Ortada soru yok, ama istediğiniz sorudan başlayabilirsiniz

24 Kasım “Öğretmenler Günü” olarak 1981 yılından (12 Eylül sonrası) beri kutlanıyor. İlk zamanlar öğrenciler ve de velileri tarafından öğretmenlere hediye takdimi bugünün en büyük ağırlığını oluşturuyordu. Öğretmenler öğrenciler tarafından ne kadar sevildiklerini meslektaşlarına bu şekilde kanıtlamış olurlardı. Bazı öğretmenler kendilerine takdim edilen hediyeleri iki üç günde ancak evlerine taşıyabiliyorlardı. Bir sınıfın velilerinin organize olarak aralarında para toplayıp, öğretmene altın bilezik, kolye, künye, küpe veya küçük ya da tam altın hediye ettikleri de olurdu. Hediyeye layık görülmeyen öğretmenlerin içinden ne geçerdi bilinmez. Fakat şu bir gerçek ki maddi ağırlığı olan bir hediyeyi vermek de almak da sorundan hâli değildir. Neyse ki 24 Kasım’larda artık bu hediye yağmuru dinmiş durumda. Yapılanın iyi ya da kötü olması ile bir ilgisi yok bu yağmurun dinmesinin. Tamamen veli-öğretmen, öğrenci-öğretmen ilişkisinin durağanlaşması ile ilgili bir durum. Durağanlıktan kastım, öğrencinin hayatında öğretmen imgesinin düne göre bugün en zayıf dönemini yaşamasıdır.

Öğretmenler için bir günün olması diğer günlerin hükümsüz ve alelade olduğu anlamına gelmez elbette. Tahsis edilen bir gün, öğretmen camiasının problemlerini daha yakından görmemize vesile olabilir. Bu sayede öğretmenlik ve toplumsal değeri üzerine etraflı düşünme imkânı da oluşabilir. Hepsi bir tarafa, öğreten-öğrenen ilişkisi en büyük inşa hareketidir. Ne güzel ifade etmişti Nurettin Topçu: “Bize siz ne iş yapar ne vazife görürsünüz diye soranlara; ‘bizim vazifemiz karakter yapmaktır, şahsiyet yaratmaktır’ diye cevap vermekte saadet buluruz.” (Nurettin Topçu-Maarif Davası) Öğretmenlik bir kırtasiye işi değildir. Verileri ya da verileni kâğıda geçen zabıt kâtibiyle onu karıştırmamak lazım. Topluma yön veren, aydınlatan ve kurduğu cümlesiyle cümlemizin kafasında istifham bırakandır. “Öğretmenler Günü” bir farkındalık günü ise şayet bu zamana kadar negatif ya da pozitif anlamda fark edilen noktalar öğretmen üzerinden eğitime nasıl uyarlanmıştır bunu görmek hakkımız olsa gerektir. Her 24 Kasım’da aynı taltif cümlelerini kurmak sözün ister istemez samimiyetini sorgulatacaktır. Zira nasıl öğretmen kurusıkı söz yayıcısı bir ulak değil, eyleme dönük bir hayatın yol göstericisi ise, öğretmeni işaret eden parmak, dillendiren söz de organik olmalıdır.

Şayet 24 Kasım’larda öğretmene sıraladığınız taltif cümlelerinde samimi iseniz, yani öğretmen karanlıktan aydınlığa çıkaran ise, neden kendine ait meselelerde bile söz sahibi değildir? Eğitim üzerine estirilecek her beyin fırtınasında ön saflarda öğretmenlerin olması gerekmez mi? Öğretmenin ne dediğinin ve nasıl söylediğinin hiç merak edilmemesi ilginç değil midir? Bazı meslekler ruhlarında değerler manzumesini ve sanat unsurlarını barındırırlar. İnsan ile ilgili olanlar bunlar içinde ilk başta yer alır. Öğretmenlik “neyi” “nasıl” yapmak gerektiğine dair incelikleri özünde barındıran bir meslek, daha doğrusu bu yönüyle bir sanattır. Sabır, adalet, merhamet, sevgi ve emanet duygusu ile tek başına bir değerler abidesidir o. Sabır eğitimi almıştır, değerlendirme yaparken adaletten sapmamayı şiar edinmiştir, rotası insan sevgisine ayarlıdır, her öğrencinin değer unsuru bir emanet olduğunun bilincini taşır, merhameti içinde diri tutmak için vicdanının sesini ilk önce hep kendisi dinleyip kendisine dinletendir.

Öğretmen kendinde olanı verebilendir. Kendi dağarcığında olmayanı varmış gibi davranarak aktarmaya kalktığında sahteliğiyle kendini ele verir. Dediği gibi bizim Yunus’un: “Dışarıya o sızar, içeride ne varsa.” Kabını doldurmayan ya da delik bir kova ile su taşımaya kalkanın sonu mahcubiyettir. Öğretmen haritada deniz görüp boğulmamalı. Haritaları sahile taşımalı. Değerler eğitimini tüm müfredata yayan maarifimiz öğretmenin değerini unutursa söze nereden başlayacağı konusunda kararsız kalır. Öğretmen şayet görev yaptığı okulda önemli olduğunu hissetmiyor ve değerli olduğuna dair bir emare göremiyorsa 24 Kasım’lardaki iltifatın motive edici bir yönü de kalmayacaktır.

Siz duydunuz, gördünüz mü bilmiyorum, ama ben ne duydum ne gördüm. Bir öğretmen bir okulda on-on beş yıl görev yapıyor, okulu evinden ayırt etmeden gece-gündüz çalışıyor. Sonra bir gün tayini başka bir okul veya bir başka ile çıkıyor. Ne beklersiniz? İster üç ister on üç yıl çalışmış olsun bir öğretmenin yuvası bildiği, hatıralar biriktirdiği okulundan ayrılırken esaslı bir yolculama yapılır, hiç olmazsa kapıya kadar uğurlanır ve her fırsatta da hatırlanır. Heyhat! Amiri tarafından kararnamesi eline tutuşturulur ve teslim tesellüm tutanağı acilen imzalatılarak kapı gösterilir. İstisnaları bir kenarda tutarak bunları söylüyorum. Okullar alelade kurumlar değildir. Buna rağmen bir postane memuru bile bir başka yere tayinle gönderilirken, yaşanan hatıraların yüzü suyu hürmetine mütevazı bir veda çayı tertip edilirken, öğretmenin böylesi durumlarda uzaktan bile olsa el sallayanı yoktur. Bir meslek ferdinin kıymeti tümel cümleler ve genel söylemlerle değil çalıştığı en alt ve en küçük kurumda gördüğü muamele ve yaklaşım biçimiyle anlaşılır. Öğretmenin değerini hakkıyla bilenlere selam olsun.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hüseyin Akın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

Yaşar Akgül - Sadece iki yıl (okulda ve dershane de)öğretmenlik yapmış biri olarak benden de selamlar olsun...

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 30 Kasım 17:07


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2022 ne kadar olmalı?