Okullar yüz yüze eğitime hazır mı?

Milli Eğitim Bakanlığı, yüz yüze eğitime geçileceğini açıklayalı yaklaşık bir ay oldu. Önümüzdeki Pazartesi günü yüz yüze eğitim başlayacak. Peki, okullar eğitime hazır mı? Daha doğrusu, okullarda Kovid-19 ve delta varyantına karşı hangi önlemler alındı?

Milli Eğitim ve Sağlık Bakanlığı işbirliğiyle “Kovid-19 Salgınında Okullarda Alınması Gereken Önlemler Rehberi” başlığıyla il milli eğitim müdürlüklerine gönderilen talimatın rasyonel bir tarafı yok. Talimatnamenin özeti “maske, sosyal mesafe ve sınıfların havalandırılması”ndan ibaret.

Öğrencilerin maske kullanması, maskeler nemlendiği zaman değiştirilmesi, maske kullanamayan öğrencilerin istisna edilmesi, doktor raporuyla maske takamayacağını kanıtlayan çocukların yüz koruyucu kullanması, okul içerisinde yedek maske bulundurulması uzun uzun anlatılmış.

Talimatnamenin bir bölümü sınıfların havalandırılmasına ayrılmış ve “Okulun ortak kapalı alanlarındaki pencerelerin sürekli açık kalması veya mümkün olduğu kadar havalandırılması sağlanacak” denilmiş. Yaz ayının bitip sonbaharın başladığı bu günlerde sınıfların havalandırılmasından bahsedilebilir ancak kış aylarında sınıfların havalandırılmasının önlem olmaktan çıkacağı muhakkak. Kaldı ki, sonbahar aylarında dahi pencere önünde oturan öğrencilerin soğuk algınlığından muzdarip olacaklarını tahmin etmek zor olmasa gerektir.

Rasyonel olmayan kurallardan birisi de mesafe kuralları. Talimatnamede bu konuya çok yer verilmiş ancak özellikle ilkokul ve ortaokul öğrencilerinin mesafe kurallarına uymayacağı, nefes nefese konuşacakları, şakalaşacakları hatta itişip kakışacakları gerçeği ortadadır.

Okulların rutin temizliğinin sıklaşacağı ve ders sürelerinin 40 dakikayı aşmayacak şekilde planlanacağını önlem olarak yazmak akla ziyan. Zira dersler bidayetten beri 40 dakika yapılıyordu. Milli Eğitim Bakanlığı, dersleri 40 dakikayı aşmayacak şekilde planlamak için büyük gayret göstermiş olmalı. Geçen gün, bu dâhiyane plandan iktidara yakın bir kanal sitayişle bahsediyordu.

Öğrencilerin aileleri, öğretmenler, kantinciler ve servis şoförlerinin aşıya teşvik edilmesi, aşı olmayan öğretmen ve okul çalışanlarından ise haftada iki kez PCR testi istenmesi günlerdir kamuoyunda tartışılıyor; bu konuda hayli tepki de var.

Belli ki, özel okul sahipleri, servisçiler, kantinciler ve çocuklarından bıkmış aileler bir an önce okulların açılmasını istiyor. Okulların yüz yüze eğitime başlaması konusunda iktidarla muhalefet ittifak etmiş görünüyor olsa da oldubittiye getirilerek okulların açılması ileride çok büyük sıkıntılar doğuracaktır.

Bu şartlarda haftada beş gün, yüz yüze eğitim uygulaması çocukların sağlığını tehlikeye atmaktan başka hiçbir işe yaramaz. Yüz yüze eğitimde bu kadar ısrar ediliyorsa muhakkak hibrit eğitim modeli yani uzaktan eğitimle yüz yüze eğitim birlikte devam etmelidir. Haftada iki gün yüz yüze, üç gün uzaktan devam etmesi durumunda riskler yarı yarıya azaltılacaktır.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın açıkladığı önerilerde kalabalık sınıfların azaltılması ve öğrencilerin oturma düzeni hakkında en ufak bir bilgi yok. Sahi bir sırayı kaç öğrenci paylaşacak? Eğer salgın öncesi gibi bir sırada iki üç öğrenci oturacaksa, sosyal mesafeden söz edilemez. Sınıf ortamları istenilen hale getirilmediği müddetçe maske ve sınıf havalandırmasıyla sorun çözülemez.

Bir tarafta hibrit eğitim modelini benimseyen, onar kişilik sınıflar oluşturan ülkeler, bir tarafta aceleyle okulları açmak isteyen ülkemiz.

Eğer yüz yüze eğitimde ısrar ediliyorsa; en azından uzaktan eğitim alma hakkı engellenmemeli; yüz yüze eğitim ailelerin ve öğrencilerin isteğine bırakılmalı. Yüz yüze eğitim almak istemeyen öğrenciler için Eba TV başta olmak üzere uzaktan eğitim için gerekli destek verilmeli. Ayrıca, okula gitmeyip, uzaktan eğitime devam etmek isteyenlere sınav imkânı tanınmalı, böylece sınıf kaybı yaşamalarının önüne geçilmelidir.

“Bir dönem daha uzaktan eğitim devam etmeli” görüşümüze, yüz yüze eğitim sevdasına müptela olmuş kişiler itiraz edecek, eğitimin öneminden, çocukların uzaktan eğitimle zaman kaybettiğinden, gerekli eğitimi alamadığından bahsedecektir. Aynı kişiler, Türkiye’de ezbere dayalı eğitim sisteminin kalitesizliğinden, insanların eğitimlerinin karşılığını alamadığından, eğitime göre değil de adamına göre muamele edildiğinden, makam ve mevkilerin ehliyet ve liyakate göre değil “torpile/iltimasa” göre dağıtıldığından bahsetmezler.

Sözün özü, en az bir dönem daha uzaktan eğitim yahut hibrit eğitim devam etmeli. Yüz yüze eğitimin sağlık açısından riskleri ortadadır. Alındığı iddia edilen tedbirlerin hiçbiri bu riskleri ortadan kaldırmaya yetmeyecektir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Siyami Akyel - Mesaj Gönder



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Tarım Kredi Kooperatifi marketi fiyatları pahalı mı?