Odak noktasını kaybetmek!

Zamanın getirdikleri ve götürdükleri arasında bir yere konumlanarak hayatı yasamaya, anlamaya ve okumaya çalışıyoruz. Ya getirdikleri ile meşgul olup götürdüklerini ihmal ediyor ya da götürdükleri üzerine yoğunlaşıp getirdiklerini ıskalıyoruz. Bir başka boyutu ise getireceğini umduğumuz ne varsa onların beklentisi içerisinde ayakları yere değmeden bir yaşama biçimi kurguluyoruz mizacımız çerçevesinde. Ancak hangi yerde durmuş olursak olalım ağzımızda hep kekremsi bir tat oluyor. Belki de insanın beklentileri ve vazgeçişleri gelinen nokta itibari ile o kadar çok ve çeşitli ki tam manası ile hangi hissiyatı taşıdığının da bir kıymeti yok. Her şey çok çabuk değişiyor ve insan da bu değişimler içerisinde bir duraktan diğerine savrulup duruyor. Artık hayatın kendi içinde bir ‘karar noktası’ yok. 

Bilmek ya da bilmemek hele ‘kendini bilmek’ bir önem arz etmiyor. Çünkü gelinen noktada bilinmezliklerin çokluğu değil bilmenin kıymetsizleştiği bir evreyi yaşıyoruz. Her şeye ulaşım çok kolay ve çok fazla bir emek istemiyor aynı zamanda bilmenin de bir kıymeti olmuyor. Onun için derviş Yunus’un, “Kişi kendin bilmektir” dizelerindeki derinliğe artık ihtiyaç yok gibi. Çünkü bilmediğinde insan her şey olabiliyor. Her şey olma isteğinin önünde hiçbir sınır, engel ya da bir zorluk yok. Herkesin her şey olabildiği bir çağın odağını kaybettiğini düşünmek yanlış olmasa gerek. Herkesin her şey hakkında söz söyleme değil yargıda bulunma hakkını kendinde gördüğü böyle bir zamanda içe bakmak kendine doğru yönelmek için insanın her şeyi tükettiğini düşünmesi, hissetmesi ve düşmesi gerekiyor. Düşünce doğrulmak için kendine değil ellerine tutuşturulan değneklere ihtiyaç duyuyor. Bu inanç ile değneklerden kurtulması söz konusu bile olamaz.

Sınırlı ihtiyaçları artık kendine sınırsız olduğu yönünde bir öğreti öğretilen ve bununla yaşayan bir insanın kendini bilebilmesi mümkün olabilir mi? Kendi sınırını kaybetmiş insan ancak çizilen sınırlar içerisinde sınırsızmış algısı ile yaşayabilir. Onun için insanın karanlık tarafları da aydınlık tarafları da ürkütücü bir hâl almaya başlamıştır. Kendisini bir karar da tutacak bir odak noktası, bir kontrol mekanizması yoktur çünkü kendinden bir haberdir. Aslında Jung’un; “Kendi karanlığını bilmek, öteki insanların karanlığıyla baş etmenin en iyi yoludur” önermesi de bir nebze olsun bugünün insanı için kendi penceresinin ‘is’ini biraz da olsa aralamayı salık veriyor.

Bugünün insanının en zor hissiyatlarından biri de çoğunlukla aidiyetsizlik hissidir ya da deli gibi bir ait olma histerisidir. Çelişik gibi gelebilir ancak iki şey arasında büyük fark var. Birincisi çağın getirmiş olduğu ‘bireysellik’ ile ikincisine (bilinmezliğe) doğru hızla giden bir dünya, sosyallik uğruna aitlik duyma yarışının oluşturduğu histeridir. Her saçmalığın bir alıcısının olması ancak bu şekilde izah edilebilir. Onun için ‘kendini bilme’ uğraşına sahip insanlar için dünyanın en zor hissi; “kendini ait hissetmediğin yerde bulunma zorunluluğudur”. Yani bugün böyle bir bilme hali ile mevcut düzende var olmak çok da katlanılabilir bir şey olmasa gerek.

Belki de Rodos Semahı’nda, “Kendi kusurun görmezsin / Elin eksiğin ararsın” dendiği gibi hep başkasına doğru bakan gözlerin kendi odağını bulması pek mümkün görünmüyor. Bugün insanoğlunun kendine yeni bir yol açabilmesi için odak noktasını bulması gerekiyor. Yoksa bu gidiş ile kendine bir daha dönemeyecek bir yere varmış olacak. Yediğinden içtiğine, baktığından gördüğüne, yaşadığından hayal ettiğine hepsi insanı yapay bir dünyanın, sanal bir hayatin içerisine hapsediyor. Onun için insanın kendisi ile karşılaşıp yüzleşmesi oldukça önemli ve de zahmetli bir iş olarak orada bir yerde duruyor. Kendine giden yolu bulabilenler ancak kendilerine gelebilir. İnsanın kendine gelebilmesi agâh olmayı ve berraklığı gösterir. Ne mutlu kendini görebilenlere! Hoşça bakın zatınıza…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Biten - Mesaj Gönder

# bakan

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2022 ne kadar olmalı?