Yaralı cami kalbi

Herkesin malumu.
Mekânların annesi camiler.
Başı sıkışanın, darda kalanın ilk aklına gelen.
O zihinden hiç silinmeyen yıllar önceki fotoğraf.
Cami eşiğine oturmuş kadın, yanında köpeği ve kedisi.
Hiç kimse yardım etmese, o eşikten geçen bir merhametlinin bakışları çevrilecektir onlara.
Bu yüzden zalimlik basamağında daha fazla ilerleyemeyen anne, terk edeceği bebeğini meyhane kapısına değil cami avlusuna bırakır her seferinde.
Bilir yavrusunu imamın ya da cemaatin şefkatli bir elinin kurtarıp hayata döndüreceğini.
Eşiği, avlusu, harimi aynı merhamet ırmağının şelaleleridir.
Afet hallerinde de önce camiye akın olur.
İstanbul’un Osmanlı döneminde sık çıkan yangınlarda özellikle ahşap evler zamanında cehennemi alevler mahalleyi sardığında en güvenli kaledir, anne mabet.
Depremin, çığın, selin vurduğu felaket günlerinde de yaralarımızı saranımızdır.
Elbet çokbilmiş cami derneği, bazen planı hususunda mimarın işine karışır, her seferinde imamı azarlar, kapısını kilitleyerek dışarıda kalanların içeri girip uyumasına, tekinsiz sokaktan kurtulmasına set çeker.
Merhamet bilgisizliğinin farkında olmayan mimar da anlayamaz tasarımını yaparken avluda bir zamanlar sıralanmış şadırvan kadar şah damarımıza yakın kütüphaneleri, tabhaneleri, imaretleri, şifahaneleri, hamamları, mutfakları unuttuğu planında cami kalbini nasıl kırıp incittiğini.
Salt ibadet değildir elbet o rikkatli cami yüreğinin beklediği.
Gelen insanlar okusunlar, konuşsunlar, birbirlerinin dertlerine, darda kalanın sıkıntısına çare bulsunlar.
Elbet ne betona para yatırmış, gösterişin cazibesine kapılmış üstelik bu iri sütunlara kutsiyet bile atfetmiş cami derneğinin zenginleri bu yüreğin acısını duyabilmekte ne tasarımı yapan maneviyat yoksulu mimar.
Katılım paradoksu.
Her toplantıda tansiyonun yükselmesi.
Müteahhidin o dik başlı mimarı ve zengin iş adamlarını uzlaştırırken döktüğü ter, ya bu iş burada yarım kalırsa endişesi.
Herkes kendi sözünün iktidar olması için kıran kırana vuruşurken duymamaktadırlar mabedin içini çekerek ağlamasını.
Zaten ne zaman kurumuş ki gözünün yaşları.
Koşar adım sadece Cuma günü gelip de hutbe okunurken bile elindeki telefonu daha cazip bulup vaazı dinlemeyen yıldırım hızı ile kıldıkları namaz için kullanıp da akabinde camiden, insandan hızla kaçtıkları bu kurumuş dereler gibi kuru kalpli insanlara en çok yanmaktadır.
Oysa ne dertliler vardır.
Tıpkı eşiğine oturmuş o kadın ve köpeği gibi günlerdir karınları aç garipler de gelmiştir belki bir merhamet sahibinin kendilerine yardımcı olacağını umarak.
Cami kullanıcısı bu sözsüz, bu konuşmasız katı kalpli insanlara yüreği dayanmamaktadır artık koca mabedin.
Kandillerin binlerce voltluk ışığına karşın koca yüreği karanlıklardadır.
Yan yana oturan insanlar değil sözle, bakışla bile karşılaşmak istememektedirler.
Kurucu kodlar, birer birer çözülmektedir.
O sücut olan, secde edilen yere bari yapılmamalıydı diye mırıldanırken mabet, toplanma anlamına gelen cem kökünden cami, koşarak gel hızlıca namazını kıl kaçarak git değil işte.
Toplanmanın bir anlamı var ve sen bu manayı çiğneyip geçiyorsun diye hıçkırmakta, kendisini duyacaklarından şüpheli, yaralı kalbine konuşmaktadır;
Kardeşlik ruhu kaybolmakta,
İçkin atmosfer darmadağın olmakta,
Manevi aura gittikçe tükenmekte,
Kimsenin umuru olmamakta.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2022 ne kadar olmalı?