Mücadele alanımız

Yenilince kavga/mücadele biter. Taraflar yerlerine döner. Ama her kavga  böyle değildir. Bazılarının siyasi, ekonımik ve coğrafi sonuçları vardır. Kavga  biter rakip yenilir, yenilgisi ilan edilir ancak bununla kalınmaz onun özgürlüğü dahil ne varsa tüm varlığına el konulur. Arenalarda olduğu gibi...

Ve bir mücadele başlamıştı iyiliğin temsilcisi Adem (a) ile kötülüğün temsilcisi Kabil arasında; takipcileri olan bitmeyen kavga. O gün Adem ve Kabilin adı vardı. Bugün müslümanlar ve diğerleri... Mücadele / kavga alanımız o gün yalnızca Arap yarım adası iken; bugün yeryüzü... Biz müslümanlar ahlak ve adalet ekseninde varlığımızı ve mücadelemizi sürdürürken; önümüzde Adem’in varisi Habil olduğunu biliriz / bilmeliyiz. Kabil’in değil böylece kardeş / Müslüman katili olamayacağımızı da! Kabil şehvet, servet ve iktidar hedefine ulaşmak için peygamber aynı zamanda baba olan Adem’e itaat etmeyip kardeş katili olması; Vahşi’nin bedensel kölelikten kurtulmak için bir başkasını hayattan koparması yani Hz. Hamza’yı katlederek onun  yaşama özgürlüğünü elinden  alma felsefesi / tarzı Batı’nın ellerinde küresel hal aldı.

Batı medeniyeti Fransız devrimi ile birlikte kendi ustaları tarafından, kendi renk, desen ve zevklerine göre inşa ettikleri totemlerini, putlarını ve felsefelerini; acıkmadan yamyamlara taş çıkartırcasına yediler. Öyleki uluslararası yazılı metinlerine rağmen; bebek, çocuk, yaşlı, kadın demeden insan kanıyla sarhoş oldular, araçlarının yakıt deposunu doldurdular ve sanayi bacalarını onların cesetleri üzerine yükselttiler.  Dünya küresel bir ateş topuna dönüştürülüyor. İklim değişikliği, ozon tabakası, çevre kirliliği, yoksulluk, terör, işgaller, savaşlar, nükleer tehlike, hastalıklar vd.leri. Şimdilik müslümanların ve yoksul coğrafyalar ateş çemberinde olsalar da; ateş diğer türevleriyle birlikte, ateşi tutuşturanları da yakacaktır. Ateş topunun figürleri olacaklardır. Dünya müslümanları olarak İslami ve insani sorunlara karşı bir çok cephede mücadele vermek zorunda kaldığımız görülmektedir. Ancak bu mücadelede başarılı olmamızın ilk şartı Müslümanların kendi aralarında; ahlaki ve adil güvenilir bir dünya oluşturmaları, yerel ve küresel anlamda kamuoyu oluşturmaları gerekmektedir. Sadece müslüman toplum ve vicdanları değil; diğer medeniyet mensuplarının yazar, çizer, entellektüel ve diğer vicdan sahipleri de harekete geçirilmelidir. Doğu Türkistan, Arakan, yemen, Irak, Libya, Filistin ve Suriye örneğinde olduğu gibi mücadele alanlarının; insani, siyasi, ekonomik, kültürel ve toplumsal anlamda neler yapabileceğimizin bir an önce netleşmesi gerekmektedir. Askeri ve güvenlik güçlerinin açtığı alanların sivil toplum tarafından “softpower” yumuşak güç çerçevesinde doldurulması zorunludur. 

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Furkan Yılmaz Altınöz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?