Hz. Adem ve Hz. Havva’yı cennetten çıplaklık çıkarttı

Hz. Adem (a.s.) yaratılmadan önce şeytan cennette yaşıyordu. Kendisinden sonra yaratılan, kendisinden üstün tutulan ve cennetten kovulmasına yol açan bu varlığa karşı düşmanlığı çok keskindi. İlk hedefi ise Hz. Adem (a.s.) ve hanımını cennetten attırarak huzurlarını bozmaktı. Bu husus: "Ey Âdem! Şüphesiz bu (şeytan), sen ve eşin için bir düşmandır; sakın sizi cennetten çıkarmasın; sonra mutsuz olursun.”(1) ayet-i kerimesinde açıkça belirtilmektedir. Bir de şeytanın başka bir hedefi daha vardır ki; o da şu ayet-i kerimede ifade edilmektedir: “Derken şeytan, kendilerinden gizlenmiş olan avret yerlerini onlara açmak için kendilerine vesvese verdi.” (2)

İki ayet arasında herhangi bir çelişki söz konusu değildir. Zira şeytanın asıl hedefi Hz. Âdem ve Hz. Havva’yı cennetten çıkarmaktı ve bu şeytani hedefini gerçekleştirmek amacıyla kullandığı yollardan biri de onların avretlerini ve ayıp yerlerini açmaktı. Şeytan, eğer işin bu kısmını başararak onların avret yerlerini açtırabilirse işte o zaman onları cennetten çıkarttırarak asıl büyük hedefini gerçekleştireceğinin bilincinde idi.

Ayet-i kerimede geçen “vüriye” kelimesi “gizlendi ve örtüldü” anlamına gelir. Allah Teâlâ, Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın edep yerlerini cennet elbisesi ile saklamış ve gizlemişti. Şeytan ise onların edep yerlerini açmak istiyordu. (3)

Şeytan, Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın cennetten çıkması, cennetin ayrıcalık ve nimetlerinden mahrum olmaları için olanca gücüyle çalıştı. Allah Teâlâ bu ayrıcalık ve nimetlerden şöyle bahseder: "Ey Âdem! Şüphesiz bu (Şeytan), sen ve eşin için bir düşmandır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın; sonra mutsuz olursun. "Şüphesiz senin için orada aç kalmak, çıplak kalmak yoktur. Orada ne susuzluk çekersin ne de güneş altında kalırsın.” (4)

Cennet, kötülükten arınmış bir mekândır ve orada ne açlık, ne çıplaklık, ne sususzluk ne de güneşin yakıcı sıcaklığı vardır. Bunun anlamı şudur: Bunun alternatifi kötülüktür. (5)

Şeytanın Hz. Âdem ve hanımını aldatma kıssası, Şeytan’ın sarsılmaz düşmanlığını ve onları aldatmak için ısrarını ortaya koyan pek çok yerde tekrarlanmıştır. Ancak gerideki ayetlerde Şeytan’ın aldatmasıyla karşı karşıya kalan Hz. Âdem’i bekleyen dört sıkıntıya dair verilen tafsilat ile “Şüphesiz senin için orada aç kalmak, çıplak kalmak yoktur. Orada ne susuzluk çekersin ne de güneş altında kalırsın” (6) kavl-i şerifinde verilen tafsilat ve Araf Sûresi’nde de geçen bu dört sıkıntı şekli de yine şeytanın Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın avretlerini ifşa etme hedeflerindendir. (7)

Allah Teâlâ, Taha Sûresi’nde “Bunun üzerine onlar (Âdem ve eşi Havva) o ağacın meyvesinden yediler. Bu sebeple ayıp yerleri kendilerine göründü.” (8) buyuruyor. A’raf Sûresi’nde de: “Derken şeytan, kendilerinden gizlenmiş olan avret yerlerini onlara açmak için kendilerine vesvese verdi” (9) buyuruyor. Ardından Allah Teâlâ şeytanın bu vesvesesinin neticesini beyan ederek şöyle buyuruyor: “Ağaçtan tattıklarında kendilerine avret yerleri göründü.” (10) Daha sonra Âdemoğluna bu sıkıntı şekillerinin tehlikesini vurgulayan ilahi uyarı gelmekte ve Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Ey Âdemoğulları! Avret yerlerini kendilerine açmak için, elbiselerini soyarak ana babanızı cennetten çıkardığı gibi, şeytan sizi de saptırmasın.” (11)

Hz. Âdem’in evvelki kıssasından bahseden ayet-i kerimeler bize birkaç önemli meseleyi vurgulamaktadır. O meseleler şöyledir: Setr-i avret (avret mahallini örtme) dürtüsü insanlığın nefislerinde yerleşmiş bir fıtrattır, yaratılışın başlangıcından bu yana hissiyatına konulmuş yaratılış ilkelerinden bir ilkedir. Yine çıplaklık da şeytani bir hedeftir ve o da yaratılışın başlangıcından bu yana onun yıkıcı programında bulunan temel ilkelerden biridir ve kıyamete dek sürecektir. (12)

 Kendisini Müslüman saydığı halde, çıplaklığı matah bir şey sanıp soyunma yarışına girişerek sokakları bir et yığınına çevirenler, şeytanın insan soyuna karşı ilan ettiği bu tarihi savaşın şeytani cephede saf tutan gönüllü askerleri olmaktan öte bir iş yapmış olmazlar.

 1-            Tâhâ, 117.

2-            A’râf, 20.

3-            El-Hâlidî, Siretu Âdem aleyhisselam, s. 127.

4-            Tâhâ, 117-119.

5-            Tâhâ, 117-119.

6-            Kıssatu’l-Halk, s. 289.

7-            Tâhâ, 121.

8-            A’râf, 20.

9-            A’râf, 22.

10-         A’râf, 22.

11-         A’râf, 27.

12-         Kıssatu’l-Halk, s. 289.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Kasadar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

02

654 - insan denen varlık yeryüzünün en kötü varlıklarıdırki cinler gibi yeryüzünde insan önce yaşayan varlıklar gibi insanın yaratılışdan kıyamete kadar yapmadığı zalimlik kafirlik imansızlık kalmadı allah dünya insanlığını ve diğer tüm insanlık alemlerindeki insanlığı allah ıslah eylesin amin allah tüm dünya halklarının haysiyetini şerefini namusunu bilinen bilinmeyen tüm gayb varlıklarını hayvanların engelilerin yatalak hastaların şerefini haysiyetini allah kurtarsın amin

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 01 Kasım 19:42
01

Şevket Yıldırım - sözün özüne binaen teşekkürler

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 01 Kasım 07:30


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 4.250 TL oldu! Yeni rakamı nasıl buldunuz?