Başaramamanın güzel çocukları

Başarı nedir?

Başarmak nasıl bir şeydir?

Sonuçlar sebeplerden ve niyetlerden daha mı önemlidir?

Farz edin ki taşı istediğim noktaya fırlatamadım.

Düşünün ki sağımdaki solumdaki kişileri geride bırakıp öne geçebilecek güce sahip değilim.

Adalelerim belirlenen finiş çizgisine kadar koşmama müsaade etmediğini düşünün.

Ben ne oluyorum bu durumda: Başarısız!

Yapmayın etmeyin.

Beş parmağın beşi bile bir değilken nasıl olur da herkesten aynı sonucu bekleyebilirsiniz.

Hadi bir gaflete düşüp beklediniz diyelim, ne diye bir de geride kalana hayattan elenmiş nazarıyla alt perdeden bakarsınız?

Diyecek sözünüz yok değil mi?

Bak, siz bile bir şey diyemeyecek kadar başarısızlığa yakınsınız.

Küçükken sıra arkadaşım Volkan’la birlikte oyunlar oynar, sokakları turlardık.

En çok da duvarı aşıp komşu bahçeye girmek için yukarıya tırmanmalarımız kaldı aklımda.

İkimizde yüksek bahçe duvarına tırmanmayı başaramazdık; fakat o yine bunu başarırdı.

Nasıl mı?

Dayısı gelir onu omuzlarına çıkarır, o da rahatlıkla duvarın üzerinden bahçeye atlar sonra yine dayısının gayretiyle duvarı aşıp bahçeden dışarı çıkardı.

Benim dayım yoktu. Olsa bile omuzları güçlü, kolları o kadar uzun olmazdı.

Olmayan dayı üzerine ihtimal yürütmenin âlemi yok, biliyorum.

Volkan aldı başını gitti. Her duvarı dayısıyla aşıp yan bahçelere daldı.

Volkan’ın başarısı yüzünden okunuyordu.

Benim başarısızlığım bile silikti.

İmam Hatip Lisesi’ne adam olmam için gönderildiğim yıllarda bir düzine zayıfla barışık şekilde yaşıyordum.

Zayıf notlar hiçbir zaman benim kamburum olmadı.

Ortaokulda Sosyal Bilgiler öğretmenim benim halime acımış olmalı ki zayıf olan dersimi kurtarmak için, “Sana bir kolay soru soracağım, bunu bilirsen yüksek sözlü notu vererek seni geçireceğim” demiş ve “teknik aletlerden üç tanesini” söylememi istemişti. Gözümde her gün önünden geçtiğim marangoz ve demir doğrama atölyesi canlanmıştı. İstesem elli tanesini bile sayardım; ama saymadım. Böyle nispet olsun için bir başarıyı kendime hiç yakıştıramamıştım.

Bütün liseler üniversitede öğrencilerinin kazandığı yerleri paylaşıyor.

“Başarının altın çocukları” iftihar tablolarında arz-ı endam ediyor.

Başarı bir değer mi gerçekten?

O vakit başarısızlık ve başarısız kişiler de değersiz mi diyelim?

Başaramamanın pırıl pırıl çocukları sanki bir suç işlemiş gibi başı önde dolaşıyor.

İnsanın sokağa çıkıp bağırası geliyor: Ey kendini yetişkin sanan yetişememiş hırs ehli! Siz başardınız da ne oldu? Abarttığınız başarılarınız içerisinde boğulup gittiniz!

Ah bir de sahici, doğal ve hayatın kendisi gibi olabilmeyi başarsaydınız ne olurdu?!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hüseyin Akın - Mesaj Gönder

# Altın

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Tarım Kredi Kooperatifi marketi fiyatları pahalı mı?