Reklamı Kapat

Bakî kalan kardeşlik

Size, “Sosyal medya hesaplarınızda, yapmacık emojilerle değil yürekten güldüğünüz, gerçekten sevdiğiniz kaç tane arkadaşınız var” diye bir soru sorulsa nasıl cevap verirsiniz? Ya da okulunuz, sınıfınız ve iş yerinizde kaç tane samimi arkadaşınız olduğu sorulsa ne dersiniz? Yahut “Tartışmadan, kavga etmeden oturup hoş muhabbet edebileceğiniz kaç akrabanız var” dense? Mecburiyetten değil, gerçekten sevdiğiniz için aynı ortamları paylaştığınız kişiler sorulsa? Caminizde, cemaatinizde, vakfınız ve cemiyetinizde ne denli samimi dostluklar kurabildiğiniz ölçülmek istense?...

Veya tersine, “Telefon rehberinizdeki kaç kişiyi bir kaşık suda boğmak istiyorsunuz?” dense? Kaç kişinin WhatsAppprofilini gördüğünüz zaman yüzünüzü ekşitiyorsunuz? Kaç akraba oturmalarından sinirden kıpkırmızı olmuş bir çehreyle çıkıyorsunuz? Kaç kişinin yaptığı paylaşımlar ile nefret denizlerine dalıyorsunuz? Kaç kişiye diş biliyor, kaç kişiye yüz çeviriyorsunuz?...

Eğer vicdanımızı ellerimize alıp cevap vermişsek görürüz ki hepimiz çok az kişiyi seviyor, çok az kalemi beğeniyor, çok ender kişilerin görüşlerini kabulleniyoruz. Yıllardır yaşadığımız şeyler, şahit olduğumuz gerçekler ve oluşturulmaya çalışılan algılarla hiç olmadığı kadar birbirimize düşman oluşumuz, ülkenin bir yarısının bir diğer yarısına diş biler ve aynı evin içindeki kardeşlerin bile birbirine nefret eder derecede kin besler hale gelişi hepimizce aşikârdır.

Yaşadığımız zamanda muhalefet iktidara, iktidar muhalefete düşmanken, her ikisinin mensupları da kanlı bıçaklı düşman olmuş durumdadır. Evetçiler hayırcılara, hayırcılar evetçilere kin kusar vaziyettedir. Gazeteciler birbirlerine, yazarlar birbirlerine, TV kanalları birbirlerine sataşmayı alışkanlık haline getirmiştir.

Hatta daha da acı olan bir husus da şu ki %1 dediğimiz camiamızın içinde bile kırk ayrı tarafa bölünüp birbirimize düşmanlık eder ve “Dava kardeşim” dediğimiz, aynı davayı omuzlayan bir diğer kardeşimizin görüşlerine tahammül edemez bir haldeyiz...

Sağcısı, solcusu, iktidarcısı, muhalefetçisi, dincisi, diyanetçisi, evetçisi, hayırcısı, bu iş siyasetle olmazcısı, Saadetçisi, Akçısı... Koca bir ülke olarak neredeyse hepimiz birbirimize sırt çevirmiş ve bazı ortamlarda, bir takım siyasi tartışmaları kazandığımızı iddia etsek bile, kardeşliği kaybederek fark etmeden “İç savaş” denen musibete tutulmuşuz.

Elbette herkes aynı fikirleri benimsemek zorunda değildir. Birinin ak dediğine diğeri al diyebilir. Kiminin doğru bildiğini kimi yalan sayılabilir ve zaten bu, imtihanın da bir gereğidir. Fakat farklı görüşleri kabul etmek, kardeşliği elden bırakmaya sebep olmamalıdır. Farklı insanların ardından gitmek, nezaketten ayrılmaya bahane olmamalıdır. İnandığımız Allah aynı, dinimiz aynı, varmaya çalıştığımız cennet aynı ise, görüşlerimizin farlılığı, bizi kanlı bıçaklı düşman haline getirmemelidir.

Çünkü biz Rabbimizin “Hani siz birbirinizin düşmanları idiniz de O (c.c.) kalplerinizi ısındırıp birleştirmişti. İşte O’nun bu nimeti sayesinde din kardeşleri olmuştunuz.” (Al-i İmran Suresi: 103) ayeti kermesi ile kan bağı olmasa bile din kardeşliği ile birbirimize bağlanmış insanlarız.

Çünkü “Onlar birbirlerine karşı şefkatli, merhametli ve alçak gönüllüdürler.” (Maide Suresi: 54) tarifi ile bir diğer kardeşimize nasıl davranmamız gerektiğinin sınırları çizilmiş varlıklarız.

Peki ya eğer biz, bir paylaşımından dolayı bir dostumuzla selamı sabahı kesersek  “Nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki, iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız. Size yaptığınızda birbirinizi seveceğiniz bir şey göstereyim mi? Aranızda selamı (açıkça verip) yayınız.” (Müslim, Îmân: 93-94; Tirmizî, Et’ime: 45) hadisinin neresinde kalacağımızı hiç düşündük mü?

Gerçekten felahlarını istediğimiz için tebliğde bulunduğumuzu iddia ettiğimiz arkadaş ve akrabalarımız sözümüzü dinlemiyor diye defterlerimizden siliyorsak “Mü’minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu (organı) hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa (hummaya) tutulurlar.” (Buhari, Edep: 27; Müslim, Birr: 66) benzetmesini kendi hayatlarımızda görebilir miyiz?

Sırf farklı bir siyasi partiyi destekliyor diye bir kardeşimizden yüz çevirirsek “Ey Allah’ın kulları kardeş olun. Müslüman Müslüman’ın kardeşidir. Ona zulmetmez, ondan yardım elini çekmez ve onu küçük görmez. Takva işte buradadır. Kişiye şer olarak Müslüman kardeşini hakir ve küçük görmesi yeter.” (Buhari, 2140; Müslim, el-Birr, 2563) müjde ve tehdidine muhatap olmaz mıyız?

“Muhammed Allah’ın elçisidir. Onun yanında bulunanlar da kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler” (Fetih Suresi: 29) diye belirtilen öfkemizi kâfirlere değil de birbirimize çevirirsek İslam Birliğini kurabilir miyiz?

Evet, doğru bildiğimiz gerçekleri anlatacak ve insanları en yakınlarımız dahi olmuş olsa Hakka davet edeceğiz. Fakat kardeşliği zedelemeden, düşman olmadan, nezaketi elden bırakmadan! Unutmamalıyız ki bir gün tartışa geldiğimiz her şey biter, oysa baki kalan kardeşliktir…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Meryem Nida - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?