Tahsil Hayatım (4) Hayat Mektebi

Aslında en gerçekçi tahsil, hayat boyunca öğrenilenlerdir. İnsan tahsil esnasında öğrendiklerini hayata tatbik ettikçe olgunlaşır, pişer. Yoksa öğrenilenler insana yük olmaktan öteye geçmez. Elhamdülillah, âcizane “hayat mektebinde” hayli köklü tahsil yaptığımı düşünüyorum. Şimdi tahsil hayatımın bu safhasıyla ilgili notlar aktarmak istiyorum. Hayatımın ilk dört senesinde yazın 4-5 ayı köyde geçirmişim. Ninemin dedesi Hasan Ağa’ya ait 8 köy var. Dedem o arazilerin bir kısmını icara, yani ortaklık şeklinde ektirmekte imiş. Hâsılat zamanı ninem rahmetli ile anam rahmetli bir de ben (daha bebekken) köye gidermişiz. Anam ile ninem işçilere yemek hazırlarlarmış. Dedem tarlalardaki ekinleri kaldırmak için hayli işçi tutarmış. Ben hayatımın o safhasıyla ilgili yalnızca tavukların, hindilerin peşinde koştuğumu hatırlıyorum.

3-4 yaşında iken oyuncak vosvos arabama ip takar, onunla birlikte bir çıkının içerisinde koluma takılıveren öğle yemeğini sokağın başındaki amcam ile babamın çalıştığı dükkana götürürdüm. O vakit iki kardeş kendilerine ait çorap atölyelerinde fason iş yapar, ürettikleri çorapları tanınmış firmalara verirlerdi. 4-5 yaşında iken halalarımla birlikte dedemin koyunlarını gütmemizi çok iyi hatırlıyorum. O zaman bizim evin az yukarısı çayırlık, çimenlik alanlardı. 6 yaşında ilkokula başladığımı söylemiştim. İlk yaz tatilinde, daha tatilin ilk gününde dedemle el ele tutuşarak hana gittik. Babamla dedemin işyeri şimdi otel olan Şire Han’ında idi. O tarihten itibaren hayatımın hiçbir devresinde, okul hayatında “tatil” yaptığımı bilmem. Hep çalışmışımdır. Bütün erkek çocukları için bu tarz hayatı tavsiye ederim. Çocuklar, ya bir sanatta, ya bir zanaatta, ya bir ticaret erbabının yanında çalışsınlar, hayata hazırlansınlar, bir meslek öğrensinler.

Benim ilk işim, paskülcü Kara Ahmet amcanın yanına oturarak, kuru üzüm çuvalları tartılırken, onu yazmaktı. Sonraları mesuliyetim büyüyecekti. Bazen günde 10 kamyon buğday satıldığı olurdu. Ben yine kamyonla gider, kantarda buğdayı tarttırır, fabrikaya teslim eder, sonra da parasını alıp gelirdim. Bazen buğdaylar Kahramanmaraş’taki un fabrikasına satılırdı. O vakit de yine kamyonlarla gider, buğdayları tarttırır, fabrikalara teslim eder, sonra da parasını tahsil eder alıp gelirdim. Tomar tomar paraları kese kâğıdına koyup getirirdim. O arada kamyonun şoförü ve bizimle birlikte giden çiftçiler “korumalığımı” yaparlardı. Babamın ve dedemin işleri çok yoğundu. Kamyonlarla buğday, mercimek, nohut, susam satarlardı. Bir günde yüzlerce çuval kuru üzüm, sandıklar dolusu fıstık, tenekelerle zeytin yağı satıldığını bilirim. O arada gelen köylülerle sohbet ederdim. Bana çocuk değil de büyük adam muamelesi yapar, arkadaş gibi davranırlardı. Babamın bu şekilde özgüven aşılaması, köylülerin olgun adam muamelesi yapması, o yaşlarda bizi sanki olgunlaştırmıştı. İşin doğrusu o yaşlarda hiç de çocuk gibi davranmıyordum. Sanki tecrübeli bir ticaret erbabı gibiydim. Çok çalışıyordum, ancak haftalığım da yaptığım işle orantılı olarak hayli dolgundu. Ben de kazancımın mühim kısmını kitaplara yatırıyordum.

Sıklıkla yaptığımız köy ziyaretleri de hayat mektebinde edindiğim kazançlardandır. Üç halam ile üç teyzem köyde yaşamaktaydı. Ayrıca köyde yaşayan pek çok yakın akrabamız vardı. Onları ziyaretimizde köy hayatına aşina oldum. Harman yerinde “cer cer” dediğimiz biçerdövere binerek (ki onu da ya at, ya katır çekmekteydi) buğdayın saplarından ayrılması çalışmasına katkıda bulundum. Ata, eşeğe, traktöre bindim. Bağdan üzüm kopardım. Bostandan, kavun, karpuz, salatalık topladım. Ağaçlardan dut, incir, fıstık, ceviz, kayısı topladım. Cenab-ı Hakk’ın bu kudret mucizelerinin nasıl yetiştiğini yakinen müşahede ettim. Bu arada kuzenlerle harman yerinde top oynadık, güreş tuttuk. Şimdiki çocuklar gibi, elimizde akıllı telefon veya tablet robot gibi durmadık. Koşturduk, koyun, kuzu yaydık, sağılırken hayranlıkla baktık. Geceleri dam üstünde yıldız tarlalarına bakarak uyuduk. Sabahleyin bazlama, sıkmaç, bembeyaz tereyağı, organik yumurta ile kahvaltı yaptık. Şimdiki çocukların kitaplarda, filmlerde gördükleri ve imrendikleri bir hayatı biz doyasıya yaşadık.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Burhan Bozgeyik - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 4.250 TL oldu! Yeni rakamı nasıl buldunuz?