Reklamı Kapat

Sola Scriptura ve Kur’an İslam’ı

Sola Scriptura yani “yalnızca kutsal kitap (İncil)” söylemi, Batıda Katolik geleneğe karşı başlatılan ve sadece teolojik değil siyasal yönü de olan bir anlayıştır. Kiliseye karşı başlatılan bu söylem, Protestan geleneğe damgasını vurmuştur. 16’ıncı yüzyılda “Sola Scriptura/yalnızca kutsal kitap” sloganıyla ortaya çıkan, kilisenin ve din adamlarının din üzerindeki tahakkümünü sorgulamakla işe başlayan bu anlayış; din adamlarının otoritesini bertaraf ettikten sonra kendi zeminini bulmuştur. Ne var ki bu anlayış, kilisenin tekelini reddederken, “sadece İncil” sloganıyla kendi egemenliğini tesis etmiştir.

Dini anlamada “yalnızca kutsal kitap” görüşü 19’uncu yüzyılda İslam dünyasına sirayet etmiştir. Batıdaki seküler “Sola Scriptura” anlayışı, üç asır sonra taklit edilerek İngiliz sömürgesi Hindistan’da “Kur’aniyyun”, “Ehl-i Kur’an” sonraları “Kur’an İslam’ı” gibi isimlerle İslam’a uyarlanmaya çalışılmıştır.

İslam’daki “Sünnet anlayışına” karşı başlatılan bu hareket, hadislerin güvenilirliği ile Peygamber Efendimize itaati ve O’nun örnekliğini sorgulayıcı bir fikri akım haline gelmiştir. “İslam sadece Kur’an’dan ibarettir” tezi çerçevesinde toplanan bu ekolün Hindistan’da vücut bulması tesadüf değildir. Zira bu hareketin çıkış tarihi İngilizlerin Hindistan’ı işgal ettiği yıllara tesadüf eder. 1858 yılında İngilizlerin Hindistan’ı işgali bu hareketin lideri SeyyidAhmed Han’ı, “Kurtuluşun tek reçetesinin Batı’daki gibi dini sorgulamaktan geçer” fikrine itmiştir. İşte bu, Batı’ya karşı kompleksin ve mağlubiyet psikolojisinin ta kendisidir.

“Kur’an İslam’ı” söylemi, aslında Kur’an-ı Kerim’i bağlamından kopartmaktır ve Kur’an’a yapılabilecek en büyük kötülüktür. Bu anlayış, Peygamber Efendimiz (sav)’in misyonunu inkârdır. Kur’an-ı Kerim’de “Kim, Peygamber’ e itâat ederse Allah’a itâat etmiş olur…” (Nisa, 80) ve “…Peygamber size ne verdiyse onu alın, size neyi yasakladıysa ondan da sakının…” (Haşr, 7) ayetleri Peygamberimize itaatin önemini belirtmektedir.

Peygamberimiz (sav)’in misyonu, Kur’an’ı açıklamak ve yaşayarak uygulanabilirliğini göstermektir. Nitekim Kur’an’da “Biz, o Peygamberleri mucizelerle ve kitaplarla gönderdik. Ey Rasûlüm, sana da Kur’an’ı indirdik ki, kendilerine indirileni insanlara anlatasın olur ki; iyice düşünürler” (Nahl 44) ve “Biz kitabı (Kur’an’ı) sana ancak, onlara, hakkında ayrılığa düştükleri hususu açıklayasın ve onu iman eden bir millete doğru yolu gösterici, rahmet sunucu olsun diye indirdik” (Nahl, 64) buyrulmaktadır.

Peygamber Efendimiz (sav)’in Kur’an’ı açıklamanın dışında hüküm koyma yetkisi de vardır. Peygamberimi (sav)’in bu yetkisi Kur’an’da “Rabbin hakkı için, onlar, aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem yapıp sonra da verdiğin hükümden nefisleri hiç bir darlık duymadan tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe, iman etmiş olmazlar” (Nisa, 65); “Herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, eğer gerçekten Allah’a ve âhiret gününe inanıyorsanız onu Allah’a ve Resûlü’ne götürün...” (Nisâ, 59) ve “Allah ve Resûlü, bir işte hüküm verdiği zaman, artık inanmış bir kadın ve erkeğe, o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah’a ve Resûlü’ne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur” (Ahzâb, 36) ayetlerinde vurgulanmaktadır.

Peygamberimiz (sav)’e bizzat Allah-u Teâlâ tarafından Kur’an’ı açıklama yetkisi verildiği ayetlerle sabitken, bunu görmezden gelenlere Kur’an-ı Kerim’deki “Allah’ın ayetlerini yalanlayıp onlardan yüz çevirenden daha zalim kim olabilir?” (En’am, 157) ayetini hatırlatmaktan başka ne yapabiliriz ki!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Siyami Akyel - Mesaj Gönder



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?