Gökten Düşen Elmaların Akıbeti

Sayısı Ashab-ı Kehf gibi bilinmez değildir, farklı rivayet edilmez. Üç denmişse üçtür, beş elma düşmez. Ama beş değil beşbin elma da düşse asla adil paylaşılmadığından üç beş kişi üçünü beşini yer, geri kalanı çürür gider.

Gökten niye bir başka meyve düşmez de elma düşer diye merak eden aklıevveller de yok değildir. Farz edelim ejder meyvesi düşmüş olsun, ne fark eder? Sonuçta bu fazlaca talihlilerin nasibine sunulan meyveler, insan olanlardan oldukça uzağa düşer. İnsan olan da kalkıp onu düştüğü yerden almaya, kendisinin ve de isteyenin istifadesine sunmaya yanaşmaz. Öylece düştüğü yerde çürür gider.

Tahammül ve tevekkül arpa boyuyla ölçülebilen mesafelere dair olunca gökten düşen yahut yerden biten elmalar üç beş ayrıcalıklı kişinin elinde heder olur. Zaten hepi topu üç elmadır ve onları elde eden, hepsini yiyip tüketemediyse hoşafını çıkarıp, pekmezini yapıp kendi yarınlarına saklar. Bu cihetten bakınca havadan gelen elmalar dünyayı doldursa ne fark eder? Sonuçta birkaç kişi istifade edebilecek, diğer insanların kullanımından itina ile çıkarılacaktır. Evet, üç elma düşer; biri anlatana, biri yandaşına, biri de yalakasına gider. Yahut üç elmanın üçüncüsü sebepsiz zenginleşme mazeretiyle hazineye devredilir. Paylaşıma şahit olanlar öylece bakar. Biri yer biri bakar; kıyamet ondan kopar.

Gökten üç yerine iki elma düşse, dibinde aç kurtlar gibi bekleşenler kurtlukta düşeni yemek kanundur deyip o iki elmayı paylaşamaz, birbirlerini keserler. Hâlbuki elmayı gökten düşüren birinden birine mülkiyet hakkı tanımamıştır. Dilimleyip paylaşmak kimsenin işine gelmez. Tek hücreli canlılar bölünerek çoğalırken bunlar, bölünen her şeyin azaldığına hükmeder. Nitekim kendileri eşeyli çoğalırlar ve kadim inançları doğrultusunda nitelikten kaybederler. Tür olarak çoğalır, insanlık olarak azalırlar. Sebebi de herhalde gökten düşen elmaların hep kendilerine düşmemesine yorarlar.

Gökten düşen üç elmanın hiç olmazsa birini kaparım diye ardından koşmayıp ağaç dikenlerin yani kendi emeğiyle elma üretmeye yeltenenlerin durumu da çok farklı değildir. Elindeki ürün bolluğu sebebiyle her ürünün üreticisi gibi elmadan hazzetmez olur. Hem ürettiği elmaların hepsini yiyip tüketebilecek hali yoktur. Özenle toplayıp, kasalara yerleştirip bir toptancı, simsar, üçkâğıtçı, exper yahut kabzımal bulup satmaya kalkar. Heyhat tezgâhta reyonda fahiş fiyat dolayısıyla alıcı bulamayan ürün, üreticiden çıkarken hiç para etmez. Üretim maliyetini karşılamadığı için yahut ölü fiyattan satmaya gönlü elvermediği için elmalar üretenin elinde kalır. Belki bir müddet çoluk çocuk, konu komşu istifade eder. Kalanı çürür gider. Daha da yılmamışsa gidip elma veren ağaçlarını keser, araziyi satar şehre taşınır. Nasılsa kestiği ağaçların yerinde ne türden tarım faaliyetine girişse, elde ettiği ürün heder olacaktır.

Bir de haksız yere gasp edilen elmaların davasını güdenler vardır. Parti kurup, dernekleşip, vakıf ve de cemaatlerle bir şekilde organize olup düşüp yaralanan elmaların ardından koşarlar. Sırasında sendikalaşır, adil paylaşılmayan elma mağdurlarının sesi olurlar. Kapılarında mersolar passatlar çoğalırken muktedirlerle, elmanın hasını yiyip tüketenlerle, yetinmeyip kalan bir elmaya göz dikenlerle aynı masaya oturup asgari elma dağıtım şartlarını konuşurlar. Onlara umut bağlayanlar, hayatın başka türlü bir anlamı olabileceğini hiç düşünmezler. Baştan bilseler, bir ömür uğraşılan alanda birkaç arpa boyu yol almak avuntusuyla iktifa etmezler.

Bir bakıma insan, gökten düşüp yerde ne yapacağını, nereye yuvarlanacağını bilemeyen elma gibidir. Akıbeti de kimin eline, kimin alanına düştüğüne göre değişir. Kimi güçlünün, her düşeni kurt edasında yiyebilenin eline düşüp kendisinden bir ömür istifade ettirir. Kimi de nasipsizlikten kırılır, nereye savrulacağını bilemez. Nihayetinde ölür, çürür gider. Nasipsizler ölüsünü, nasibi olanlar ömrünü çürütür. Onlar, gökten düşüp yerde yaşamak gerçeğini hiçbir zaman anlamadığından bir odunun gölgesinde, onun hizmetinde ve himayesinde ömür çürütmekten gocunmaz. Onlar kullanıcı değil kullanılandır. Onlar üretici olmayı akla getirmez, ürünün bizzat kendisi olmayı kabullenirler. Hep mağdurdurlar, hep ezilirler. Ancak haklarının ardında değil, sadaka niyetine kendilerine bahşedilen bir dilim elmanın peşindedirler. Yıllar evvel olup bitmiş gazyağı kuyruklarından yakınıp ikiyüzelli gram ekmeğin başını beklerler.

Çürümek kaçınılmazdır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İshak Koç - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 4.250 TL oldu! Yeni rakamı nasıl buldunuz?