Almanya’da seçim ve Müslümanların siyasal temsili

Almanya, önümüzdeki Pazar günü 26 Eylül tarihinde federal seçimler nedeniyle sandığa gidiyor. Sürpriz sonuçların beklendiği federal seçim arefesinde Şansölye Merkel’in aday olmayacağını ilan etmesinden ötürü hem kendi grubunda (CDU/CSU) hem de muhalefet partilerinde bir süredir hareketlilik yaşanıyor.

Bir yanda uzunca bir süredir iktidardan uzakta kalan muhalefetin iktidar olma iştahı varken diğer yanda ise iktidar partisinin Şansölye Merkel’in ardından yaşanması muhtemel gerilemenin üstünü örtme çabası yer alıyor.

Önümüzdeki hafta bu iki saikten hangisinin galip geleceğini hep birlikte göreceğiz. Ancak bunun dışında konuşulmayan ya da hasıraltı edilen başka konular da var.

Onun için bu sütunlardan Almanya seçimlerini ele almak isteyişimizin iki önemli sebebi bulunuyor. Bunlardan birincisi; seçim programlarını açıklayan partilerin Türkiye ile ilgili konumlanmalarına dikkat çekmek, diğeri ise Türk kökenli 1,5 milyonu aşkın Alman vatandaşı başta olmak üzere genel anlamda göçmen olarak görülen Müslüman toplumun Federal Alman Parlamentosu’nda temsil sorununu gündeme getirmektir.

Her şeyden evvel şunu net olarak ifade etmek gerekiyor ki; Almanya, bir göç ülkesidir. Federal İstatistik Dairesi’nce yayınlanan resmi verilere ya da çeşitli kuruluşların raporlarına yansıyan rakamlara bakıldığında bu gerçek apaçık ortaya çıkmaktadır. Her ne kadar siyasetçiler “göç ülkesi olmayı kabullenmekte” zorlansalar da, Almanya’da göçmen kökenli oranı yaklaşık %25’tir.

Diğer bir ifade ile Almanya’da her 4 kişiden biri göçmen kökenlidir.

Göçmen kökenli nüfus içerisinde en kalabalık olanı ise Türk toplumudur. Alman vatandaşlığına geçenlerle birlikte toplamda 4 milyona yakın vatandaşımız Almanya’da ikamet etmektedir.

Bu rakamları niye veriyoruz?

Eğer Alman siyaseti, gerçek anlamda bir demokratikleşme sürecinden bahsedecekse, tüm toplum kesimlerine hak ettiği ölçüde, federal ve eyalet düzeyinde, parlamentoda siyasi temsil imkânı sunmak durumundadır.

Halbuki uygulamaya bakıldığında göçmen kökenli nüfusun temsil düzeyinin ortalama %2,5 seviyelerinde olduğu görülmektedir.

Bu oranlara ilaveten ikinci bir detaya daha dikkat etmemizde yarar bulunmaktadır ki; Federal Göç ve Mülteci Dairesi’nin 2020 raporlarından anlaşıldığı üzere, Almanya’da 6 milyonun üzerinde Müslüman yaşamaktadır.

Bu arada dikkat ederseniz, Almanya’da Müslümanların sayısının istatistiğini Göç ve Mülteci Dairesi derlemektedir. Aslında İslam sanki Almanya’ya ait değil de göç ile gelip tekrar göç ile ayrılıp gidecek olan geçici bir durum havası oluşturulmaktadır.

Tıpkı göç ülkesi olmayı kabullenememek gibi, İslam’ı Avrupa’da görmekten duyulan rahatsızlığın bir yansıması ne yazık ki.

Ne var ki, güneş balçıkla sıvanmaz. Siz görmek istemeseniz de güneş parıldamaya, ışığını vermeye devam etmektedir.

Peki 6 milyonluk Müslüman toplumu hak ettiği gibi siyasal temsil imkânına sahip midir?

Ne yazık ki, hayır. Hatta bırakın siyasal temsili, dini ihtiyaçların karşılanmasında dahi muhatap alınmama durumu ile karşı karşıyadır. Müslümanlar adına dini cemaat statüsüne sahip iki topluluğun yalnızca Aleviler ve Ahmediler olduğu düşünüldüğünde dahi zaten fazla söze gerek kalmamaktadır.

Dahası Almanya’da siyasi partilerin bu temsil sorununu önemsemedikleri de görülmektedir. Hatta bir de üstüne en son açıkladıkları seçim programlarında Türkiye ile ilişkiler konusunda neredeyse ortak bir dil kullanmaktadırlar.

Türkiye’yi antidemokratik süreçler yürütmekle itham eden ve Türkiye’nin AB üyeliği adaylığının sonlanması gerektiğini belirten üstenci bir dil kullanıyorlar. Hem de bunu milyonlarca Türk kökenli Alman vatandaşı seçmenlerine rağmen yapıyorlar.

Halbuki, akıllı insan önce kendi evinin önünü temizlemek durumundadır. İstisnaları bir kenarda tutarsak, köken ülkesinden ve değerlerinden yoksun bir şekilde partinin belirlediği belli kalıplara girmeyi kabullenen sınırlı sayıda milletvekili ile temsil imkânı bahşediyormuş görüntüsü artık bir anlam ifade etmemektedir.

Onun için 26 Eylül seçimlerinde Almanya’da oy kullanma hakkına sahip tüm insanımızın demokratik hakkını bilinçli bir şekilde kullanması gerekmektedir. Bu yüzden sandığa gitmelerinde, siyasal tavır almaya başlamalarında, inisiyatif almalarında büyük yararlar bulunmaktadır. Ama esas ihtiyaç olan ise 6 milyon Müslüman’ın bir bütün haline gelerek hareket etmesinden ve kapsayıcı siyasetin nasıl yapıldığını göstermesinden geçmektedir.

Zira yanlış hak anlayışına sahip bir zihniyetin anlayacağı tek gerçek; güçtür.  

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Bekir Gündoğmuş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Tarım Kredi Kooperatifi marketi fiyatları pahalı mı?