Bir inat uğruna

Normal şartlarda da insanlar paralarını nerede değerlendirmek istediklerini sorarlar pek tabii.. Ancak Türkiye’de, son yıllarda bu sorunun başlıca sorulma amacı, Türk Lirası’nın önlenemez düşüşünden gelirlerini mümkün mertebe korumak, ekonomi politikalarının başıboşluğunun da verdiği korkuyla kendilerini elden geldiğince koruyabilmek olmuş durumda.

Normal şartlarda, sokaktaki vatandaşın gündeminde para politikası, faiz oranları, döviz kuru gibi kavramların yeri olmaması gerekir. Ancak bizim gibi ekonomik zeminin her daim kaygan olduğu ülkelerde, insanlar yaşanabilecek parasal şoklara karşı devamlı teyakkuz halinde olmak durumundadır.

Özellikle de son 5-6 yıllık dönemde ekonomik yapının sürekli olarak daha da kötüye doğru gitmesi, hayat koşullarının enflasyonun da etkisiyle zorlaşması, milli paramızın göz göre göre yaşadığı değer kayıpları neticesinde alım gücünün de hızla erimesi, insanları normal şartlarda ilgilileri dışında kimselerin bilmediği ve ilgilenmediği konuları da takip eder hale getiriyor. Merkez Bankası Para Politikası Kurulu’nun aylık faiz toplantıları, artık toplumun önemli bir gündem maddesine dönüşüyor. Bu durum bile durumun normal olmadığının bir göstergesi değil midir?

Anasol-M iktidarı döneminde, Ecevit’e yönelik yazarkasa atılması hadisesini 20 yıl boyunca tekrarlayanların, bugün ortaya koydukları ekonomik performans itibariyle ekonomiyi o günlerin bile fersah fersah gerisine düşürdükleri gerçeği ortada duruyor. Yüksek enflasyona bir türlü çözüm bulunamıyor ama bunun yerine gereksiz gündemlerle, saçma sapan polemiklerle, gerçeklikten kopmuş akıl mantık dışı argüman ve hedeflerle(!) kamuoyu algısı yönetilmeye çalışılıyor. Yetmezmiş gibi, devletin resmi kurumunun açıkladığı ve kimseleri ikna etmeyen, hayatın gerçeğiyle bağdaşmayan ekonomik veriler eliyle de bu sahte algı desteklenmeye çalışılıyor.

Ama yine de olmuyor. Her nasılsa sürekli yüzde 20’ye doğru yakınsayan ama ne hikmetse bir türlü de yüzde 20’yi aşmayan enflasyonla mücadele etmek varken, onun sonucu olan faizle güya mücadeleye girişiliyor. Çünkü “faizle mücadele” görüntüsü, kitlelere yönelik mesaj ve yaklaşan seçim öncesinde “yeldeğirmenlerine karşı savaşan şövalye” kahramanlığı pozları için daha uygun. Enflasyonla mücadelenin kitlelere pazarlanacak b ir teatral veya artistik tarafı yok, tersine tabir-i caizse “acı reçete” gerektiren bir niteliği var. “Faize karşıyım” argümanı ise ortada buna yönelik hiçbir icraat olmasa bile algı operasyonları için biçilmiş kaftan gibi.

Türk Lirası’ndaki korkunç erimenin ve halkın, milyonların göz göre göre fakirleşmesinin siyasi iktidar sahiplerinin gündeminde nokta kadar yerinin olmaması da, bu yöndeki eleştiri, sitem veya dert yanmaların bile en hafifinden “nankörlükle” karşılanması da aslında birer göstergedir. En başta da yanlışlığı ve saçmalığı baştan beri belli olan politikalarla iyice çıkmaza sürüklenen ekonominin sorunlarının, bu durumun müsebbibi olanlarca düzeltilemeyeceğinin ispatıdır. 

“Verin yetkiyi, görün etkiyi” ucuz sloganıyla ifade edilen güya “faizle mücadele”nin gerçek karşılığı, bütçeden her sene faiz ödemesine tam manasıyla oluk oluk para akıtmaktır. 2022 bütçesinde 278 milyar lira açık verileceği öngörülürken, faiz ödemelerine de 240 milyar lira ayrılması hedefleniyor. Nasıl bir faizle mücadeleyse, Hazine “borç ödemek için” mütemadiyen borçlanıyor ve borçların faizleri de bütçede korkunç bir tutara ulaşıyor. Bütçeden faiz ödenen tutar, bütçe açığının yüzde 85’ine denk geliyor ve hala “faize karşıyız” mesajı verilebiliyor. Eylemle söylemin taban tabana zıtlığı bu olsa gerek.

Fakirleşmenin gözle görülür hale geldiği, paranın pul olmasının en hızlı şekilde gerçekleştiği, Cumhuriyet tarihinin ekonomik anlamda bu en tumturaklı döneminde bile bırakın en ufak bir sorumluluk hissetmeyi, en ufak bir tenkidi bile öfkeyle karşılayan bir siyasi iktidarın keyfî ve ekonomiyle uzaktan yakından bağdaşmayan politikalarını tartışamayan medyanın varlığı da bu ülkenin talihsizliğidir herhalde.

2021 yılında dolar karşısında yüzde 30 devalüe olan yani değer yitiren TL’nin durumunu Bulgaristan’da 700 avro maaş alıp Edirne’ye alışverişe gelen ve dolu dolu poşetlerle dönenler anlatıyor: “Paranız çok değersiz, keşke her gün gelebilsek…”

Az görülebilecek bir inat, başarısızlık ve fiyaskonun hikayesidir yaşadığımız..

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Burak Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

G.g. - faizle mücadeleyi en iyi millet ittifakı yapar.....

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 23 Kasım 18:04


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 4.250 TL oldu! Yeni rakamı nasıl buldunuz?