Amerika’ya komşu coğrafya kaldırıma kötü düştü tarih

BİR BİZDEN

Sosyal medyada çokça paylaşılan ve içinden Demirel–İnönü trenleri geçen anekdot, anı veya günümüzün ünlendirilmiş kelimesiyle söylersek itiraf diyebileceğimiz bir yazı parçasını tartışacağız; fakat önce piyasa edilmiş, haliyle bir okuyalım.

(Demirel  anlatıyor “39 yaşında Başbakan oldum. Ana muhalefet lideri İnönü idi. Yeminle söylüyorum. Onunla görüşmeye giderken dizlerim titrerdi. Ben alt tarafı Çoban Sülü. O ise Garp Cephesi kumandanı, Cumhuriyet’in İkinci Adamı idi...”

Bir anektod da benden...

Seçimlerden %50 oy alarak başbakan olan Süleyman Demirel, meclisin ilk günü meclis binasında İsmet İnönü ile karşılaşır.

İnönü sorar;

- Meclisin kaç merdiveni var, Süleyman biliyor musun?

Demirel,

- Bilmiyorum!..

Beklemediği bir soruyu yanıtsız bırakan  Demirel içten içe bozulmuştur.

Birkaç gün sonra yine mecliste İnönü’nün yanına giden Demirel kulağına eğilerek;

“Efendim, meclisin 220 merdiveni var!” der.

- Kime saydırdın? diye sorar İnönü.

Demirel:

- Bizzat ben saydım efendim! der.

Ve bunun üzerine İnönü’den tarihi bir söz duyar;

“Bak Süleyman, lider odur ki zor işlerle uğraşsın.

Lider basit işleri kendi yapmaz. Bak mesela ben meclisin kaç merdiveni olduğunu bilmiyordum.

Sana saydırdım...”

Eski siyasilerden alınacak çok güzel dersler vardı...

Şimdi sadece; kin, nefret ve düşmanlık öğreniyoruz...)

Genç Demirel–Yaşlı İnönü mukayesesine durulmuş gibi yapılırken, yıllarca onun şahsında Anadolu insanını küçümsemiş, hor görmüş “Sol”un, “Çoban Sülü”lüğün –çaresizlikle– kabulünü, Demirel’in ağzından tescillendirerek aklanmak, lekelerinden arınmak istemesi giriş olarak sunulmuş. Gelelim ikinci kısmına paylaşımın.

1962 yılında AP’de siyasi hayata atılan diye özgeçmişine yazılan Demirel, ilk kez İnönü ile 1965 seçimlerinden sonra mı karşılaştı ki, böyle “anekdot”lar uyduruldu? İnönü’nün koalisyon hükümetlerinin ortağı AP’nin içindeydi  Demirel halbuki.

Muhalif siyasetçilerin dizlerini titreten İnönü, acaba bu gücünü  ihtilal yaptırıp başbakan astırmasından mı alıyordu? Demirel doğduğunda Cumhuriyet çoktan kurulmuş olduğuna göre, “Garp cephesi” mi kalır aklında, yoksa acaba beni  Menderes gibi astırır mı korkusu?

İnönü, Meclis’in kaç merdiveni olduğunu sormuş Demirel’e. Her şeyi bilen ve İnönü’ye muhalefetiyle iktidar olan Demirel, bu soruyu bilemediğinden dolayı üzülmüş! Burası, “Vay anasına sayın seyirciler” meselesi.

– Sizin ömrünüz Türkiye Cumhuriyet’nin Meclis’lerinde geçti. Bugüne kadar niçin saydırmadınız? Binaenaleyh bana bir memleket meselesini nasıl çözeceğimi soracağınız yerde Meclis’in merdiven basamaklarını sormanız fevkalade yanlıştır, hatadır, zaman kaybıdır, lüzumsuzluktur.

Demirel’in  böyle veya benzeri bir cevap verdiği yazılarak paylaşılsaydı... Ama olmaz; İnönü  ‘’Sol’’ sosyolojiye göre basit betimlenemez.

Demirel’e Meclis merdivenlerini saydıran lider olarak anlatılırsa, başbakan astırdığı gölgede bırakılmış olacaktı.

Halbuki, “Sol”umuz çok iyi bilir; İnönü ve Demirel’in 12 Mart hazırlayıcıları olduklarını ve ‘’Genç’’ idamlarını birlikte “Evet”lediklerini. Lakin ikrar zordur. Harp cephesi, Garp cephesi vesaire dersin; Yassıada’ya uğramadan geçer gidersin. Hem Demirel’i savunacak “Sağ” mı kaldı...

Lakin İnönü illa Meclis merdivenleriyle anlatılacak diyorsanız, malzeme Demirel değil, DP’yi aşındırmada kullanılmış Bölükbaşı olur. Bu vakıanın sayfamızda kaydı vardı, bir daha yazalım.

27 Mayıs’ın idamlarından sonraki bir Meclis gününde, Meclis’in merdivenlerinden inmekte olan Bölükbaşı’na yetişir İnönü ve boy farkı dolayısıyla iki basamak yukarıda iken omuzuna elini atar; gören de icabında bu ne sevgi ah, desin.

Demezler mi? Merdivenlerin bittiği yerde etrafı çevrilir Bölükbaşı’nın. Edilgen o olduğuna göre, sebebi sorulacaktır, boynundaki İnönü kolu samimiyetinin.

– Hayır der Bölükbaşı. Bildiğiniz yahut tahmin ettiğiniz gibi bir muhabbet gösterisi değildi bu. Sayın İnönü, boynuma ip ölçmekte idi.

İtiraz yoktu Bölükbaşı’na. Zira hisseden o idi. Fakat, İnönü gerçekliğini bir cümle ile dosdoğru böyle anlatmasına rağmen merhum Bölükbaşı, tarihe, muhalif olarak geçmedi.  Bir  tezi daha vardır bu tarihi vakıanın. Derlerki, İnönü Bölükbaşı’nın boynuna ip ölçüyor nüktesini Anadolulu ciğerinden üretmiştir. Bölükbaşı’nı İnönü’ye karşı muhalif kılmak ve dolayısıyla güçlü olmaktı umutları.

BİR BİZİM DÜNYAMIZDAN

Afganistan, Taliban, Göçmenler, Mülteciler...

 Küba’nın sakallılarına bir ömür sevgi duyanlar, “Che” destanlarını okuyanlar, sakal mütehassızlarımız; bir durun hele.

Komünizmi yıkan devlet olmasın, içinizden olumsuzluk fışkırtan, figan figan bağırtan ah Afganistan, ah Afganistan. Avrupa’yı korkusuzlaştıran ve Rusya’yı dahi bağımsızlaştıran; SSCB oyununu bozan Afganistan’a ne düşecek sizin zorunuzdan, yat borunuzdan. Kahramanlarını “Made in Rambo USA” etiketiyle bilmek utancınızdan mı vaz geçeceksiniz, yoksa Kurtuluş Savaşımızı hatırlamanızdan mı?

 Yıllarca her taşa basma kabiliyeti olanın “Topal Molla” diye paylaştığı bir masal var. İlk neşrinde yer Babıali idi. Sonra her yere uyduruldu, artık neresi gündem olmuşsa. Maksat, bir ülke Müslümanlarını kolay kandırılan kobaylar olarak anlatmak, inançlarına “ateizm” çakmak mıdır? Yoksa bir tekinin gücü örnekleştirilen İngiliz milletini ululamak mıdır? Ya da burada yazamadığımız hepsi midir?

TOPAL MOLLA.!!!! “1920 yılında Topal Molla lakabıyla tanınan bir zat, Afganistan’da tekke kurmuş. Topal Molla’nın müritleri 3 yıl içinde 200 bine ulaşmış. Müritlerinin sayısı 1925’te 300 bini aşan Topal Molla, krala karşı ayaklanma hareketini başlatmış. Bir yıl boyunca Afganistan’da kan gövdeyi götürmüş. O yıllarda Afgan Kralı olan Emanullah Han ülkesini terk etmek zorunda kalmış. Ülkesinden ayrılan Emanullah Han, Afgan sınırına geldiğinde yanına bir adam sokulmuş ve çok güzel konuştuğu Urduca’sıyla sormuş: ”Beni tanıdın mı? Ben meşhur Topal Molla’yım. Afganistan’daki görevim bitti, İngiltere’ye dönüyorum”. “Seni tanıdım” demiş kral. “Ben senin İngiliz casusu olduğunu biliyordum. Fakat halkıma o kadar tesir etmiştin ki senin casus olduğuna onları inandıramanın çok zor olduğunu düşündüm. Sarıklı, sakallı Topal Molla sakalını kesmiş, sarığını atmış, başına silindir şapkasını oturtmuş ve İngiltere yoluna koyulmuş.

TARİHİN TANIKLARINDAN BİRİ ANLATIYOR

 “Eski Afganistan Kralı Emanullah Han, 20 Mayıs 1928 tarihinde Kraliçe Süreyya Hanımla beraber yurdumuza geldi. Kralın gelişinden önce Atatürk, günlerce Afgan tarih ve coğrafyasını incelemiş, o zamanki Umumî Kâtip Hikmet Bayur’u da bu konuda bir etüt hazırlamakla görevlendirmişti. Öteden beri adetiydi. Yabancı bir devlet adamı mı gelecek? Hemen o ülkenin tarihi, coğrafyası, sosyal hayatı hakkında bilgi toplar, onların bile bilmeyeceği şeyleri öğrenir, konuklarını şaşkına çevirir, hayran bırakırdı. Emanullah Han, Ankara’ya gelen ilk hükümdar olduğu için bu ziyarete büyük önem veriliyordu. Han, Türkiye’ye Rusya’dan gelecekti. Atatürk, Orgeneral Fahrettin Altay’ı Kralın, eşini de Kraliçenin mihmandarlığına atamıştı. Korgeneral Naci Eldeniz ile eşi de ikinci mihmandarlardı. Bizim mihmandarlar Kralı karşılamak üzere Sivastopol’a giderken Başbakan İsmet İnönü, Fahrettin Paşaya şöyle diyordu: “Afgan Kralının hali elverişli görülürse Atatürk seni Afganistan’a genelkurmay başkanı ve başkumandan yapmak istiyor.” Fakat Fahrettin Altay, kendi durumunun elverişli olmadığını ileri sürerek bu işi kabul edemiyeceğini bildirdi. Etmedi ama 1934 yılında İran–Afgan sınır anlaşmazlığında hakem olarak Musaabad’a gönderildi. Sonunda Altay’ın hazırladığı rapor uygun görüldü ve iki hükümet de Türkiye’ye sınır anlaşmazlığını hallettiği için teşekkürlerini bildirdiydi. Kralı almağa Sivastopol’a giden İzmir vapuru mihmandarlar takımı, protokol memurları, yaverler, tercümanlar, gazete muhabir ve fotoğrafçılarıyla doluydu. Peyki Satvet ve Peyki Şevket torpidoları da vapura eşlik ediyorlardı. Ruslar, Sivastopol’a gelen Türkleri büyük bir törenle karşıladılar. Hatta karşılayıcılar arasında Rusya’nın Ankara büyükelçisi Karahan da bizim büyükelçi Tevfik Bıyıkoğlu bile bulunuyordu. Gece Orduevinde de büyük bir ziyafet verildi. Ertesi gün Kral ve Kraliçe Süreyya’yı alarak Sivastopol’dan ayrıldık. Ruslar savaş gemileri ve 38 uçakla İzmir vapurunu geçirdi. Kral asker olduğu halde sivil giyiniyordu. Kara bıyıklı, kara gözlü, esmer, yakışıklı bir adamdı. Avrupalılar gibi açık giyinen Kraliçe ise nazik ve güzeldi. Annesi Şamlı olan Kraliçe, Türkçe bildiği ve meramını anlatabildiği halde Farsça konuşmayı tercih ediyordu.  Eğlenceli bir şekilde geçen yolculuktan sonra Boğaz’a yaklaştığımız zaman bizim donanma ve uçaklar karşılayıcı çıktılar. İstanbul Valisi Muhittin Üstündağ, donanma komutanı ve amiraller vapura çıkarak Kral ve Kraliçeyi selâmladılar. Boğaz’ın kıyısına dizilen halk, konukları mendil sallayarak karşılıyordu. Vapur Haydarpaşa önünde demirledi. Özel trene binilerek Ankara’ya hareket edildi. Emanullah Han, Ankara’ya gelişinde eşi görülmemiş bir törenle karşılandı. Her taraf donanmış, yer yerinden oynuyor. Atatürk’le Kralın kırk yıllık dost gibi sarmaş dolaş olması herkesi heyecanlandırmıştı. Pek az devlet adamına yapılan bu içten gelen sevgi gösterisi karşısında Emanullah Han çok duygulanmıştı. Tören ve askerin teftişi, halkın selâmlanmasından sonra Çankaya’da, Krala ayrılan Köşke gidildi. Kral ve Kraliçe bir hafta kadar Ankara’da kaldılar. 27 Mayıs’ta yine karşılanışında olduğu gibi çok tantanalı bir törenle Kral ve Kraliçe İstanbul’a uğurlandı. Kralın Atatürk’e çok bağlı ve hayran olduğunu görmüştüm. Atatürk’ün ölümünde artık Kral olmadığı halde İstanbul’a gelmiş, Dolmabahçe’den Sirkeci’ye kadar gözleri yaşlı cenazenin arkasından yürümüştü. Sonradan kendisi de İtalya’da hayata gözlerini yumdu.

 Türkiye’yi ziyaretinden altı ay sonra, Emanullah Han krallıktan düşmüş, eşi Süreyya’yı da yanına alarak tekrar yurdumuza gelmişti. Fakat değerbilir Atatürk, Kralı yine aynı yerde, Gazi İstasyonunda karşılamış, otomobiline bindirerek Ankara Palas Oteline konuk etmişti. Emanullah Han’a kralken ne yapılmışsa, o zaman da aynı şey yapılmıştı. Türkiye’ye gelişinin ikinci gecesi Emanullah Han onuruna Köşkte yirmi dört kişilik bir yemek verildi. Eski Çankaya Köşkünde sofradaki görüşmeler uzadıkça uzadı. Hoşbeşten sonra nihayet Atatürk, Krala sordu: – “Nasıl oldu sizin bu işiniz? Sizi düşürdüler ve memleketinizi terk etmek zorunda kaldınız?..”

Emanullah Han’ın üzüntü içinde anlattığına göre, kendisi Türkiye’deyken Peşe Saki adındaki amcazadesi, birtakım dedikodular çıkarmış... Afgan Kralı, ülkesine döndüğü zaman bir de bakıyor ki, amcazadesi iktidarı ele geçirmiş. Onun çevresi Kralı tehditle Afganistan’dan çıkarmağa zorluyor. Zaten çok nazik olan Kral, savaşmadan kaçınarak bir uçakla yurdundan ayrılıp İtalya’ya gidiyor.

BU ÖRNEK İSE BİR ‘’YEREL ESNAF’’TAN

(İbn-i  Battuta seyahatnamesi ile Orhan Gazi zamanında Osmanlı Sarayı’na tabip olarak yerleşmiş bulunan Yahudi, bir kaç nesil sonra Fatih’i zehirledi. İstanbul’dan çıkmış, Gebze’deydi. Fatih sır tutan ketum bir adamdı. Tarihte meçhuldür Fatih nereye gidiyordu. Lakin ölümü bir Yahudi muhtedisi olan, Yahudi asıllı sertabip Yakup Paşa eliyle oldu. Bu sabittir. Fatih gibi bir adam bile, bu adam namaz kılıyor bizim gibi; yatıyor, kalkıyor; buna güvenebilmiş. Vatikan’da ortaya çıkan kaynaklar külliyetli miktarda parayla bunun yaptırıldığını ispatlamaktadır. Zehirlendiği sabittir. Fatih devrinde bir cihan padişahını yok etmiştir. Bu düşmanın dehşetini gösterir.)

 Piyasa yaptırılan bir videonun giriş kısmından aldık bu cümleleri. Bilhassa “Topal Molla masalı”na düşman kapasitesinden benzemesine dikkat edilsin. Fatih gibi bir adam, Efendimiz’in hadis-i şerifiyle övülmüş cihan padişahı, atasının sarayına kimin girip çıktığını ve tabip kadrosundaki insanların kim olduğunu bilmeyecek biri olabilir mi? Düşmanı dehşetli göstermek, Fatih dahi mağlup olmuşsa düşüncesine sevketmek insanları, mücadele azimlerini kırmak, vesaire vesaire...

Ha bir de şu Vatikan. Yahudi dostu bir ocak mıdır? Yoksa senin ne aradığını sezdiğinde, anladığında sana işte bu dedirtecek belgeler uydurulan mekan mıdır? Soru çok. Biz de bekleriz gerçek ve doğru tarihçilerimizi hâlâ.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necati Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

Ismail Demirkan Eyüp - önceden de okurdum. çok güzel akıcı bilgilendirici mizahi "birde karikatür eklenebilse satıraralarına

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 11 Eylül 09:36


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Tarım Kredi Kooperatifi marketi fiyatları pahalı mı?