Zor kış mı? Kurtlara ayaz mı?

Bana merhameti anlat; anlat biraz

Muhalif tv kanallarının siyasi tartışma programlarının hemen hemen hepsinde bir şekilde konuşulan “AKP’li bir Erdoğan daha” görüntüleri vardı geçtiğimiz hafta içinde.

Doktor sıfatı da olan eski milletvekiliymiş Hüsniye Erdoğan. Kanal 42 tv’de “Sümen Altı” programına konuk olmuş, lideri Erdoğan’ı ve AKP icraatlarını savunmuştu bazı Avrupa devletleriyle mukayeseler yaparak.

Diğer itirazcılar gibi “mini mini zam” savunmasına takılmayacağız. O mini mininin tersinden millete inim inim şeklinde yansıdığını da söylemeyeceğiz. Zira bu malumun ilamı olur.

Alıntılanın o dümdüz görüntülerdeki programın sahibi iki gazeteci gencin sessizliği, ezberiyle hazırlıklı bir konuğun anlattıklarını nefessiz dinliyor olmaları ve karşılıklı iki sükut heykeli gibi duruşları daha çok endişelendirdi bizi.

Seslendirilen o propagandaların ve savunmaların hiç bir yerinde itiraz edebilecekleri bir açık kapı yok mu idi? Yahut aşure çorbasına çevrilmiş o izahatlarda vurgulanan her şeye yabancı mı idiler? Fakat gazeteci sıfatları vardı.

Benzin dedi, doğalgaz dedi, elektrik dedi misafir konuşmacı. İngiltere, Hollanda, İsveç dedi; zam dedi, büyüdük dedi.

Girdi dedi, yansıma dedi; top gelince biraz yumuşattık dedi. Şefkat dedi, merhamet dedi, sevgi dedi, bağlılık dedi, sevda dedi, mecburen dedi.

Her şeye zam gelir mi dedi, marketçiler dedi, fırsatçılar dedi, acı dedi, menfaatperestler dedi, makul olan dedi, olmayan dedi, ayıp dedi, haksızlık dedi, gemi dedi, batacağız dedi. Uyarmak istiyorum dedi, merhamete gelmelerini istiyorum dedi. Yani “merhamet” kelimesini ikinci kez kullandı; iki dönem milletvekilliği görevinde bulunmuş ve fakat markete gittiğinde her hafta pirincin, bulgurun fiyatının değiştiğini de görmüş bir AKP’li konuk olarak.

Sözlüklerde “Acıma hissi ve derinden hissedilen üzüntü” tanımıyla anlatılan “merhamet” kelimesinin üzerinde duracağımız buraya kadar yazdıklarımızdan rahatça anlaşılmıştır.

Her kanalda sözü alan muhalif konuşmacılara her cepheden hücum cazibesi verecek bir savunma yapmasını AKP’li de olsa bir türbanlı kızımızın kabule çalışsak da... Tamamlanması zor bu cümlemizden sonra yazacağımız “merhamet” örneğine geçmeden, konukluğunun amacı ve onca savunmasının ana fikrine de bir iki laf edeceğiz eski milletvekili kızımızın.

“Sayın Cumhurbaşkanımızın ben biliyorum, onun şefkatini, merhametini, milletimize olan sevgisini, bağlılığını, sevdasını...”

Tarih kitaplarında 2002’den beri Türkiye’de iktidardaki AKP’nin lideri ve Cumhurbaşkanı diye yazılan sayın Erdoğan’ı, Meclis’te de bulunmuş bir partili 2021 yılının Ekim ayında böyle anlatıyor.

“Ben biliyorum” ama sizler bilmezsiniz, tanımazsınız... Gibi çağrışımlara yormayız elbette fakat... Neyse diyerek misalimize geçelim biz.

Cumhuriyet’imizin ilk yıllarında ilk banka soygunu vak’ası Bursa’da yaşanır. Çalışmaya gelen bir enişte–kayın ikilisi jandarma ile girdikleri çatışmalarda, köyünün adı “Yiğit Ali Köyü” yapılacak birini de vururlar.

Gazetelerde boyunlarından da prangalı resimleri basılan faillerin birinin hikayesini 80’li yıllarda bir siyasi dergi (Nokta diye aklımda kalmış) yayımlamıştı.

Aflara rağmen hapishane vukuatları dolayısıyla ömrünün 56 yılında mahpus kalan ve 6 ay kadar da köyünde yaşayan kahramanımızın kız kardeşini gidip Rize’de bulmuş ve konuşturmuştu derginin araştırmacı muhabiri.

Cesaretini, nişancılığını anlattıktan sonra merhametini de anlatmıştı yaşayan küçük bacı; hem de örneklendirerek.

“Ağabeyim bir gün gördü ki bir çoban bir koyuna vurmakta; çekti vurdi oni. Çok merhametli bir insan idi benim ağabeyim.”

Anketlerinden belli olur bir hükumet

Seçimlere yaklaştığımız her gün ülkemizde oluşan “umut havası”nı artırırken, muhalefet sözcülerinin söylem üstünlüğünün ve cesaretinin sosyal medyada gözle görünür, elle tutulur olması, iktidarcı kalemleri bir tek itiraza yönlendiriyor: Dişe dokunur bir ekonomik çözüm ve rahatlatıcı programları henüz yok.

Bu kanaatin hangi noktalarda haklı, hangi bakış açılarında haksız olabileceğini hemen tartışmaya başlamadan önce iktidar ve muhalefet tanımındaki bilgilerimizi kontrol etmeliyiz.

İktidarda olduğu zamanda kendisinin de muhalefete yüz vermemesi “Dün dündür, bugün bugündür”, “Yollar yürümekle aşınmaz” gibi hafifsemelerle kayıtlara geçmiş Demirel’in muhalefete düştüğünde “İktidar her zaman vardır. Demokrasilerde önemli olan muhalefetin olmasıdır” benzeri cümlelerle girişler yapıp, partisine miting izni vermeyen valilere hesap soracağını haykırdığını bu ülkenin insanları çok duymuştur.

Muhalefet iktidara göre şekillenir, yer tutar. Yönetimdeki iktidar, bir asra yakın zaman ve ihtilalerden arda kalan yıllarda geleneği ve müesseseleri ancak oluşmuş bir Türkiye’de sistemi değiştirmişse ve her yaptığını meşru kabul ettirmişse, (İhale Kanunu 187 kez değişmiş bir düzene) kim nerede ve nasıl muhalif olacaktır?

Demokrasilerde meşruiyet sınırları içinde iktidarın da bir geleneği, muhalefetin de bir geleneği vardır.

Kendisini iktidarından eden DP’nin muhalefetini bir Meclis konuşmasında şöyle anlatır İsmet Paşa: “Muhalefet dediğin onların yaptığı gibi olur. Demokratların seçimle gelmek için 1945’ten 1950’ye kadar takip ettikleri hareket muhalefet hareketidir, muhalefet böyle olur.”

Benim 1950–60 arasında yaptığım ve “Sizi ben bile kurtaramam” diyerek ihtilalcileri kışkırttığım muhalefeti örnek alın demiyor.

Muhalefeti, iktidarı yıkacak hareket olarak görmenin yanlışlığı, ihtilallerin ötesinde de yaşanmıştır ülkemizde. Zafer kazanan ve destanı yazılacak yegane koalisyon MSP– CHP hükümetini, muhalefet değil, iktidarı, gücü gibi kullanmak isteyen CHP kanadının basiretsizliği ve hazımsızlığı yıkmıştır.

İktidar partisi AKP’nin lideri ve Cumhurbaşkanı sayın Erdoğan’ın “Ülkenin yönetimine talip olduklarını söylemekten vazgeçmelerinin kendileri için daha iyi olacağını hatırlatmak istiyoruz” sözleriyle muhalefete ayaradurmuşken, işlevsizlik rolünü de uygun görmesinin demokratik bir kural ve gelenek çağrıştırmamasına rağmen, diğer ortaklarca hoşgörü ile karşılanması da insanımızda “İlla muhalefet” duygularını ayaklandırmıştır dersek, tespitimiz doğru olur.

Siyaset adamlarının birbirinin sözünden başka itimat olunacak, güven duyulacak bir vasıtaları yok iken, sayın Erdoğan’ın muhalefet hakkındaki bu isteği, propagandaya çıkmış partililerince şefkat ve merhamet hissinin bir yansıması olarak anlatılsa da, insanımızdaki karşılığı, şu seçim günü bir gelse beklentisi olmuştur.

Muhalefet partilerinin mensupları ve bilhassa Saadet Partililer, ülke çapında insanımızla yüz yüze görüşmeler ve toplantılar yaparak dertlerin ve sıkıntıların iktidarlarında nasıl çözüleceğini anlatmalarının kabulünün ve coşkusunun anketlere yansıtılmamasını önemsemezler.

AKP’lilerin tebdil-i kıyafet gizlemesiyle ancak halkın arasında dolaşabildikleri bu vakitlerde, insanımızın, onları daha bugünden endişelendirmeyelim tedbirlerinde olması bir olağan hal sayılmalıdır. Zira 1973 ve 1995 seçimlerini ve öncelerini de iyi hatırlarlar.

Saadet Partisi’nin ekonomik çözümü ve ülkeyi gerginlikten uzaklaştırarak rahatlatacak programı nedir sorusunun cevabına gelince, rahmetli Necmettin Erbakan Hoca’mızın bir cümlesiyle verelim: Geçmişte ne yaptıysak, geldiğimizde de onu yapacağız!

Kurucular kurutmaya başladılar

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı sayın Erdoğan’ın, araştırma şirketlerinin seçim anketlerini gerçekçi bulmadığını söyledi, diye haber sitelerinde duyurulan bir paragraflık demecinin “muğlak” ifade şekli, acaba AKP içinde yaşandığı iddia edilen zihin karışıklığından mıdır?

“Özellikle son dönmede ortaya atılan anketlerin kimler tarafından ne amaçla yapıldığı ortadadır.”

Bu cümle ile başlayan bir demece, bir araştırma şirketi başkanının iki küçük cümle ile verdiği cevabın, medyamızda yer, köşe ve yük tutmuş kalemşorlarca farkedilmemesi  henüz UFO’sundan inmiş bir uzaylıya dahi AKP’de artık istikbal görmediklerini ispatlar.

“Koy sandığı sağlamasını yapalım. Görelim kimmiş yalancı.”

İtirazların, karşı cevapların twitlerde tıpkı porsiyonlarımız gibi küçültüldüğü bu ortamda, gazetemizin sitesinde okuduğum bir başka habere bakalım.

AK Parti MKYK üyesi Şamil Tayyar, eski Cumhurbaşkanlığı YİK üyesi Bülent Arınç’a yüklenerek AK Parti’de bitmek bilmeyen iç savaşlara bir yenisini ekledi.”

Bu haberin devamında adı anılan yeni üye, eski üyeye diyor ki: “Liderine güvenmiyorsan, konuşunca kodese tıkacağını düşünüyorsan AK Parti’de niye duruyorsun?”

Şirketçinin “Kimmiş” diye sorduğunda kullandığı sıfatı ve savunmacı AKP’linin, güven sorunlu ve kodes sonuçlu sualini birlikte düşünen insanlarımız en çok AKP’linin Cumhurbaşkanı sayın Erdoğan’a yakıştırdığı “Konuşunca kodese tıkan” tanımını anlamaya çalışacaklardır.

Hapishane yerine, Yeşilçam  filmlerinden mülhem ve rumcaya yatkın Osmanlı’dan kalma yazarlarımızın (Bakınız Peyami Safa, Sait Faik, Burhan Felek yazıları) sıkça kullandığı “Kodes” adının aktüelleştirilmesi de tartışmalarda malzeme olmalıydı, kanaatimizi yazarak, fitilin ilk ateşlendiği yere getireceğiz sözü.

“Günümüze gelme, eskileri konuşalım” uyarısını yapar katıldığı bir tv programında AKP kurucusu diye ünlenmiş sayın Bülent Arınç. Kendince delillere dayandırarak devam eder siyasi izahlarına.

“Adam Rize’de suç işlemiş de İstanbul’a getiriyorlar. Rize misalini vermeyeyim yanlış anlayanlar çıkabilir. Samsun diyelim isterseniz buna. Rize ve Trabzon dışında bir il olsun ki birileri huylanmasın.”

Adı anılan şehirlerimizi yazımızla hiç ilişkilendirmeden ve sonra kapattıracakları Fazilet Partisi’nden “Ben AKP’ye çaycı olmaya geldim” beyanatıyla koşarak giden sayın Bülent Arınç’a bir sorumuzun olması kaçınılmazdır; hem de okuyucularımızın hakkıdır.

Huzursuz olmak, kuşkulanmak, işkillenmek, ürkmek, sinirlenmek gibi manaları sözlüklere yazılmış “Huylanmak” fiilini kullanan sayın Arınç, huylandığını böyle bir misalle ve anlatımla saklayarak, kendini emniyete aldığını ve geçmişini kamufle ettiğini mi sanıyor ya da sanmıştır?

Başka sorumuz yok. Söz, kodes sorumlularının.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necati Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2022 ne kadar olmalı?