Bıkmadan, usanmadan İslâm’a davet

Bismillâhirrahmânirrahîm;

İSLÂM davetinin ideal olarak yapılabilmesi için, bu hizmete uygun olarak yetişmiş donanımlı, olgun, bilgi ve hikmet sahibi hocalara ihtiyaç var. Hocalarımız karakterli ve İslâm’ı yaşamaya çalışan örnek insanlar olmalı. Kul kusurdan uzak değildir. Hocalarımız oturup kalktığı yeri bilmeli, sözlerini süzerek ve dikkatli söylemeliler. Hocaların yaptığı küçük hataların bile, toplumsal yansıması büyük oluyor.

İslâm, toplumsal birlik ve bütünlüğün en kuvvetli harcıdır. Doğru temsil edilmesi elzemdir. Ehl-i Sünnet akidesi, içte çatışmaya izin vermez. Akait ve fıkıh ilminin kurucusu Ebu Hanife Hazretleri El-Fıkh’ul Ekber adlı eserinde, “Ehl-i kıble tekfir edilemez” hükmünü koyar. Yumuşak ve kuşatıcı bir dil kullanır. İslâm toplumunun bütünlüğünü esas alır.

Ehl-i Sünnet anlayışında tekfir kolay kolay ağza alınmaz. Konuşmak zorunda kalınırsa, şahsa değil; “fikre” nispet edilir. İmam-ı Azam Efendimiz kendisini tekfir edeni bile şöyle tevil etmiştir: “O, beni değil, şahsımın kabul ettiği İslâm anlayışını tekfir ediyor.” “Bizim söylediklerimizin tamamı din değil; Allah’ın dininden anladıklarımızdır” demeye çalışmıştır.

Ağzımızı tekfire alıştırmayalım. Çünkü karşımızdaki kişide o özellik yoksa söylediğimiz söz kendimize döner. Ehl-i Sünnet anlayışında samimiyet ve titizlik gösterenler, doğru akide ve sahih inancı öğrenmeye ve öğretmeye çalışmalıdır. Meselâ; Arapça ve ilmi dirayeti olan hocalarımız hiç beklemeden El-Fıkh’ul Ekber derslerini başlatmalıdır. Bu konuda mezhep asabiyeti değil; ilim hâkim olmalıdır.

İRŞADI SÜRDÜRELİM

İSLÂM, toplumumuzun ortak değeridir. Bunu bilmeli, ayrıştırıcı olmaktan kaçınarak “bütünleştirici” bir dil kullanılmalıdır. Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, Aralık 2020’de, Diyanet personeline video mesaj yoluyla, “Bıkmadan, usanmadan davete devam edeceğiz. Gece gündüz demeden halka irşat yolunda çalışacağız” diyerek şöyle uyardı:

“Şükrümüzü, gayretimizle ve çalışmalarımızla gösterelim. Aksi halde, yani bu vazifenin hakkını vermezsek hem dünyada, hem âhirette azabı ve hesabı ağır olur.”

Kur’an’da “iyilikleri emretme, kötülüklerden alıkoyma” emri defalarca anlatılır. Bu farzın yerine getirilmesi İslâmî hayatın canlı tutulmasını, Müslümanların helâl-haram sınırlarını koruyarak İslâm’ı yaşamalarını sağlar. O kadar ki, bu görevi yapanlar için, “İşte kurtuluşa erenler onlardır” (Al-i İmran, 104) müjdesi verilir.

Allah Resulü (S.A.V.) de, İslâm tebliğini insanlara ulaştırmanın ecrini müjdeler: “Bir insanın hidayetine vesile olmak, yüz kızıl tüylü deveden veyahut üzerinden güneşin doğup battığı bütün toprakların fethinden daha hayırlıdır.” (Buhari)

İki yıldır yaşanan salgın sürecinde camilerimiz 74 gün kapandı. İbadetle ilgili kısıtlamalar yaşandı. Safları sıklaştırarak kılınması gereken namazlara fizikî mesafe kondu. Virüsü bahane eden nice insan camiye gelmedi. İbadet hayatı gevşedi.

Geçtiğimiz Cumartesi’den itibaren fizikî mesafe kalktı. Şimdi bütün gücümüzle ibadetlere sarılma; insanları namaza, cemaate, camiye çağırma zamanı. Müslümanlar birbiriyle kaynaşsın; birbiri için yaşayan insanlar haline gelsinler! Kardeşlik doyasıya yaşansın!

NASIL MÜSLÜMAN’SIN!

İSLÂM davetinin “güzel öğüt ve hikmetle” (Nahl, 125) yapılması emredilir. İrşat çalışmalarında insanlarla ortak noktalar bulmaya çalışalım. İttifak ettiğimiz konuları konuşursak, ayrılık unsurları azalır; hatta sona erer.

Süleyman Şah Türbesi tartışmalarının yaşandığı günlerde, Millî Gazete’den hikmetli yazılarıyla tanıdığımız Fatma Tuncer Hanım’ın, “Bizi Ayıran Duvarlar” başlıklı yazısı yayınlandı. Millî ve siyasi olan bir konuyu mezhep taassubu ile yaklaşanlara sertçe uyarılarda bulundu:

“Bilinçsiz kitleleri peşinde sürükleyen bazı hocalarımıza şöyle bir soru sormak istiyorum: Hayatta olmayan bir kişiyi yerden yere vurmanın acaba kime ne faydası var? Bu çatışmacı dili kim ihraç ediyor? Kasım Süleymanî ile buluşabileceğiniz ortak bir noktanız olmasa dahi, kim olursa olsun, küresel çetelerin karşısında yer alan bir kişi ya da kişilerin yanında yer almamız gerekmez mi?

Ama buna cesaret edemezsiniz, çünkü söylemleriniz ve düşünce kalıplarınızı küresel odaklar belirliyor ve siz birbirinizi yerden yere vurup tekfir ederken, İslâm’ın düşmanlarına karşı müsamaha gösteriyor, onların önünde eğiliyorsunuz! Allah aşkına siz nasıl Müslümansınız?” (02.02.2021)

Her gün dijital dünyanın pompaladığı on binlerce haber bombardımanından kurtulabilmek için kendi “berrak” kaynaklarımıza “öncelik” vermek zorundayız. Gündemimizi kitap ve sünnet belirlemeli. Zihinsel arınma ve netleşme için İslâm’ın ölçüleri ile dünyayı okumalıyız. Dünya ve âhiret saadetini elde etmek de temiz ve bulanmamış kaynaktan öğrenilen “sahih” bilgilere bağlı.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Şakir Tarım - Mesaj Gönder

# Allah

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 4.250 TL oldu! Yeni rakamı nasıl buldunuz?