Oaltodan çıkanlar kadar olmasa da Neva Bulvarı’ndan taşanlar

Yaşayanlar için memleket, psikolojik analizi bereketli, uzun boylu, sarışın Rus romanlarına dönmüş müdür bilinmez ama en azından gün içinde Gogol hikâyelerinden fırlamış müstesna karakterlerle rastlaşmak mümkündür. Tabi Gogol denince akla hemen Palto muhabbeti yani Dostoyevski’ye izafe edilen, “Hepimiz Gogol’ün paltosundan çıktık” mealindeki güzellemesi doğrultusunda, Rus edebiyatının yapıtaşı olarak anılan Akakiy Akakiyeviç karakteri gelir. Toplumun herhangi bir kalıbına girmeyen, diğer insanlara pek benzemeyen bu karakter, kıt kanaat geçinen, yoksul bir memurdur. Ölüp gittikten sonra paltosu Petersburg’da Kalinkin Köprüsü civarında görünse bile muhtemelen kendisi hayattayken Neva Bulvarı’na hiç uğramamıştır. Nikolay Gogol’ün başkent dilberi diye nitelediği Neva Bulvarı, tahmin edilebileceği gibi kentin gözbebeği sayılan ana caddesidir. Kentlerin birçoğunda hayatın akışkanlık gösterdiği Neva Bulvarı nevinden caddeler, hemen her sosyal gruptan her yapıdan insanı bir amaca dayanmaksızın üstünde taşır. Buralarda sadece isimler değişkenlik gösterir. İstiklal Caddesi, Atatürk Bulvarı, Cumhuriyet Meydanı gibi sadece kentin mukimlerine yahut mekânların müdavimlerine tanıdık gelen, memleket sathında orijinal, gayrısında farklı bir özellik, özgünlük bildirmeyen isimler bulunur.

Kentten sıkılmışlar için buralar çoğu zaman ‘mecburiyet caddesi’dir. Yapısal karşılıklarını tasvire hacet yoktur zira hem Gogol kadar ustaca anlatılamayacağından ve hem de herkes için bir şekilde bilindik olduğundan bu caddelerdeki ayrıntıyı betimlemek yakışık almaz. Ama en azından denebilir ki buralarda Piskarev gibi, Üsteğmen Pirogov gibi isimler dolaşmaz. Ya kimler bulunur? Orada, bir tekstil atölyesinden fırlamış ama çıkarken iplik parçaları yapışan kostümünü değiştirmeyi ihmal etmemiş Ali’lere, taksitle satın aldığı kıyafetlerini, marka ayakkabılarını giyip kuşanmış Ahmet’lere, ofiste gün boyu oturmaktan sıkılmış amaçsızca dolaşıp böylece piyasa yaptığını sanan Zeynep’lere rastlanır. İş çıkışı içini kaplayan amansız bir heyecanla makyajını tazeleyen ve sırasında aşırı acele ettiğinden bir taksiye atlamak suretiyle soluğu caddede alan Aysel’ler de gözden kaçmamalıdır.

İşçi, memur, dilenci, genç, ihtiyar, kadın, erkek vs. halkın her kesimden insanı söz konusu bu caddelerde sosyalleşir. Elbette emekli, KHK’lı, EYT’li, taşeron işçi, sözleşmeli, atanamayan gibi gruplar ‘ve sair’ içinde anılmalıdır. Nihayet onlar ‘her kesimden’ şeklinde zikredilen insanlar arasında anılamaz. (E anılamayanlara hasta, sakat demeden icabında çoluk çocuğuyla birlikte hapse tıkıştırılanları da dâhil etmek gerekir ki onlar hâşâ hiç ağza alınmaz. Onlar için sürgüne gönderilecek bir Sibirya bile bulunmaz. Caddelerin de müdavimi olamayan o grubu parantez içinde belirtmek gerekir.)

Caddede boş boş dolaşma ritüelini yerine getirirken herkes adeta Rus edebiyatından fırlamış kadar asildir. Mesela onlardan birine usturupluca yardım teklif etseniz hemen kılıcına davranır, sizi mertçe düelloya davet eder! Asla ve kat’a az sonra korka korka markete girip haftalık kampanyadan yararlanmak adına yağ sırası bekleyecek biri gibi görünmez. Hâlbuki kaybedecek hiç zamanı yoktur ve halk ekmek çabucak bitmesin diye acele etmek, uzayıp sokaklara taşan ekmek kuyruğuna girmek zorundadır. Tanzimden alıp ardiyeye çevirdiği odasına depoladığı patates soğan stoku çoktan tükendiğinden bir an evvel pazar artıklarına da yetişmelidir. İşte tüm bu acelesi içinde sizinle düello etmek fikri ihmale uğrar ama çok nankör olduğunuz; köprüler, yollar ve de SİHA’lar, insanların fi tarihinde bir ara gaz kuyruğuna girmek zorunda kaldığı falan yüzünüze haykırılır.  

Gogol hikâyelerinin can alıcı noktası canın alınmasıdır. Hakarete uğramış, aşağılanmış yahut kendince gayret edip aşağılaşmış kahramanlar eninde sonunda canından olur. Bu bazen verem olup bir deri bir kemik kalmak suretiyle, bazen aşırı yokluğa duçar olup açlıktan ve kederden, kimi zaman da kendi hür iradesiyle canına kıyıp intihar etmek şeklinde gerçekleşir. İşte tam da bu hikâyelerin emsallerine şimdilerde derli toplu bir şekilde ana haber bülteni denen, takip edenler için yokluğu unutturma garantili, aşırı manipülatif ve de şekillendirici televizyon programlarında rastlanır. Yoksa caddede başıboş dolaşmakta olan Ahmet’in, ertesi sabaha doğru canına kıyacağını, Ali’nin birkaç saat sonra karısını yoktan yere dilim dilim doğrayacağını, Aysel’in onsekiz yıllık kocasını terk edip Dürümcü Necmi’ye kaçacağını kim bilebilir?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İshak Koç - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2022 ne kadar olmalı?