Reklamı Kapat

Ümmetin aç kurtlarıyız

Asgari ücretle çalışan bir kişinin de milletvekili olan birinin de “Ayın sonunu getiremiyoruz” serzenişleri nedendir hiç düşündünüz mü? Neden kimseye aldığı maaş yetmez? Neden kimsenin ihtiyacı bitmez? Neden insanların pek çoğu günlük kullanım kılavuzlarına “Tamam, doydum, yeter” kelimelerini eklemez?

Bu sorulara cevap olarak sayılabilecek elbette çok fazla sebep ve herkesin kendince söyleyeceği cevapları vardır. Fakat kılıf olarak kim ne söylerse söylesin bu, çağımızın belki de en büyük derdi olan, Efendimizin (s.a.v.) de “Ümmetimin fitnesi” olarak haber verdiği mala olan düşkünlük ve mal yığma hastalığından başka bir şey değildir.

Yaşımız kaç olursa olsun, statümüz ne olursa olsun, kadın da olsak erkek de yaşlı da olsak genç de hepimizin içine işlemiş, damarlarında dolanan bir virüstür mal sevdası. Erkeklerin daha çok araba, arsa, altın şeklinde büyük meblağdaki mallara merakı, kadınların ise özellikle giyim kuşama, süse, mobilyaya ve mutfak gereçlerine olan düşkünlüğü vardır.

Böyle olduğu için küçücük ilçelerde, kasabalarda bile araç yoğunluğundan trafik sıkıntısı yaşanmıyor mu zaten? Bu yüzden alışveriş merkezleri, marketler, giyim mağazaları, bijuteri dükkânları, züccaciye reyonları dolup taşmıyor mu insanlarla? Kadınların dolaplarında yeni eşya koyacak yeri olmadığı halde “Giyeceğim hiçbir şeyim yok” demeleri de bundan değil midir? Ya da komşusunun, arkadaşının evinde gördüğü yeni mobilyalardan sonra evindeki daha eskimemiş olan mobilyalarını değiştirmek istemesi?

Erkeklerin yeni model araçlar çıktıkça hali hazırda bulunan kendi arabalarına bakışlarının değişmesi bundan değil midir? Yahut arkadaşlarında gördükleri ultra büyük televizyonlardan sonra evdekinin yanına ondan büyüğünü ekleme, odalarına ve hatta mutfağa bile televizyon koyma dertleri?

Elbette istisnalar vardır. Evine yiyecek temel gıdaları zor götüren, ayın sonunu getiremeyen ve kendisinin de eşinin ve çocuklarının da çok az kıyafetlerle günleri geçiren insanlar mutlaka vardır. Fakat bu mal hırsı öyle bir fitne ki kişiyi, eline ne kadar para geçiyorsa o denli ihtiyaçlı duruma düşürmekte ve normalde almayacağı şeyleri, eli genişleyince gözünü kırpmadan alabilir duruma getirmektedir.

Mal tutkusunun bir fitne olduğunu bilen bazı insanlar “Müslümanlar da iyi evlerde oturup kaliteli kıyafetler giymeli, lüks arabalara binmelidir” bahanesi altına sığınarak har vurup harman savururken, bazıları da “Peygamberimiz bir hasırda yaşamış” diyerek kendi pejmürdeliğini Allah Rasulü’nün sadeliği ile kapatmaya çalışmıştır.

Peki, ne yapacağız? Gerçekten bunca nimet verilmiş ise, bunlar Müslümanların elinde olmamalı mıdır? Gayrimüslimler her şeyin en iyisini kullanırken Müslümanlar düşkün durumda mı olmalıdır? Elbette hayır.

Elbette bizler de Rabbimizin verdiği nimetlerden faydalanacağız. Elbette bizler de ferah evlerde oturup güzel araçlar kullanacağız. Fakat o eşyaların bize araç olarak verildiğini, Rabbimize daha çok hizmet edelim, O’nun yolunda daha fazla koşturabilelim diye kullanılmak üzere istifademize sunulduğunu asla unutmayacak ve malımızın bize değil, bizim malımıza sahip olduğumuzu, sahip olduğumuz eşyalarımızın bizi değil, bizim eşyaları kullanmamız gerektiğini bilerek bu nimetlerden faydalanacağız.

Bu, öyle ince bir çizgidir ki kişinin bu çizgiyi aşmamak için sürekli bir gayrette olması gerekir. Malı bizim olduğu için değil, bizi Allah yolunda daha gayretli ve maharetli kıldığı için sevmek. O malın, evin, eşyaların, arabanın, kıyafetlerin, sahip olduğumuzu sandığımız her şeyin aslında sadece emanetçisi olduğumuzu bilmek. Sadece emaneten verilen şeyler içinse ahiretini heba etmedeki saçmalığı fark edebilmek. Evinin temizliğine, eşyalarının kullanılabilirliğine, aracının konforuna, kıyafetlerinin yakışırlılığına dikkat etmenin, aynı zamanda Müslümanlığının bir gereği olduğunu ama ne kadar imkânı olursa olsun, ihtiyaç fazlasını, ihtiyaç süsü vererek sadece nefsine söz geçiremediği için alınan, yığılan, biriktirdikçe de evlere, dolaplara sığmayan her türlü şeyin de sistemin dayatması, zamanın fitnesi ve şeytanın tuzağı olduğunu bilerek yaşayabilmek...

O halde niyetlerimizi bir kez daha gözden geçirmek ve dükkân, mağaza, market gezerken bir kez daha düşünmek, gerçekten ihtiyaç olduğu için mi yoksa nefsimiz tatmin olsun diye mi bir şeyler alıyor olduğumuzun cevabını vicdanımıza vermek zorundayız.

Efendimiz, “Mal ve makam düşkünü bir adamın dinine verdiği zarar, koyun sürüsüne saldıran iki aç kurdun sürüye verdiği zarardan daha büyüktür” (Darimi/Kitabu’r-Rikak 2733) uyarısını kalbimize rehber etmek ve mal tutkusunun çok tehlikeli bir sevda olduğunu, kalbimize daha fazla mal, daha fazla dünya ve dünyalık sevdasını doldurdukça, o kalpte asıl sahibine yer kalmayacağını bilerek gözümüz de gönlümüzü de dünyalıklara karşı doymuş seviyeye getirmek durumundayız…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Meryem Nida - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?