Önce Kendimize Bakalım

Ülke olarak son yıllarda neredeyse her gün bir felaket olayı ile karşı karşıya kalıyoruz. Kimi zaman deprem oluyor; evlerimiz yıkılıyor, yollarımız çöküyor, kimi zaman orman yangınları oluyor; ciğerlerimiz, canımız yanıyor, doğal kaynaklarımız gidiyor; kimi zaman seller oluyor, yeni yapılan köprülerimiz yıkılıyor, insanlarımız sellere kapılıyor, canlarımızdan oluyoruz. Kimi zaman sosyal afet diyeceğimiz gasplar, kavgalar, hırsızlıklar, cinayetler, tecavüzler… Ne kadar insanı insan olmaktan çıkaran canice işler varsa toplum olarak yaşıyoruz. Bu kötülükler haramlar da uzaydan gelenler tarafından işlenmiyor bu ülkede yaşayanların yaptıkları işler.

Saydığımız afetler karşısında millet olarak afetler gerçekleştikleri bir iki gün gündemimizi meşgul ediyor -ki anlık üzüntülü olma durumu bunu gerektirir- daha sonra haftası dolmadan unutup gidiyoruz. En iyi ihtimal birkaç duyarlı vatandaş sayesinde de yıldönümlerinde, “Unutmayacağız!” sloganı atarak o günü geçiştiriyoruz. Sonra gelsin yeni gündemler… Fakat ne meselenin sebeplerini konuşuyoruz, ne bir daha başımıza gelmemesi için alınacak önlemleri, ne vatandaş olarak bizim bireysel olarak alacağımız tedbirleri, ne de yetki sahiplerinin üzerine düşen görevlerini.

Ülke olarak sadece siyasi alanda değil hayata dair tüm alanlarda zihniyet değişimine ihtiyacımız var acilen. Toplum olarak a’dan z’ye herkesin. Üniversitedeki akademisyeninden okuldaki öğretmelerine, sanayideki kaynakçısından çarşıdaki esnafına, yaşlısından gencine, erkeğinden kadınına, okul sırasındaki öğrencisinden tezgâhı başındaki çırağına… Sel oldu mu bunu yağışın yoğunluğuna; depremde ölenleri, yaralananları depremin şiddetine; çıkan yangınları havanın sıcaklığına bağlayıp konuyu birkaç gün ekranlarda konunun uzmanlarına(!) tartıştırıp meselelerin üzerini kapatmaktan vazgeçmeliyiz. İlk önce vatandaş olarak dere yataklarını, fay hattını imara açanlara oy verip verdim mi, bunun eleştirisini yapmalıyız. Dere yataklarına ev yapan, apartman yapan kişilere orasının dere yatağı olduğunu bildiğimiz halde “eviniz hayırlı olsun” dedik mi, demedik mi? Ülkemizde çeşitli fay hatlarının olduğunu bile bile fay hatları üzerinde kurulan kentlerde apartman yapan müteahhitlerden ucuza daireler kapattık mı, kapatmadık mı?

Sonra seçim dönemlerinde kapımıza oy için gelen siyasi adaylardan ne talep ettik? Oy verirken kıstasımız “oy vermek sorumluluktur” bakış açısı mı oldu? Yoksa “bu bizden (‘bizden olmak’ aynı memleketli olmaktan tutun da aynı takımı tutmak, aynı dünya görüşüne sahip olmak gibi geniş bir yelpazedir), işimiz düşerse işimizi usulsüz, hukuksuz da olsa hallettiririz” mi oldu? Seçim sandığına gittiğimiz de sandık başında o edebiyatını çok yaptığımız “vatan, millet” hayrına mı oy verdik yoksa ihaleyi bize verme ihtimali olma dürtüsüyle mi oy verdik?

Toplumun önderleri olan akademisyenlerimiz, âlimlerimiz, konusunda uzman kişilerimiz herkesi ilgilendiren bir konuda yetki sahiplerine, güç sahiplerine korkusuzca, olması gerekenleri olması gerektiği şekilde hiç kimseden çekinmeden söyledi mi, söyleyebildi mi? Ömrünü okul sıralarında tüketen mimarlarımız, inşaat mühendislerimiz, şehir planlamacılarımız, ziraat mühendislerimiz hangi saikle işlerini yaptılar? “Alırım maaşımı, bakarım işime” mi dediler yoksa doğru bildiklerini, milletin ve insanlığın yararına olacak şekilde gerekirse iktidarlarla ters düşme pahasına hak bildiklerini mi yaptılar?

Her şey ortada başımıza gelen ne bela varsa “kendi ellerimizle yaptıklarımız”ın sonucu. Suçladığımız iktidarlar, yetkililer kadar millet olarak bizim de suçumuz var. İlk önce o iktidarları millet olarak biz seçtik. İktidarların yapıp etmelerini takip etmedik. Ne zaman canımız yandı, öyle birkaç zaman isyan ettik. Ama seçim sandığı önümüze geldiğinde hesap sormadık. Ki hesap sormak için illa seçimleri beklemek zorunda değiliz. Oy verdiğimiz partinin ve diğer partilerin il başkanlıkları hâlâ illerimizde. Ulusal medyaya ulaşamasak da şikâyetlerimizi iletebileceğimiz yerel medyanın onlarcası yaşadığımız yerlerde.

Ama her şeyden öte zihniyet değişimi için kendimizden başlayarak, ailemize oradan en yakın çevremizde farkındalık oluşturmaya çalışmalıyız. İlk önce bir Müslüman olarak bu dünyada neden var olduğumuzu hatırlamalı, uymamız gereken emir ve yasakları hayatlarımıza geçirmeliyiz. Helal ile haramı tekrardan gündelik yaşamımızın ilk gündemi yapmalıyız. Bir kişinin önündeki makam, mevki, rütbelerine bakarak değil yaptığı işi düzgün, doğru, insanların yararına olup olmadığına, Allah’ın sınırlarına uyup uymadığına bakmalıyız. Bir insana sahip olduğu ünvanına, sahip olduğu markalı arabaya, oturduğu geniş evlere/lüks dairelere, elindeki pahalı telefonlara bakaraktan adamlık biçmemeli, isminin önünde hiçbir ünvan olmasa da yaptığı işi bihakkın yapmasına göre değerlendirmeli, adamlık ünvanı biçmeliyiz. İnsanları kazandığı çok paraya göre değil, elde ettiklerini helal yoldan mı haram yoldan mı kazandığına bakarak saygı duymalıyız. Gözümüzde işini, işin istediği hassasiyet ile yapan çöpçü; işini savsaklayan, ne insana ne yaptığı işine saygı duyan doktordan değerli olmalı. Müslüman toplumun en önemli özelliği ‘emri bil maruf nehyi anil münker’i hayata geçirmeli, çok kısa zamanda servet elde eden kişilere aldıkları arabalar/evler/mallar sebebiyle “hayırlı olsun” demeden önce bu serveti nereden elde ettiğini sorabilmeliyiz. Zira bizim inancımızda gelen belalar işlenen haramların, yenilen yetim hakları yüzündendir.

Her şey gözümüzün önünde gerçekleşiyor. Her konuda öncelikle işi ehline danışmak ve işi ehline vermekle başlamamız gerekiyor. Millet olarak işi ehline verirsek vatanımız, geleceğimiz rahata kavuşur. İşinin ehli vicdanlı insanlar hizmet eder, ehil oldukları işte kalkınma sağlarlar. Milletimizin işlerini “mağdur olan”a verdiğimiz günden beri mağduriyetler peşimizi bırakmadı. Çünkü herkes elindekinden verir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Elif Örs - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Tarım Kredi Kooperatifi marketi fiyatları pahalı mı?