Topluma ses vermek

Büyük işler yapmak ve bu işleri duyurmak, duyururken de kendi iç ortamına seslenmek bazı konularda anlaşılabilir ancak sürekli küçük ve kapalı topluluğa seslenmek büyük bir problemin işaretidir. Zihinsel bir darlığı imler. Hele ki ‘yeni bir dünya’ iddiası ve bu yönde bir zihni çabanın her attığı adım bu iddiayı güçlendirici olmalıdır. Hem kavramsal çerçevesini oluşturmaya hizmet etmeli hem de pratiğini kuvvetlendirmelidir. Onun için böylesi bir iddianın sahipleri attıkları adımları, söylem ve eylemlerini sadece kendi camiaları için atamaz ve yapamazlar, yapmamalıdırlar. Çünkü o adımların her birinin halka halka önce kendi toplumunda, sonra da daha büyük kümelerde karşılık bulmasını hedeflemek gibi bir sorumluluğu vardır.

Bu bir zihinsel kısırlığın ilanı ve siyasi eylem ve söylem kabiliyetinin kaybının ilanıdır. Bu vesile ile toplumsal bakış açısını ve perspektifini kaybeden her siyasi hareket kaybetmeye mahkûmdur, çünkü küçük mutlu bir azınlığın sahiplik iddiası ile muhatap olmaya başlamıştır ve her şeyi kendi içine doğrultmaktadır bu nedenle de toplumsal karşılık bulamamak elbette doğal bir sonuçtur. Ve bu içe söylemin yavaş yavaş herkesi kapsar hale gelmesi, bize de çerçevenin ne kadar daraldığını gösterir. Bunun yani içe seslenmenin en büyük nedenlerinden biri camia içerisinde konumlanmada yer kazanma güdüsüdür.

Toplumsallığı kaybedip camia gibi dar bir alanda hapsolmak iddiadan da vazgeçmiş olmayı gösterir. Çünkü iddia hem söylemde hem de eylemde muhataplarının tümünü kapsamalıdır. Onun için sadece ‘Ahmet’ler, Ayşe’ler’ veya ‘renkli gözlüler’ için bir iş yapılmaz. Şayet böylesi bir hâl dinamikliğin kaybedilip, statikliğe geçildiğini gösterir. Burada önce koruma refleksleri, ardından sahiplenme daha sonra da paylaşamama hastalığı baş gösterir ki bu da en son merhaledir. Bu merhaleden sonra her şey sadece kendi sınırlarının menfaati için yapılır ve düşünülür. Yani kişi camiasına dayanarak var olma refleksi ile iş yapar, camia da kişilerinden istifade ederek kendi menfaat alanını korumayı ve daha fazla fayda sağlamayı amaçlar. Bu noktada öncelikler kaybedildiği gibi birtakım meziyetler de erozyona uğrar. Burada topluma bir şey vermek, onlara hizmet etmek önceliği kalktığı için de kapalı devre bir yaşam alanı oluşur. Bu alanda her şey menfaatsel bir örtü ile birbirine bağlanır. Halka menfaatin icap ettiği kadar genişler ya da daralır.

Bu darlığın, kapalılığın getirdiği bir çürümeden de bahsetmek gerekir. Her şeyin özünü yitirdiği, herkesin defolarının kendinden önde olduğu bu yüzden de her şeyin işitildiği, her şeyin görüldüğü bu noktada ve haliyle bu kadar yakınlaşmak tembelliği, miskinliği, muhabbet yerine nefreti ve birlikte hareket etmek yerine konum almayı beraberinde getirir oldu. Kapalı toplulukların en büyük sorunlarından biri de sahicilik testinin ve değer terazisinin yok olmasıdır. Elbette bu durum adım atacak cesaretin ortadan gitmesine ve her şeyin maslahatı gözetmek adına yapılmasına sebep oluyor.

Dolayısı ile kişilerin değeri onlara verilen payeler ile ortaya çıkıyor. Kendi içinde bir katmanlaşmaya neden olan ve sadece asansörde durduğu için çıktığı kat kadar kıymet alan ya da asansörün inişine göre kıymet kaybeden bir anlayış ortaya çıkıyor. Oysa bu bütün değerlendirmeler asansörün aidiyet meskenine göre şekilleniyor. Bu yüzden ne insanların üretimi ne de çalışkanlıkları ne de yapıp ettikleri bir kritere tabi tutulmuyor. Dolayısı ile sabit olanın her şeyi sabitlediğini düşündüğü bir düzen ortaya çıkıyor. Böylesi bir yerde neden insanlar deli gibi gayret etsinler ki?

Kendi oluş şartları ne kadar inkâr edilirse o kadar hedeflerden uzaklaşılır. Onun için de pırıltısı olmayan bir bakıma aşkını, samimiyetini, adanmışlığını kaybetmiş bir topluluk/camia kendi içini çürüterek bir yere varamaz. ‘Dünya ufkunu’ kaybetmek bir camia olarak kalmanın gururunu yaşatabilir belki ancak ileriye doğru ivmelenmeyi asla getiremez. Bu yüzden açık olmak ve bu açıklığı söylem ve eylemin gücünden almak gerekir. Onun için de kabuk bağlayan her şey, o dar çerçevede çürüten bir kimya ile buluşuyor. Bundan da bir an evvel kurtulmak gerekir. Bu bakımdan çerçeve nereye oturtulursa söylem de eylem de ona dönüşür. İleri bakmak ve de ilerlemek gerekir bu da ancak toplumun tümünü muhatap alarak yapmaktan geçer. O da gayreti davet eder. Bu davete ve de neşeye ihtiyaç var. Hoşça bakın zatınıza…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Biten - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Tarım Kredi Kooperatifi marketi fiyatları pahalı mı?