Reklamı Kapat

Her şey geçecek!

İçinde yaşadığımız zaman bizleri hızlı bir döngünün içerisine doğru çekiyor. Bu yüzden sürekli değişen bir dünyaya adapte olmak için mücadele veriyoruz. Ve bütün bu mücadelemize rağmen bir türlü kendimizi tamamlanmış hissetmiyoruz aksine giderek eksiklik duygusunun girdabında boğuluyoruz. Her şeyden uzaklaşırken, yalnızlığımızı da perçinliyoruz. Aslında içinde yaşadığımız çağ sürekli olarak bize, kendimizi evimizde hissettirmek için uğraştığını söylese de ne yazık ki bu bir vaatten öteye geçemiyor. Ondan dolayı da hayatı ikame için yapılan mücadele bizlere esenlik getirmiyor. Hattı zatında insana biçilen yapma/oluşturma/biçimlendirme rolü gereği insan, sürekli bir takım inşa faaliyetlerinin içerisine giriyor. Kolaylaştırmak ve konforlu bir hale getirmek için giriştiği uğraşlar insanı kendinden, topraktan ve de hayattan uzaklaştırıyor. İnşa edilen bütün yapıları seviyor; kentleri, akıllı binaları, arabaları, teknolojik diğer araçları ancak bunlarla yaşamayı sevmiyor. Dışından bir ilgisi var ama içine girince kayboluyor.

Kendimizi ve dünyayı dönüştürme olanakları vaat eden dünya düzeni diğer yandan elimizdeki her şeye göz dikmiş bir şekilde sürekli bizi bizden uzaklaştıracak, benliğimizden koparacak adımları atıyor. Bunun karşısında ne insan ne de hiçbir geleneksel yapı, kurum durabiliyor. Bir çığ etkisi gibi önüne çıkan her şeyi yok etmekle tehdit ediyor. Özellikle yeni bir dilin, yeni bir etkileşim dünyasının kapılarının açılmış olması insanı daha özellikli kılmak yerine elindeki bütün özellikleri alarak adeta bağımlı hale getiriyor. Daha çok içine dönük hale gelen insan, sorumlu olmaktan uzaklaşırken belki de en önemli özelliğini yani kişiliğini ve maneviyatını yitiriyor. Daha korumasız, daha acımasız bir hale büründüğünde ise acıyı daha büyük acılarla yok etmenin yollarına başvuruyor. Bunu yaparken hırçın, öfkeli ve saldırgan bir şekilde hareket ediyor. Nitekim bu hareket tarzı ile aczinin farkında olmasına rağmen ona karşı kör, sağır ve hazımsız oluyor. 

Günümüzde kişilik ve maneviyat yitimi, yukarıdaki sorun yumağının temelini oluşturmakta ve bu noktada kişiliğini, varlık nedenlerini yitiren insan için kitlesellik yeni bir varlık alanını meydana getirmektedir. İnsan, bu varlık alanında bütün zaaflarını yok ettiğini düşünüyor, kitlenin değerleri ile kendine zırh oluşturarak yaşamayı seçiyor. Çünkü kitlelerin benlikleri yoktur ve ruhları iç gerilim ve dinamizmden yoksundur. Kitlenin bir yolu, bir derinliği, geçmişi ve geleceği yoktur. Bu yüzden ihtiyaçları, düşleri dışarıdan oluşturulur. Bu da sistemin arzu ve ihtiyaçlarına göre şekillenir. Bundan dolayı bugünün insanı sıkışmış arada bir haldedir. Onu daha yakından görmek için eşya ile münasebetini iyi tahlil etmek gerekir. Eşya ile oluşturulan hayal pazarlanmaktadır ve insan bir ömür o hayali satın almak için devinir. Çağdaş dünyanın kurduğu bu kurmaca alan; dünyayı, çevresini ve kendisini tanımaması içindir. Modern insan, modern bir masal içinde yaşar ve sınırların dışına çıkması ise hayli zordur. 

GuyDebord, Gösteri Toplumu adlı eserinde: “Gösteri kendini asla sorgulatmayacak bir gerçeklik olarak sunar. Mesajı, görünen şey iyidir; iyi olan görünür” olduğunu ifade eder. İyiyi kötüyü, güzeli çirkini, haklıyı haksızı ayırabilmemiz için bugünün bütün örüntülerinin dışına çıkıp, gerçekle yüzleşmemiz gerekir. Ancak bu aşamadan sonra yeniden kendimizi tanıyabilir, tanımlayabiliriz. Bu işlemi yaptıktan sonra içeriği dolu bir umuttan bahsedebiliriz. Bugün ikna olduğumuz, uzlaştığımız bütün bu aldatmacadan çıkabiliriz. Ekonomik, sosyal bütün kurguları boşa çıkarabilir yeniden tertemiz bir adım atabiliriz. Kişiliği/şahsiyeti oturmuş, kendi benliğini şekillendirmiş;  ahlak ve maneviyatını ikame etmiş bir insanı bulabiliriz. O insan, bu kokuşmuş sadece acı ve yoksulluk üreten yüzyılı dönüştürebilir. Yoksa modern dünya’nın çizdiği “her şey yolunda” resmine baka baka geçiyor zaman. Ya kurgu ya gerçek yoksa her şey geçecek. Hoşça bakın zatınıza…

TAŞ GEMİ

Not: “Mil çekmişler sanki şu gözlerime/Görüyorum ama görmez gibiyim” diyor, Müslüm Gürses, Mil Çekmişler şarkısı’nda. İbrahim Çapar’dan…

Azam, “Başka bir dildeki şarkı insanın yüreğine bu kadar mı işler” diyor ve Eleni Vitali’nin, ‘EnaXeimoniatikoProi’ isimli şarkısını dinlememizi öneriyor. 

Orhan Taşkır, Musa Eroğlu’ndan “Geldi geçti ömrüm”ü dinleyelim der. Bir muhasebedir nihayetinde…

“Kaldırır başını koridor boyunca/

Ölü gözü ampul/Gülümser yüzünde.”

Behçet Necatigil

Bize Kadar:

1- İbni Arabî, “Allah bir kuluna rahmet indireceği vakit, onun kalbinde yer edinmiş olanlara da rahmet eder” der.

2- Goethe, “İnsan kalbinde ne taşıyorsa, dünyaya bakınca onu görür” der.

3- MuhyiddinŞekur, “Neyi feda edersen, o sana ihsan edilir. Neye kıyamazsan, onunla da sınanırsın” der. 

4- Bu hafta şiir var, şair minnet eylemez. Yağız Gönüler’in,  İzdiham’dan çıkan şiir kitabı “Minnet Eylemem”i okuyalım derim. Şiir iyi gelir yaşama kavgasına…

5- Yusuf Yalanız’ dan bu haftaki filmimiz. SidneyLumet’in 1957 yapımı, “12 Angry Men/12 Öfkeli Adam Fimi”ni bu aralar tekrar izlemek iyi gelebilir diye düşünüyorum.

TEKKE

“Hayal, ipleri elinden kaçırmaktır. Oysa öyle bir dünyada yaşıyoruz ki o ipin ucu sizin elinizden bir kaçtı mı hemen bir başkasının eline geçiveriyor. Ondan sonra siz hayal ediyorsunuz ama bir başkası yaşıyor. “ (İsmet Özel’den Tadımlık)

Bir Lahza:

“-Çok güzel bir yer seçmişsin. Toprakla yaşamak herkese nasip olmaz. İşin de, zamanın da sana ait.” (EasyRider, 1969)

DAĞARCIK

“Gureba, gurbette olduğu için rahat edemeyendir. Dinmeyen bir rahatsızlık içinde debelenir. Yaralanır, kanar, kaşınır, acı çeker; tek coşkusu ıstırabıdır. Ama bilir bu rahatsızlık sayesinde huzur bulduğunu; eşyanın, düzenlerin, hesapların arasında, küllî bir boşluğun anlamsız ve cüz’î bir yankısı gibi birbirinin aynı olan insanların yollarından saptıkça sükûn bulur. Ayrı düşmek ferahlıktır daima. Ne kadar hüküm verilmişse o kadar inkâr içinde yaşar. Yabancıdır o ya da yabandan gelendir; barbardır o ya da uygar olmayandır… Soluksuz kaçar yapılardan, müesseselerden.” (Alper Gürkan’dan Tadımlık)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Biten - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?