Endişe ve güven

Geçen hafta muhafazakârların endişesinden bahsetmiştik. Bu hafta endişelerin temel motivasyonunu ve çarelerini tartışmaya devam edebiliriz. 2000’li yılların başında laik seküler kesimin irtica endişesi ile 2020’li yıllardaki muhafazakâr kesimin endişesi arasında temelde fark yok. Her iki endişe de güvensizlikten kaynaklanıyor. Toplumsal kesimler arasındaki güven sorunu birlikte yaşama imkânını elinden alıyor.

Peki, bu sorunu aşma şansımız yok mu?

Toplumsal huzuru ve barışı sağlamak için bu soruya cevaplar aramamız gerekiyor. Çünkü insanların bir arada yaşama zaruretini düşündüğümüzde belirli bir ahengi sağlamak zorundayız. Bunu homojen bir toplumsal yapıyla sağlayacağını düşünenlerin bu konuda nasıl yanıldığını yakın tarih bize söylemektedir. Tek tip insan yetiştirmek için insanı ait olduğu kimlikten, bulunduğu duygudan ya da sahip olduğu kabiliyetlerinden vazgeçirmek gerekiyor. Bu anlayış bir çözüm olarak görülürken aslında sorunun asıl kaynağını teşkil ettiğinin farkında olmalıyız.

Herkesi aynı yapamayacağımıza göre farklılıklarımıza razı olmak zorundayız ki karşılıklı güven duygusu tesis edilebilsin. Bunun için de bazı asgari şartların sağlanması gerekiyor. Bu şartların başında adaletin yüce bir değer olarak eylemlerde yer edinmesi geliyor. Adalet duygusu toplumsal yapı içerisinde gerekli önemi gördüğü sürece insanlar diğer kesimlerden razı olacaktır. Külfetler ve nimetler adil bir şekilde paylaşıldığı sürece, hukuki olarak hakkının korunacağına inancı olduğu sürece insanların başka kesimlerin tasarruflarından endişelenmesine gerek kalmayacaktır. 

İkinci bir şart ehliyettir. Kim olursa olsun kişiler ehil olduğu sürece işlerin daha şeffaf ve düzenli yürüdüğü görülecektir. Burada önemli olan işi yapanın kim olduğu değil, işin nasıl yapıldığıdır. Nasıl yapıldığı noktasında insanların kalpleri mutmain olduğu sürece o işi yapana karşı güven duygusu artacaktır. Çünkü insanların işi yapanın nasıl davranacağını, hangi sonuca ulaşacağını önceden bildiği için kendisini güvende hisseder.

Bir diğer şart ise insanların özgürlük alanlarının korunmasıdır. Kimse kimsenin yaşam alanına müdahale etme hakkına sahip değildir. Kendinde bu yetkiyi görenler olduğu sürece başkaları için bu durum endişe kaynağı olacaktır. Bu endişeyi ortaya çıkarabilecek her türlü söylem ve eylemler karşılıklı güven duygusunu zedeleyecektir. Yutkunan insanların olduğu bir toplumda ne özgürlüklerden ne de toplumsal huzur ve barıştan söz edebiliriz.

Son olarak buraya koyabileceğimiz bir diğer şart ise şefkat ve merhamet olacaktır. Çünkü toplumun hem nitelik olarak hem de nicelik olarak zayıf kesimlerine karşı merhametle muamele etmek, içinde yaşadığımız çevreye şefkatle yaklaşmak insanları birbirlerinden emin kılacaktır. Çatışmadan düzen çıkarmak yerine dayanışmadan düzen tesis etmek toplumsal ahengin sağlanması için olmazsa olmazdır.

Aynı coğrafyayı, zamanı ve toplumu paylaştığımız farklı görüş ve inanıştaki insanların farkında olarak; ama aynı zamanda onlardan farklı olarak yaşama şansımız vardır. Bu şansı yakalayabilmek için toplumsal ilişkilerimizin merkezine adaleti yerleştirmemiz, işlerimizi ehline teslim etmemiz, özgürlükleri büyütmemiz, merhamet ve şefkat duygusunu kuşanmamız yeterli olacaktır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Muhammet Esiroğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2022 ne kadar olmalı?