Görkemli Binalar Yapmanın Dış İlişkilerle Alakasını Kurma ve Kurgulama Vakfı

Öncelikle görkem sözcüğünün üstünde durmak gerekir. Göz kamaştırıcılık, göz alıcılık, gösterişlilik diye tarif edilen görkem kelimesinin üstü hiç şüphesiz altından daha rahattır. Arapçada haşmet sözcüğü karşılar onu ve Osmanlıcada çokça kullanılan haşmetlü kelimesi göğsünde yumuşatıp belli bir müddet ağırlar. Göz kamaştırıcı, göz alıcı, gösterişli her şeyde gözle kurulan alakaya müstenit bir göz boyama, aldatma, kandırma durumu söz konusudur. Keza şaşaa yahut debdebe gibi kelimeler aynı görkem anlamını karşılar. Hiçbiri asla uygun bir eseri, bir olayı, bir durumu belirtmez; aksine tüm reklâm ürünlerinde müşahede edileceği şekilde gereksiz abartının göze sokulmasından ibarettir.

Bu tür şeylerin muhatabı, yani gözüne zorla abartılı unsurlar ittirilen kitle fevkalade mühimdir. Zira insanların bu türden görsele yönelik açlığı bilinir. O bilgi, icabında yüksek binalar ormanı diye anılan New York gibi bir kentin beton, insan, araç ve reklâmla kaynaşan metropolitan görünümüne mütevazi katkılar sunmayı gerektirir. Böylece görünür olmak, bilinmek ve takdir edilmek mümkün zannedilir. Ne çare gözüne girmek yahut gözüne çarpmak istenen asıl kişi(ler) görmezden gelir ve mümkün mertebe görmemesi gereken kişilerin gözüne batar. Çirkindir, rahatsız edicidir, örseleyicidir, onur kırıcıdır, yıpratıcıdır ama ne halkın ekmeğinden çalıp milyon dolarlarla böyle bir şey yaptıran, ne de onu görüp gurur kaynağı sanan farkında olmaz. Bizzat utanması gereken bu tür saçma sapan girişimlerle caka sattığını zanneder ama ne yazık ki karşısında alıcı kuş gibi o rezil hali havada kapan aymaz, laftan anlamaz, iflah olmaz bir kitle bulur.

O kitle gözüne sokulanlara, başına kakılanlara, yüzüne vurulanlara alışıktır. Öğrenciye verilen bursun kırkbeş liradan yirmi yıl kadar sonra altıyüzelli liraya çıktığı söylendiğinde de konuşulan dilde karşılığı bulunmayacak şekilde göze, dize değil ‘elinize, dilinize dursun’ diye hem de yediği ekmeği bile kendisine borçlu olan biri tarafından beddua yer, ses etmez. Kendi cebinden çalınıp birtakım müteahhitlerin, yabancı şirketlerin, uyduruk şirketleri fonlayan bankaların cebine aktarılan kaynaklarla yapılan ve acı tarafı, değil elli yıl sonra, hiçbir zaman kendisine devredilmeyecek olan köprülerin, otoyolların, hastanelerin, sarayların yüzüne vurulmasına, başına kakılmasına, gurur sayılmasına alıştırılır. O eski Selami Şahin bestesinde geçtiği gibi alışmak sevmekten daha zor gelmez ve insanlar rızıklarından çalınarak yapılan ama asla kendinin olmayanları benimseyiverir. Kime neye ve niye hizmet ettiği önemli değildir; yapılan bilmem kaçıncı sarayı memleket adına kazanımdan sayar. Bir yandan evladı f tipi görünümlü izbe bir yurtta yatacak ranza bulamaz ama onun yoksunluğu provokasyondur. E haliyle parklarda sabahlamak zorunda kalan bir genç, kendi iradesiyle mülk edinmek istemeyen ve sokakta kalan Amerikan tarzı homelessten sayılabilir.

Yapılan yahut satın alınan bir bina itibar vesilesi kabul ediliyorsa o halde yapıların kısımları, bölümleri, donanımları da haysiyet meselesi görülmelidir. Yaptık diye iddia ettiklerini insanlara karşı birer lütuf gibi sunanlar muhtemelen yine yaptıkları, yaptırdıkları ama dile getiremedikleri birtakım mühim çalışmaları da nimetten sayarlar. İnsanların sadece seçilmiş olsun diye bir nevi hobi olarak seçip görev verdiği, yani ömrünce hiçbir şey yapmak zorunda olmayanlar, yani aslında aldıkları maaştan, içtikleri suya, yedikleri ekmeğe kadar halka borçlu olanlar böylece halkı borçlu çıkarmayı bilir. Söz gelişi itibar sebebi bir saray yapılmışsa, o sarayın sürekli reklâm edilen muazzam mutfağı kadar eskiyip değiştirilen pimaşı, bilumum gider boruları, çöp sepetleri de fena halde önemlidir. Öyle ki haliç temizlemekten yıllar yılı prim yapmaya kalkan bir kafa, gün gelip tadilat yaptırdığı saray için de laf eder ve kendine gelmeye bir türlü yanaşmayan aksine akıldan izandan hızla uzaklaşan kitlesine bunları çalışma diye yutturur. İşte tam da bu bağlam New York’ta bina, memleketin dört bir yanında köşk, daha geniş alanlarda saray yapma bağlamıdır. Bir takım kapıkulunun sağdan soldan devşirdiği tümcelerle kitap bastırmaksa tüm bu mühim çalışmaların üstüne çekilmiş kurdeledir. Hepsinin üstüne hâlâ rağbet görüyor olmak, kurdelenin arta kalan kısmına çift taraflı atılmış fiyonktur.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İshak Koç - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

Abdil - Kapali bir mesaj vermissiniz ama saray hayatina yasamaya alistilar,bir yüzükle gelenler.

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 28 Eylül 11:47


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Tarım Kredi Kooperatifi marketi fiyatları pahalı mı?