Ekonominin kitabını yazmak

Bismillâhirrahmânirrahîm;

YAZILARIMI okuyanlar bilirler. Çoğunlukla ekonomik konulara girmem. Fakat konu insanın gözünün içine girer boyuta ulaştığı için, birkaç söz etme ihtiyacını duyuyorum. Ekonomik problemler frenlenemez noktaya ulaştı. İşin daha garibi, herkesin gördüğü ve yaşadığı bir gerçeği hükümet ört bas etmeye çalışıyor. Lütfen, ülke yönetimini üstlenmenin şakaya gelir bir yanı olmadığını öğrenin!

Hâlâ, tehlikenin farkına varıp yöneticiler ve halk olarak “el birlik” bazı tedbirler almayacak mıyız? Tedbir için illâki Türkiye’nin batmasını mı bekleyeceğiz? Sıkıntı ortada dururken, kendi kişisel geleceğinin derdine düşen yetkilileri görüyoruz.

Edirne’ye alışverişe gelen bir Bulgar turisti, “Paranızın değeri yok” (17.11.2021) sözünü ediyor. Tarihçi İlber Ortaylı, “Zeytinlikleri söküp arazileri imara açmayın” (17.11.2021) uyarısı yapıyor. AB’nin yoksulluk, eğitim, istihdam gibi konuları esas alarak yaptığı “Sosyal Adalet Endeksi”ne göre, Türkiye 41 ülke arasında 40. sırada. Dahası, hepimizin yaşadığı şartlar ortada iken, siz, “Ekonominin kitabını yazdık” diyorsunuz. Halk kendisini yoksullaştıran kitabı ne yapsın?

Hükümet “öncelikli” hizmetin ne olduğunu göremedi. Herkesin her gün göreceği pazaryeri, park, yol, stadyum gibi hizmet yatırımlarına “öncelik” verdi. Bunların hepsi yapılmalı; ama “üretim yatırımlarına öncelik” verilmeliydi. Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, “Üretim yatırımlarını önceleyin” diye her fırsatta uyardı: “Parayı devamlı beton ve yollara gömdükleri için ekonomide yanlış yapıldı. Piyasa tıkandı.”

ŞİMDİ TEDBİR ZAMANI

HER işin başı “eğitim”dir. İşe “eğitim”den başlamalıyız. Önce, 12 yıllık “zorunlu” eğitimle kendi ayağımıza kurşun sıkıyoruz. Her şeyin “zorunlu”su olabilir, ama eğitimin “zorunlu”su olmaz. Bu, her şeyden önce yaratılışa, mizaç ve yeteneklere aykırıdır. Okullar, mizaç ve yetenekleri ölçer, her seviyedeki evlâmızı üretime yönlendirmeye çalışır. Gözü arazide, sanayi çıraklığında, araç kullanmakta olan bir çocuğu, 12 yıl okula gidip gelmek zorundasın, diyemezsiniz!

Bırakın, herkes mizaç ve yeteneklerine göre eğitim alsın! Okullar, rehberlik yapsın. Mizaç ve yeteneği öğrenim yapmaya elverişli olanları, çok iyi yetiştirmeye çalışsın! Bugünkü sistem herkesi “tüketici” olmaya zorluyor: “Sen ağa, ben ağa; bu ineği kim sağa!”

Başbakan Erbakan’a başarılı bir ekonomi danışmanlığı yapan Prof. Dr. Osman Altuğ, “Bir rektör, bir mühürle üniversite olmayacağını” anlatarak, “üretim” vurgusu yapıyor:

“Üniversite sayısını artırmakla, popülarite ile eğitim olmaz. Kantinler sınıflardan kalabalık. Gençlere iş bulamadığımız için naylon işlere giriyoruz. Yüksek öğretimin yalnız yüzde 5’i üretime yöneliktir. Yüzde 95’i sosyal bilimler. Yüz kişiden 5’i üretecek; 95 kişi konuşacak. En çok nutku da iş bilmeyenler atar.

Gençler boşuna yurt dışına kapağı atmaya çalışmıyor. Şu kadar üniversite açtık, diyorsunuz! Üniversite sayısı kadar iş buldunuz mu? Memleketi şarkılarla, türkülerle yönetmek gibi bir yöntemimiz var. Hedef 2023, reklâm sloganıdır.” (Millî Gazete, 04.02.2021)

RAKAMLAR ORTADA

HER şey ortada iken, hükümet hâlâ neyin inadında... AKP 2002’de iktidara geldiğinde dolar bugünkü söyleyişle 1.35 lira idi. 2005’te liradan 6 sıfır attı. Bu bir ekonomik tedbir değil, “teknik bir düzenleme”ydi. Yani, 1 milyon lirayı, 1 lira demeye başladık. Hükümet bunu ekonomik tedbirmiş gibi büyük panolarda reklâm etti.

Yaptıklarıyla öyle havalara girdiler ki, 1 dolar = 1 lira yapacağız, demeye başladılar. Öylesine inandılar ki, metal 1 kuruşluk, kâğıt 1 liralık çıkardılar. Ortada ciddi bir ekonomik tedbir olmayınca, 1 kuruşlar, kâğıt 1 liralar birkaç ay tedavülde kalabildi.

Hükümet, “Dövizleri bozdurun, Türk parasına yatırım yapın” diyordu. “Tüketim”e yönelik uygulamalar bugün doları 11 lira yaptı. Hükümete aldananların paraları 10 kat değer kaybetti.

Türkiye’nin dolara bağlı çalışması büyük risk… 1980’li yıllarda, içinde Türkiye’nin de bulunduğu 16 ülkenin, dışarıdan hiçbir destek almasalar bile, varlığını devam ettirebilecek potansiyele sahip olduğu söylenirdi. Kendi gücümüzle kalkınmalıyız. İsrafı ve yolsuzlukları sıfırlamalı; seferberlik ilan edercesine tasarruf tedbirleri dönemine girmeliyiz.

Gelinen noktayı “tehlikeli” ve “çöküş”e sürükleyecek boyutta görüyorum. Dolar füze hızıyla yükseliyor. Türkiye borca esir hale geliyor. Sorundan iktidar da muhalefet de sorumlu. Ya hükümet başkanı bütün siyasi liderleri toplayıp bir çıkış yolu arayacak; ya da bütün partileri toplayabilme potansiyeline sahip olan Saadet Partisi bunu yapacak! Konuşmadan olmaz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Şakir Tarım - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 4.250 TL oldu! Yeni rakamı nasıl buldunuz?