Reddiyecilik-ıı

İnsan doğasının, bir yönüyle, hem iç oluşumu ve hem bunun dışa yansımasının alametlerini ya da belirtilerini, işaretlerini söz (kelam) ve eylem (fiil) şeklinde adlandırdığımız hareketler, devinimler yoluyla tanır, açıklar, yorumlar ve değerlendirebiliriz. Böyle bir adlandırma ya da tanımlama yapma gereği, hatta zorunluluğu duymamız, insan olmanın bir gereği, gerekçesi ve sonucudur denebilir. Söz ve eylem, aynı zanda canlı cinsi içinde insanın ayrı bir tür olarak tanımlanmasına da imkân vermektedir.

Bu çerçevede, bir önceki “Reddiyecilik” yazısında, söz ve eylemin anlaşılır ve kavranır düzeyde gerçekleşmesini, bir ölçüde, kabul ve ret şeklinde nitelendirebiliriz. Elbette bu nitelendirmeleri, daha teknik ifadesiyle, insan doğasına dayanarak yaparken, belli bir sınır içinde kalındığını, bir sınır çizmenin gerekli ve yararlı olabileceğini hesaba katmanın daha anlamlı olabileceği düşünülebilir.

Buna bağlı olarak, kabul ve ret edimlerinin mahiyeti, özelliği, neden ve sonuçları, aynı zamanda bunların temsil ettikleri inançların, değerlerin, yargıların da ayrıca açıklanma, irdelenme, yorumlanma konusu olabileceklerini hemen hatırlamak, hatırlatmak gerekmektedir.

Olgular bağlamında somutlaştırmak, kabul ve ret konusunu ihtimal biraz daha anlaşılır düzeye getirebilir. Bu açıdan farklı bilgi ve bilim dalları sınırsız sayılacak olguları, olayları ve durumları önümüze serme imkânına sahip görünmektedirler. Tabii bu bilgi ve bilimlerin kendi içinde ayrıma tabi tutulduğunu unutmamak şarttır. Aksi takdirde, konu edindiğimiz kabul ve ret söz ve eylemlerinin birbirine karıştırılması sakın doğurabileceği gibi, asla istenmeyen ve beklenmeyen sonuçlara ulaştırması da kaçınılmaz olabilecektir.

Sözgelimi, yeni bir inanç, düşünce, benzer şekilde sanat ve edebiyat, dolayısıyla tavır ve davranış, hayat tarzı, dünya ve evren görüşü karşısında, öncelikle insan, söz ve eylem olarak ya kabul ya da ret eder bir tutum gösterir, tarihe başvurduğumuzda bunun örneklerini kolayca gözlemleyerek çıkarabiliriz.

İlk bakışta, yerleşik olana karşı “yeni” şeklinde nitelendirilen şeyin, olgu ya da olayın kabul edilmesi olağan, normal görülür. Kabulün söz ve eylem olarak gerçekleşmesinde, insan doğasına uygunluğu öncelikle öngörülür, bu yönde yapılan değerlendirmeler de çoğunlukla aklın bir gereği şeklinde açıklanabilir. Ayrıca, “yeni” olanın, “yerleşik” olandan bütünüyle farklı bir anlama, mahiyete, öze, hakikate, ilke ve esasa vb sahip olduğu algısını, kavrayışını, duygusunu, düşüncesini vb. doğurmuş olması da mümkündür. Burada “yerleşik” olanın, insanın doğasını, beklentisini, ihtiyacını karşılamaktan yetersiz kalması, hatta bunları sınırlandırıcı bir işleve, güce ve ağırlığa bürünmüş olması da hesaba katılabilir. Mesela, Yaratıcı bir varlığın mevcudiyetine yönelen insan doğasının, birtakım somut şekillere, nesnelere indirgenerek, onlara olağanüstü anlamlar, değerler ve semboller yüklenmesi durumunda, insan doğasının doğal ve anlaşılır bir biçimde bir Yaratıcı varlığı kabul etmesi böyledir. Ya da, İslam öncesi Arap toplumsal değer yargısının olağan ve meşru bir eylem halinde benimseyerek uyguladığı dünyaya gelen “kız” çocuğunun canlı canlı toprağa gömülmesi örneğinde olduğu gibi. Daha çarpıcı örnekleri inanç, Tanrı, yönetim alanlarında da vermek mümkündür. Eski Mısır’da, İslam kaynaklarında Firavun kavramıyla tanımlanan ve aslında yönetici konumunda bulunan kişilere atfedilen nitelikler üzerinde durulabilir. Yönetici ya da Firavun veya kral olabilmenin birincil ve belirleyici niteliği “ölümsüz” bir ruha sahip olmaya bağlanmıştı. Oysa bir önceki kral artık yoktu, yenisinin olabilmesi için “ölümsüz” olduğunun birtakım ayinler, ritüeller yapılmak suretiyle, ona sahip olduğu varsayılıyordu. Bunun temelinde, bir tür kabul söz konusudur. Fakat kabul de kendi içinde çeşitli evrelerden geçerken “ret“ti de içermekteydi.

NOT: 25-27 Ekim tarihlerinde Kahramanmaraş Kitap Fuarı’nda Edebiyat Ortamı Dergisi Yayınları standında kitaplarımı imzalayacağım. Buluşmak dileğiyle.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2022 ne kadar olmalı?