Üstadın hatıratının ağır hüznü

Üstadın eserleri bir derya. Yaşamı, yapıtları ile yarışan çok değerli bir başka derya. Son günlerde hem büyük şair ve mütefekkirimizi yitirmenin derin acısını yaşamaktayız. Hem de eserleri ile değer yarışına girmiş yaşamının hüzünlü ayrıntıları ile sarsılmaktayız. Evimizde hatıratı okunurken onun çektikleri, hepimizi derdinden örselemekte. Nasıl ki her “Hüma Kuşu” türküsünü dinlediğimde ağladığım gibi, üstadın hatıratının ıstırap dolu bölümleri beni gözyaşlarına boğmakta. 25 Temmuz 1988’den başlayarak, 5 Şubat 1992 yılları arasında 113 bölüm halinde yazdığı “Hatırat”ını baştan sona tekrar okudum. İslâm’ın Dirilişi uğruna yalnızlığı, münzeviliği ve maddi yoksulluğu seçerek manevî zenginliği benimseyen hayatı, ötelere gidişinin acı ve elemini bir daha irileştirip, daha bir katmerleştirdi.

Hatıratını neden kitap olarak yayınlamadığına dair sorgumuza, hatıratı yazarken bu içli yürek yeterince ipuçları vermişti: “Geçmiş çok azizdir bende. Fakat onu yeniden yaşamak, ıstırap kaynağı. Hele onu anlatmak, daha da beteri. Her şeyi anlatmak imkânsız. Anlatılsa da inanılması imkânsız. Bu bakımdan ne kadar çıplak olarak anlatılırsa anlatılsın hayat, hatıratta kelimelerden örülü bir giysi içinde verilecektir. Hayat en ılımlı, hayat vahşi ve yırtıcıdır. Ama en yırtıcı hatırat bile yansıttığı hayatın yanında ılımlı ve ehil kalır. Hayat hikâyemi çok genel ve kuşbakışı çizgilerle, ana şemasıyla öz bir şekilde yazmak istiyorum. Kişilere (ki çoğu hayatta) pek dokunmadan. İlerde bunu genişletip daha teferruatlı bir (Anılar) oluşturabilir miyim bilmiyorum…

Hatıralar’da olayları mümkün olduğu kadar olduğu gibi anlatmaya çalışıyor, kimselerin tahammül edemeyeceği kadar ağır olanlarını ya hiç yazmıyorum veya tahammül edilebilsin diye hafifletiyorum. Gönlüm isterdi ki, herkesten sevgiyle, övgüyle bahsedeyim. Hatta zaman zaman böyle yapmadığım için yanlış mı yaptım diye tereddüde düşüyorum; ‘herkesin iyi tarafını, yaptığı hizmetleri yaz, herkesten sevgiyle bahset, öv geç’ gibi bir düşünce aklımdan geçmiyor değil. Ama Hatıralar bu makamla başlamadı.

Nasıl, şarkılar, türküler hangi makamla başlarsa öyle gider, aynı şekilde Hatırat’ta hep aynı havada ve tarzda yürür. Hatıralara başlarken, çok ağırlarını hafifletmek şartıyla, hep hakikati yazmayı prensip kabul ettim. Bugüne kadar da bu ilkeyi izleyerek yazdım. İstedim ki, bizden sonrakiler, gerçek hayatımızı bilsinler, yaşadığımızın hakikatine ersinler. Hangi şartlarda, nasıl bir ortamda görev yaptığımızı, İslâm’ın Dirilişi idealimiz için çalıştığımızı bilsinler. Hayallerinde canlandırdıkları hayatlarımızla kimliklerimizi, gerçek hayatımızla ve kimliklerimizle karşılaştırsınlar bundan sonra daha gerçekçi olsunlar. Bizim neslin, bizden evvelkilerin ve bizden sonrakilerin hatalarını işlemesinler. Birbirlerine daha hoşgörülü sevecen ve yardımcı olsunlar. Kısa vadeli değil, uzun vadeli düşünsünler.

Acaba hata mı ettim, diye düşündüğüm oluyor, itiraf ederim. Kimi arkadaşları veya kimseleri kırdığımı biliyorum; niyetim elbet kimseyi üzmek ve kırmak değil. Niyetim, mümkün olduğunca hakikatleri yazıp yeni neslin hayallerle, uydurmalarla, efsanelerle değil, acı da olsa gerçeklerle yetişmesini ve kendisini bekleyen göreve aslanlar gibi girişmesine katkıda bulunmaktır. Çünkü yeni nesle İslâm’ın Dirilişi’ni gerçekleştirmek, Ortadoğu’da İslâm’ın süper gücünü kurmak gibi dev bir görev düşüyor. Bu yüzden yalanlarla bu nesli aldatmak istemedim. Hiç edebiyat yapmaya girişmedim. Hadiseleri adeta belgesel notlar gibi kaleme aldım. Allayıp pullamadım. Hatta hislerime, hayallerime fazla yer vermedim…” O, dost iklimlerin insanıydı. Düşman ortamlar onu bitirirdi. Üstad, İslâm’ın ve insanlığın dirilişi için harlı bir mücadele verdi. Çoğu kez örselendi, kırıldı ve yalnız bırakıldı. Lakin o mümin kardeşleri tarafından kendine yapılan onmazlık ve olumsuzlukları görmezden gelerek yarı aç yarı tok olarak onurlu mücadelesini sürdürdü. Soylu ve imrenilecek bir hayat yaşayarak, metafizik donanımın engin ürpertisiyle dolup taştı. Ruhu şad olsun, gelecek nesiller üstadın en büyük eseri olan güzel yaşamını örnek alsınlar inşallah.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

Ercü - Teşekkürler mine hanım..dirilişin üstadı sezai karakoçu tekrar hatırlattığınız iliklerimize kadar hissettirdiğiniz için..Allaha emanet olun..

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 28 Kasım 10:32


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 4.250 TL oldu! Yeni rakamı nasıl buldunuz?