Kimi Boynundan Atkılı Kimi Beyninden Tutuklu

İngi̇li̇z Atkili Güzeller Elleri̇ Taşli Gezerler

Markası özellikle görünecek ve okunacak bir atkıyla boynunu saran AKP MKYK üyesi Mücahid Birinci’nin sosyal medyada tartışmalar başlatan twitidir konumuz. İlan edilen atkı markasının bir İngiliz firmasına ait olması ve 330 pound fiyat etiketi taşıması, insanlarımızın aklına ülkemizdeki asgari ücretin alım gücünü düşürürken, yaptıkları paylaşımlara “Dillerindeki Ömer/İngiliz atkısıyla gezer” gibi isyanlar yazmalarına ve duyulan rahatsızlıklara değineceğiz biraz biraz. Rahatsızlık deyince AKP’li Birinci’nin boynunda reçete yazılacak bir hastalık ve benzeri şeyler gelmesin okuyucularımızın aklına. Zira yanında durarak fotoğraf pozu verdiği sayın Erdoğan’ın da atkısı var ve o paltosuyla sıkı kapatmış boynunu.

Halbuki sayın Birinci’nin açık bağrından bir de gözlük sallanmakta, atkısına paralel. Dolayısıyla AKP’li Birinci’nin rahatsızlığı tepkisel bir rahatsızlıktır. Cevabı da tepkinizi tekmelerim şeklindedir. Fakat önce taşlarla bir deneme yapar. “Hay atkı kadar kafanıza taş düşsün.” AKP insanlarının gökten üç elma düşürmeli masal geleneğimize uzaklıklarının ve Türk siyasetine Demirelce yerleştirilen taş düşürme geleneğine yakınlıklarının tipik bir örneği vardır burada.

İcraatlarındaki yolsuzluklara “Yahya–yeğen Yahya” diyerek tepki veren muhalefete tek cevabı vardı Demirel’in: “Başınıza Yahya kadar taş düşsün!” Taş düşürme geleneğini, atkısı kadarlıkla tescilleyerek kayıtlara geçirtirken sayın Birinci, öğüt vermekten de geri kalmıyor: “Bir, iki kitap okuyun, tarih okuyun, kendinize fayda.” Sebebini de izah ediyor: “Siyasetçiyi atkı üzerinden vurmak çok naif...” Fransa’dan gelen bir kelime kullanarak, atkısı üzerinden yaralı kuş yapılmasını tecrübesizce ve acemice bulduğunu vurgulayan siyasetçimiz, okumayı, tarih okumayı tavsiye ederken, kendisi acaba neden çocukluk günlerinde seyrettiği bir Tv dizisinde kalmış? Şaka şaka. Böyle derin soruların şimdi sırası değil. Teşhislerini ve tespitlerini konuşturduğu, içine askerlik sanatını da katarak tasnif ettiği muhaliflerinin tariflerine razı olması, kabul etmesidir gelmek istediğimiz nokta.

“Aslında sıkıntı şu... Biz kimiz de o atkıyı takabiliyoruz dimi. Mütedeyyinler, maneviyata sahip olanlar kim ki... Dünyanın meşru nimetlerinden tek, azınlık ama egemen düşüncenin kurşun askerleri faydalanır. Bu azgın azınlığa göre biz, ‘Bizimkiler’ dizisindeki kapıcılarız.” Konu seçim kazanmak, oy toplamak olduğunda kendilerini “Biz kimleriz? Biz Altay’dan gelen erleriz/Çamlıbel’de uğuldarız; coşar gürleriz” mısralarıyla anlatanlar yahut öyle anlatanlara ortak koşulanların, iktidarlarında boyunlarına kadar battıkları “marka”lar sorulduğunda acınma dilenciliğine durmaları “Kurşun askerler” dediklerine karşı savunma olsa gerek. “Mütedeyyinler, maneviyata sahip insanlar kim ki...” 28 Şubat’larda sorulan böyle sorulara karşı partileştikleri iddiasıyla bu ülkede, yeni yüzyılın tüm senelerinde iktidar olanlar, 2021 Kasım’ında sorunun değişmediğini bu cümle ile ilan ediyorlar.

“Meşru nimet” diyerek atkısındaki İngiliz markasına meşruiyet kazandırmaya çalışan AKP’li Birinci, “Azınlık” olanın “Egemen” olduğunu vurgularken zayıf karınlarını göstermesi de enteresan. Biz kimiz, sorusuna verecekleri cevaba iyice yaklaştık. “Bu azgın azınlığa göre biz,” “Bizimkiler dizisindeki kapıcılarız!” Razı olmaya bakar mısınız? Muhaliflerimiz diye tarif ettiklerinin bir atkı markasıyla kabul ettirdikleri sıfattan şikayetçi bir halleri de yok. Bunu da farketsin okuyucularımız. Zira dikkat çekeceğimiz bir alan daha var. Bize bu kadar yazıyı kaleme aldıran atkı markasının ilan edilircesine görüntülere sunulduğu bir fotoğraftan bahsederek başlamıştık. Sorumuz şu:

Acaba o marka gösterme bir şifre mi idi? Bir ispatın anahtarı mı idi? Ki göze alınan muhalif hücumlara değsin. Demirel’den de söz etmiştik. Onun iktidarında, onun bağlı olduğu derneğin üyelerinin birbirini bilme ve haberleşme işaretleri vardır bilgisi yayılmıştı gençlik arasında. Hatta bu durumu rahmetli Osman Yüksel Serdengeçti, “Seçimlerden önce hacılarla, hocalarla – Seçimlerden sonra masonlarla, localarla” sloganıyla sabitleyerek millete anlatmıştı. İtirazını Fransızca’dan gelen bir kelimeyle anlatmaya çalışanın, 20 yıllık iktidarımızda, boynumuza takacağımız bir markamız olmadığını, ben de işte böyle anlatıyorum, dediğine mi inanmalıyız yoksa?

KÖPRÜLER YAPTIDIK GOL OLSUN DİYE

“Eskiden İngiltere gelir sekiz tane gol atar giderdi Türkiye’ye. Ama artık barajın, havalimanının en büyüğü, köprülerin en uzunu, büyüğü bizde.”  Türkiye’yi eski Türkiye’likten çıkarıp yeni Türkiye yaptıkları iddiasındaki AKP yetkililerine bu açıklaması ile Tarım Bakanı da katılmış. Yaşı 40’ın üzerindeki insanlarımızın hatırlayabileceğini vurgulayarak, Türkiye’de bahsini ettiği 8–0’lık İngiltere mağlubiyetimizin benzerlerinin güçlü olduğumuz yeni Türkiye’de de yaşandığını sayın Tarım Bakanı niçin bilmiyor, yahut görmezden geliyor? Gazetelerin “Grup sonuncusu olduk.” “En kötü turnuvamızdı” gibi başlıklarda duyurdukları olay, AKP günleri sayılan 2021 tarihinde yaşandı. İngiltere’nin gelip 8 tane gol atma sebebini, ehliyetli ve liyakatli oyuncu seçmemeye, hak eden ve işi bilen insanlara görev vermemeye bağlayamayan bir bakan, futbolda başarılı olmayı büyük havaalanı ve uzun köprü sahipliğiyle değerlendirirse, iktidarda AKP adlı bir parti vardır denir. Hem bizim Uzunköprü ilçemiz AKP’den çok önce vardı.

SON YUNUS’UMUZU UĞURLARKEN BİR MECBURİ CEVAP

Mahzun dervişimizin vefatından sonra sen yazmayacak mısın onu sorularına muhatap oldum. Ak sakallı yaşıtlarımdan İbrahim Balcı, ardından yazılan tüm yazıların linklerini telefonuma doldurdu hatta. İstiyordu ki geç kalmayayım. Lakin benim ya haddimi aşarsam endişem vardı. Yine de önüme aldım kağıtların en beyazını; adımın Hıdır olduğunu bilerek.
“Ey yeşil sarıklı ulu hocalar bunu bana öğretmediniz” mısraıyla başlayan şiirine vurulmuştum ilk. Şiir seven ve beni onun şiirleriyle tanıştıran arkadaşlarımdan farkım da bu şiirdi. Onların sevgili şiirleri ezberlemeleri normaldi, ama ben evliydim.

“Hükümdarın hükümdarlığı için halka yalvardığı Ama yine de eşsiz zulümler işlediği vakitlere erdim, Bunu bana söylemediniz!” “Milli Şef” günlerindeki kadar olmasa dahi çocukluğum İnönü hakimiyetinde geçmiş, yeni yetmelik çağımdan itibaren ise gövdesinin genişliğine rağmen karnı dar yaratılmış Demirel’in intikam hesaplı yönetiminde yaşamıştım.

“Diriliş Neslinin Amentüsü”nü en saygısız duruşunu sergileyerek “Skandal kitap” iftirasıyla ihbar eden CHP’nin turfanda muhbiri Gamze Akkuş ilgezdi kimin hangi kitabı okuması gerektiğini emretmeden önce, bizzat ve şahsen oturup “Solculuk” kelimesini ilk kullanan İnönü’nün nasıl bir ayırımcılık yaptığını anlayana kadar okumalıdır. İhtilal yaptırarak dizayn ettiği siyasetin yeniden başbakanı da olan İnönü, Ortanın Solu’nda kendilerini tanımlarken yaptığı, en basit deyimle ülkeyi ikiye bölmek değil miydi?

Kelimeleriyle içini titrettiği çoğu kalem erbabı yazdı mahzun dervişimiz Sezai Karakoç’un ardından. Şairlerin gruplandırılıp adlandırılmalarının en başından sayılı günlerinin kayıtlarını dökenler dahi oldu. Bunlardan biri de bayan İlgezdi’nin solculukta yarışamayacağı Habertürk yazarı Muhsin Kızılkaya idi. “Solcu olmayan tek şair”in “üvey evlat” muamelesi görmesi bize hiç şaşkınlık vermez. Üvey evlat muamelesi dolayısıyla, solculuğunu diktasına dayanarak yapmışlarca başbakanımızın asıldığını biliriz. Muhsin Kızılkaya’nın, Sezai Karakoç’a “Türkiye’de modern şiir” kitabında yer vermedi Murat Belge demesinin de bizce hiçbir önemi yoktur. Çocuklar babalarının ezikliğini içlerinde hep taşırlar. İsteyen Necip Fazıl–Burhan Belge ilişkilerine bakıversin.

Solcu saydıkları İdris Küçükömer’in Türkiye’de solcular sağcıdır demesini tartışamayanların, “Batılı anlamda sağcılık solculuktur benim gözümde” diyen ve Kur’an’da tanımlanan anlamda “Sağcıyım” demenin kitabını yazan mahzun dervişimiz Sezai Karakoç’a salyalı saldırı teşebbüsündeki bayan İlgezdi, halkı kin ve düşmanlık tahrikinden bir an önce vazgeçmelidir. Onun da kitabı satın alınsın dediği Uğur Mumcu’yu okusa ve tanısa idi ihtilalcilere hazır ol duruşu göstermiş hukukçular günlerine, böyle çağrılar yapmaya soyunmazdı. Hem de genel başkanı “Helalleşmek” gibi bir sağcılık deyiminin cazibesine kapılmışken.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necati Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 4.250 TL oldu! Yeni rakamı nasıl buldunuz?