de bağırmama, günlerce uykusuz da kalsak geceleri uyandırdıklarında yine de başlarını şefkatle okşama konusunda ve onlara sabredebileceğimiz ölçüde ayağımızın altına cennetin serileceğini düşünerek her türlü zorluk ve meşakkate karşı sabır mı gösteriyoruz yoksa tahammül mü ediyoruz?

Bir erkek olarak “Erkeğin elinin kiridir” gibi sapkın bir inanışın hâkim olduğu bir dünyada haramlara karşı dikkatli olmak konusunda, iş icabı bile olmuş olsa bir namahremin eline dahi dokunmama konusunda, sigara, futbol, nargile gibi sağlık ve psikolojimizi tehlikeye atan, zaman zaman ailemizle ilgilenmekten ve diğer ibadetlerimizden bizi geride bırakan her türlü tiryakilikten uzak durma noktasında sabır mı gösteriyoruz yoksa tahammül mü ediyoruz?

Bir baba olarak, evimize helal rızık götürme konusunda, herkesin doğrudan veya dolaylı faize bulaştığı bir zamanda, borç içinde yüzüyor da olsak bankaların önünden geçerken dahi yüreğimize kor düşürecek kadar hassas davranma noktasında, kılıbıklık olarak yorumlanacağını bilsek de eşimize karşı nezaketi hiç elden bırakmama ve ne kadar meşgul olursak olalım çocuklarımızın ve eşlerimizin de hakkını verme konusunda sabır mı gösteriyoruz yoksa tahammül mü ediyoruz?

Mücahid veya mücahideler olarak, bir davaya gönül vermiş, bir derdi üstlenmiş dertliler olarak cihad etme, iyiliği emredip kötülüğü yasaklama görevimizde “Hep ben mi yapacağım, dünyayı ben mi kurtaracağım, bir benim çalışmamla ne olacak” gibi yılgınlık içeren cümleler kurmadan canla başla çalışmaya devam etme noktasında sabır mı gösteriyoruz yoksa tahammül mü ediyoruz?

Kadın da olsak erkek de… Başımıza gelen belalara karşı, karşılaştığımız sıkıntılara karşı, haramlara düşmeme konusunda gösterdiğimiz titizliğe karşı, ibadetlerimizi hakkıyla yerine getirme hassasiyetine karşı, geçmeyen hastalıklara, bitmeyen borçlara, tüketmeyen kazalara karşı sabır mı gösteriyoruz yoksa tahammül mü ediyoruz?...

“Sabır, sabrın bittiği yerde başlar” denir. Biz de sabredenlerle birlikte haşrolabilmek için, tahammül ile sabrı ayırt etmeyi, gerçek sabrı öğrenmeyi ve ne kadar zor olursa olsun her türlü imtihan üzerinde uygulamayı başarabilmiş olmak zorundayız…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Meryem Nida - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?