Mağduriyet ve körleşme

Bireysel körlüklerin fark etmekten alıkoyamadığı gerçeği, canı yanmadıkça kim dile döker ki? Tüm kötü sıfatları, olumsuz isnatları üstlenip dile getiren bile sadece kendi acısını gidermenin peşinde olsa gerektir. Belki birkaç işteş bulup kendi derdine yansınlar için köksüz sızısına katık eder. O dahi anlık işbirliği gibidir, süreğenlik arz etmez. Acısı giderilen, acı çekmeye devam edenleri, kişisel derdinin dışında dert edinenleri bir kadere boyun eğercesine unutur. Binaenaleyh, haksızlıkların, hukuksuzlukların, acıların toplumsal bir karşılığı yoktur. Toplum içinde iş bulabilen işsizin, işine devam edebilen ihraç edilenin, kazanan kazanamayanın, torpilli atanamayanın derdine yanmaz. Üstelik mağdur edilenler de sadece kendi dertleriyle hemhal olup bir diğerine sağır takılırlar. Mağduriyet gidermeye yönelik herhangi bir organizasyon, etkin olan yahut başı çeken mensuplarının acısı giderilinceye kadar iş görür. Sonra rutine bağlayıp mevcut konumunu korumaya çabalar. Konumun korunması, mağdur ettiği bilinenlerin eteğine sımsıkı sarılmaktan başka bir şey değildir.

Herkes kendi gözüne kaçan çöpün derdiyle cebelleşirken bir diğerini görmesi ne kadar olasıdır? Can yakanlara karşı yapılan her eylemden köşe bucak kaçınanlar, günü gelip şeytanlaştırıldığında onurlu yalnızlıklarını kutsamaya çalışırlar. Birilerinin canı yanarken ayranları dökülmemiş, düzenlerine zeval gelmemiştir. Hatta can yakanlarla birlikte iş tutup, anlık olarak edinebildikleri gücü nimetten sanıp, rahmet olarak niteleyip, bir başkasına acı verdiklerinin, hak yediklerinin ve hakkaniyetten uzaklaştıklarının farkına varmadan bulundukları konumun hakkını verdiklerine inanırlar. Zaman geçer, alkış tutanlar yer değiştirir; tahkir edilenler alkışlanır, alkışlayanlar tahkir edilir. Bu tuhaf döngüyü yaşayanlar, durumdan ders çıkardığını, aynı hataların tekerrür etmeyeceğini zanneder. Heyhat kimseler geçmişini muhasebe etmeye, hak yediğini, onur çiğnediğini düşünmeye yanaşmaz. Onlar nedense doğuştan haklıdırlar, hep haklıdırlar. Kalanlar haksızlığı üstlenmez. Devrin ezileni görünmez olmayı başarır.

Görünür olmak yahut görünür kılınmak için, dahası göze sokulmak için ezici bir yanın bulunması esastır. Nicel cihetten mümkün görünmese bile nitel yönden haklılık ve üstünlüğün bilinci, durumu kurtarır. Aksi halde kişinin yahut topluluğun mağduriyet beyanı aciz bırakılışının neticesidir. Mütemadiyen mağduru oynamak, belirgin bir zulme boyun eğiş kadar çirkindir. Şu halde şeriatın kestiği parmak da şeraitin çizdiği tırnak da statükonun tanıdığı ve kayırdığı toynak da fena halde acır. Sadece duyulan acı dolayısıyla ses çıkarılmaz yahut çıkarılamaz. İlle de ses çıkarsa daha güçlü gürültülerle bastırılır, boğulur, yok edilir. Hak olanı dile getirmek için pervasız bir tavır, baskın bir irade elzemdir. Söz konusu eziciliği keşfedip kullananlar, akla hayale gelmedik isnatlarla muhatabını savunmada bırakır. Savunmaya çekilen bu kez itildiği zemini kutsamaya, güzellemeye girişir. İcabında apaçık hak ihlali durulan yerle ilişkilendirilir. Kimse hakkını öyle söke söke alamaz. Protesto da grev de mahkeme de kişinin tahakkuk eden hakkını talep etmeye müstenittir ama o hakkı savunmak zorunda kalmak da bizzat mağdura bırakılır. Öyle ki nasıl bir suç isnadıyla karşılaşacağını bile bilmeden apar topar evine dalınıp tutuklanan mağdurdan hâkim karşısına çıkarıldığında kendisini savunması istenir. İddianame yoktur, belirlenmiş bir suç yoktur ama savunmasındaki beyanlarla tüm yoklar oldurulur, oluşturulur. Ezilen zillete düşmemiştir ama karşılaştığı ezici tavır itibariyle zilletin ta içine itilir. Ve bundan dolayı ayrıca tahkir edilir, tezyif edilir.

Her durumda yalnız kalıp, aynı kaderi paylaşan mağdurlar tarafından kasıt olmaksızın yalnız bırakılıp devrin Timur’larından yeni filler talep etmek ahlâksızlıktır. Zihinsel engelli ama özürsüz Dumrul’ları tasvip etmek, köprülerle gelecek satmaya kalkıp doğmamış çocuklarına kadar halkı haraca bağlayanlara yaranmaya çalışmak terbiyesizliktir. Saray yahut gecekondu inşaatından medet uman seviyesizlerin eğitilebileceğini zannetmek aymazlıktır. Bu hadsiz gidişata dur diyememek korkaklık, hadsizlikten pay almaya yeltenmek ruhsuzluktur. Eyleyenlerin davranışından öte eylemin başlı başına ahlâksızlığı sorgulanmalıdır. Şarlatan seven bir millet için aldatanların işlediği haltlardan çok daha fazla milletin haksızlığa karşı aldığı-almadığı tavır önemlidir. Seçtikleri yahut seçtiklerini zannettikleri temsilcilerin biçimsizliği devasa bir millet aynasıdır. Yazık ki o milletin fertleri, sadece kendi mağduriyetleri dolayısıyla şikâyetçi, hakları yenmesine rağmen kendi yoklukları dolayısıyla şikâyetsizdir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İshak Koç - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Tarım Kredi Kooperatifi marketi fiyatları pahalı mı?