Gassalın elindeki ölü gibi olmak mı, olmamak mı?

Tasavvufta kullanılan, “Gassalın elindeki meyyit/ölü gibi olmak” tabiri nefis terbiyesi yapmak isteyen kişinin her türlü benlik duygusundan sıyrılarak kâmil bir mürşidin gözetiminde Ahlâk-ı Muhammediyye ile donanması için gerekli olan teslimiyeti ifade eder. Gassal ölüyü, ölüm sebebiyle bedenine bulaşan pisliklerden temizlediği gibi; kâmil mürşit de kişiyi, ayıp ve kusurlardan temizler. Bu böyledir ama bu ifade ile mürşide mutlak ve şuursuz bir itaat kasdedilmez. Bunun için mürit asla gassalın elindeki meyyit gibi şuursuz bir teslimiyet içerisinde olmaz. Bilakis onun teslimiyetinin her anı şuurlu bir irade ile gerçekleşir.

Burada dikkat edilmesi gereken en önemli husus “kâmil mürşit” ifadesi yani kime teslimiyet gösterileceği meselesidir. Bunun manası iyi anlaşılmazsa netice genellikle felaketle sonuçlanır. Esasen kâmil olmayan yani nefsinin esiri olan bir mürşitten İmam Gazali Hazretlerinin ifadesi ile aslandan kaçar gibi kaçmak gerekir. Nitekim bu hususta Allah Resulü (S.A.V.) şöyle buyurmuştur: “Allah’a isyan olan yerde (kula) itaat yoktur. İtaat ancak meşru olan (emir)dedir.” (Buhâri, Âhâd 1; Müslim, İmâre 39-40; Ebû Davud, Cihad 87). “Ma’siyet işlemesi emredilmedikçe Müslüman, istesin-istemesin, sevsin ya da sevmesin dinleyip itaat etmek zorundadır. Günah işlemesi emredildiği zaman ne dinler ne de itaat eder.” (Buhâri, Âhâd 1; Nesais, Bey’at 34).

Bu husustaki ölçüyü asrın şehidi şu şekilde dile getirmektedir:

“İslâm, Müslüman’ı çobanı tarafından ne tarafa sürülürse o tarafa giden, çobanının keyfine uyan, boyun eğen bir hayvan sürüsünün üyesi durumuna düşürmüyor. Çünkü sistem bellidir, itaatin sınırları bellidir. Nitekim İmam Malik Hazretlerinin, Resûlüllah (S.A.V.) Efendimizin kabrini işaret ederek şöyle dediği rivayet edilmiştir: ‘Şu kabirde yatan hariç herkesin görüşü alınır da, reddedilir de!’

Kılı kırk yararcasına ölçüp tartarak söz söyleyen müçtehit imamların görüşlerini kabul etme konusunda ölçü bu ise; uhrevi maksatlardan daha çok dünyevi hırs ve arzuların esiri olan insanların işgal ettiği emirlik/idarecilik makamında oturanların sözlerini alıp kabul etmede durum ne olacaktır?

Bugün, Müslümanların yaşadıkları ülkelerde kurdukları cemaat ve cemiyetler aracılığıyla yaptıkları davet ve tebliğ çalışmalarında halkın kahir ekseriyetinin hüsnükabulünü sağlayarak -birkaç istisna dışında- bir türlü başarıya ulaşamamalarının temelinde bu yanlış itaat anlayışı yatmaktadır. Bu yanlış itaat anlayışı sayesinde bir takım kifayetsiz ve nefsinin esiri idareciler bir şekilde oturmayı başardıkları makamlardan bir daha kalkmamaktadırlar. Üstüne bir de bu kifayetsiz ve nefsinin esiri idarecilerin kâmil bir mürşide veya adil bir devlet başkanına gösterilmesi gereken teslimiyet ve itaatin kendilerine de gösterilmesini istemeleri işi tam bir tiyatro oyununa çevirmektedir. Böyle bir anlayışının yerleştiği cemaatlerde -türlü hile ve desiselerle- bir şekilde yönetimi ele geçiren kifayetsiz ve bazen de art niyetli kişiler buraları kendi riyaset duygularını tatmin etmek ve bir takım dünyevi maksatlarının gerçekleşmesi için bir atlama taşı olarak kullanmaktadırlar.

Bunlarda ne ahiret korkusu ve ne de utanma duygusu vardır. Bunlar dünyanın her yerinde profesyonel şirket yöneticileri gibi maaşlı cemaat yöneticilerdir. Geçimlerini cemaatin yaptığı bağışlardan sağlarlar ama aynı zamanda cemaat mensuplarına ağalık satarlar. Güçlerini cemaatten alırlar ama cemaat mensupları üzerine tahakküm kurarlar. Bu kişiler genellikle kurucu lider hayatta iken, bir şekilde kendilerini kurucu liderin yanında reklâm edip onun vefatından sonra cemaatin/hareketin üzerine çöreklenen insanlardır. Güçlerini şahsi birikim ve idarecilikteki başarıların değil, kurucu liderle yan yana çektirdikleri resimlerden alırlar. Bunlar, oturdukları koltuğa bir değer katmazlar. Aksine değerlerini oturdukları koltuktan alırlar. Bunun için de koltuk onlar için varlık-yokluk meselesi haline gelir ve onu asla bırakmak istemezler. Ama bunlar koltukta bir nesne olmaktan öte anlam ifade etmezler.

Bu adamlar aynı zamanda çok da ceberutturlar. Bunlar yöneticisi oldukları cemaate/harekete maddi veya manevi hiçbir şey katmazlar. Aksine bilinçli ya da bilinçsiz olarak cemaatin maddi ve manevi birikimlerini sıfırlarlar. Daha da kötüsü bu tür yaratıklar cemaati ana ilkelerinden, kuruluş felsefesinden saptırırlar. Bu sapmalara karşı direnen samimi dava erlerini ise itaatsizlik etmek ve fitne çıkarmakla itham ederek hareketten uzaklaştırırlar. Bu itham ve uzaklaştırma, maddi ve manevi destekleriyle hareketi/teşkilatı ayakta tutan tüm samimi dava erlerinin tümüyle hareketin içerisinden temizlenmesine kadar devam eder. Bundan sonrası tufan…”

“Bir gönül yıkar isen o kıldığın namaz değil,

Yetmiş iki millet dahi elin-yüzün yumaz değil…”

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Kasadar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

Yasin Üstündağ - " Özgürlük elde edebilmemizin tek yolu kendimizi dünyadaki her mazlum insanla birlikte tanımlamaktır. " ( Malcom X )

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 14 Ekim 20:31


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Tarım Kredi Kooperatifi marketi fiyatları pahalı mı?