Kaz Dağları’nın Güzelleri

Bakıştan bakışa fark var.

Tıpkı insandan insana olduğu gibi.

Bir güz günü, çamlar arasındaki tozlu yolu tırmanırken hedefimizdeki yeri sorduğumuz gençler; “Gitmeyin biz gidip gördük, hayal kırıklığına uğradık” dediler.

İyi ki gençlerin sözlerine uymamışız.

Motorlu taşıtın sokulmadığı Kaz Dağları’ndaki ormanı geçip Zeus Altarı’na ulaştığımızda, manzara büyüleyici güzellikteydi.

Edremit Körfezi’ne bulutların arasından bakıyorduk, Midilli bize el sallamaktaydı.

Homeros’un İlyada’sını okuyanlar bilirler, tanrılar İda Dağı’nda yaşarlar, Truva Savaşı’nı buradan izleyip yönetirler. Destana göre baş tanrı Zeus’un eşi Hera ile birlikte yaşadığı tepe idi burası.

Troy filminde de denizin mavisi kan rengini almıştı, gırtlak gırtlağa bir savaş tüm vahşeti ile canlandırılmıştı.

Halkın gönlünde lakin burası Dede Tepe idi çünkü Çanakkale Savaşları’na katılan Erdem Dede’nin yatırı Zeus Altarı’nın hemen yanındadır.

Bir sunak olan büyük kayaya oyulmuş merdivenleri çıkıp adeta taştan koltuklara oturup kayanın içi oyularak oluşturulmuş sarnıca şaşarak efsunlu manzarayı seyrediyorsunuz. Elbet ürperiyorsunuz bu sunakta hayvan mı, insan mı kurban edildi diye.

Tepeden dönerken yaşlı bir çift etrafın ıssızlığından korkup bize, “Altara gidiyoruz ama değer mi” diye sordular.

Kesinlikle gidin, sakın dönmeyin, harika bir manzarayı kaçırmayın, dedik.

Merak etmedim değil, acaba onlar o yolu dönerken; gidenlere ne diyecekler.

İnsanların algıları o denli farklı ki.

Yanılgılarımız.

Ben mesela Adatepe köyünün Rum köyü olduğunu sanırdım bütün o taş mimarili evlerin de Rumlardan kaldığını düşünürdüm.

Değilmiş.

Bir yerleşim yerinin müzesi konumunda olan mezarlığına gidince anladım.

Selçuklu ve Osmanlı mezar taşlarını görünce olduğum yere mıhlanıp kaldım.

Araştırdım ki, köyün tarihi, Osmanlı’dan da Selçuklu’dan da önceymiş.

10. yüzyıla değin uzanmakta imiş.

Oğuzların Çepni boyu tarafından kurulmuş.

Yörüklerin ve Türkmenlerin kabir taşları ile mührünü vurduğu köyde, cami de oldukça eski.

Adatepe Camii ile medrese, araştırmacılara göre 15. yüzyıla, Selçuklular dönemine tarihlenmekte. Fakat ne yazık ki, günümüze eski mimariden bir iz kalmamış.

Köyde hamam, yedi çeşme, üç sarnıcın olması, ecdadın ne denli büyük bir su medeniyeti olduğunu da göstermekte.

Adatepe’ye Rumların yerleşimi, 1839-40’lı yıllarda gerçekleşmiş.

Bir arada huzur içerisinde yaşayıp, ferah günler görmüşler.

1924 Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi’nde Adatepe’den gönderilen Rumların yerine Midilli ve Girit Adası’ndan gelen Türkler yerleştirilmiş.

Zeytincilik, Adatepe’de en önemli geçim kaynağı, hâlâ hayvancılık revaçta peynircilik, halı dokumacılığı ile Türkmen kültürü hayatta.

Köyün en görkemli konaklarından olan Hacı Mehmet Ağa Konağı, 1775-80 yıllarına tarihlenmekte.

Osmanlı’nın ince zevkinin temaşa edildiği konak, düş kadar güzel bir mimari ile ziyaretçilerini büyüleyen bir dünya güzeli.

Ne yazık ki otele çevrilen bu dünya güzelinin muhteşem mimarisini yakından görmeye otel çalışanları izin vermedi.

Kültür Bakanlığı’nın bu büyüleyici güzelliği, bir otele yem edip müze yapmaması ayrı bir hüsran oldu yüreğime.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2022 ne kadar olmalı?