Reklamı Kapat

Kur’an’ın sistematiğini doğru anlamak-ıı

Kur’an-ı Kerim, İslâm dininin genel hükümlerini ihtiva eder, cüzi konulara ise çok az değinir ve tüm insanlar için bir düstur ve anayasa mesabesindedir. Malumat kitabı değil, kanun ve kural kitabıdır; özdür. Bu sebeple mûcezdir. O’nun icazı gereği tafsilatını anlatacak bir müfessire ihtiyaç vardır. Kur’an ana çizgileri, ana kuralları koymuş, bunun açıklamasını ve uygulanabilirliğini göstermeyi Peygamber Efendimize (S.A.V.) bırakmıştır.

Allah-u Teâlâ, Hz. Peygambere (S.A.V.) Kur’an-ı Kerim’i vahyedip, tebliğ etmesini, “Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan, O’nun verdiği peygamberlik görevini yerine getirmemiş olursun. Allah, seni insanların şerrinden korur. Şüphesiz Allah, kâfirler topluluğunu hidayete erdirmez” (Maide, 67) emrettikten sonra, açıklama yetkisini de verdiğini, “İnsanlara, kendilerine indirileni açıklaman ve onların da düşünmeleri için sana bu Kur’an’ı indirdik” (Nahl, 44) ayetiyle bildirmektedir. Bu bakımdan Hz. Peygamberin (S.A.V.) Kur’an-ı Kerim’i “tebliğ” ile birlikte “tebyin” yani açıklama yetki ve görevi de vardır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de, “Biz kitabı (Kur’an’ı) sana ancak, onlara, hakkında ayrılığa düştükleri hususu açıklayasın ve onu iman eden bir millete doğru yolu gösterici, rahmet sunucu olsun diye indirdik” (Nahl, 64) buyrulmaktadır.

Peygamber Efendimizin (S.A.V.) görevi sadece “tebliğ” ve “tebyin”le de sınırlı değildir. Kur’an-ı Kerim’in pratik olarak uygulamak ve uygulanabilirliğini göstermek de görevidir. Tebliğ, tebyin ve pratik olarak uygulama hedeflendiğinden insanların içinden seçilmiş elçiler vasıtasıyla Allah-u Teâlâ, emir ve yasaklarını bildirmektedir. Müşrikler melek değil de neden insandan bir peygamber gönderildiğini sormuşlar, Allah-u Teâlâ da, “Yeryüzünde gezenler, melek olsaydı, biz de onlara peygamber olarak bir melek gönderirdik” (İsra, 95) buyurmuştur. Yani, insanoğluna kendi cinsinden bir peygamber göndererek aslında gerek tebliği, gerek tebyini, gerekse pratik uygulamayı gösterme imkânı sunmuştur.

Allah-u Teâlâ, Peygamber Efendimize (S.A.V.) tebliğ, tebyin ve uygulamada başarılı olabilmesi için kitapla birlikte üstün zekânın yanında ilim ve hikmeti de vermiştir. Bu konuda Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmaktadır: “Daha önce sapıklık içinde olsalar da, onlara ayetlerini okusun, kitap ve hikmeti öğretsin…” (Cuma, 2). Yine İbrahim ve İsmail’in (A.S.) duasında da buna dikkat çekilerek şöyle buyrulmuştur: “Ey Rabbimiz, bir de onlara kendilerinden bir peygamber gönder de, senin ayetlerini onlara okusun. Kitabı ve hikmeti öğretsin. Onları tüm kötülüklerden arındırsın. Sen Aziz ve Hâkim’sin” (Bakara, 129). Buradan anlaşılan şudur: Bir kimse Kur’an-ı Kerim’i Peygamber Efendimize (S.A.V.) başvurmadan, O’nu rehber etmeden anlayamaz, tefsir edemez. Kaldı ki, sadece peygamberlerde bulunan “hikmet”ten yoksun bir anlayış ve tefsirin hiçbir ihtiyaca cevap vermesi mümkün değildir.

Eğer Kur’an-ı Kerim, açıklanmaya ihtiyaç duyulmayan bir kitap olsaydı, Allah-u Teâlâ, Kur’an-ı Kerim’i hepimizin kalbine ilham edebilir, ezberletebilir ve anlayışınıza göre uygulayın diyebilirdi. Hatta Kur’an-ı Kerim’i konu başlıklarına göre düzenleyip, sistematik bir şekilde detaylı anlatımla, gerekirse şekillerle, teknolojinin gelişimini bildiği için sesli ve görüntülü şekilde bize ulaştırabilirdi. Böyle yapmadı. İçimizden en mükemmel insanı seçerek O’na vahyi öğretti. Çünkü peygamberlerin seçimi tamamen yaratıcının tercihine bağlıdır; dilediğini seçer. Kur’an-ı Kerim’de bunun için, “İşte bu (peygamberlik), Allah’ın fazlıdır, onu dilediğine verir. Allah çok büyük ihsan sahibidir” (Cuma, 4) buyrulmaktadır.

Allah-u Teâlâ’nın kullarıyla iletişim kurmak için seçtiği özel kulları olan peygamberlerin, İlâhî mesajı alması vahiyledir. Allah (C.C.), beşerle doğrudan konuşmaz. O’nun beşerle konuşması vahiy yoluyla, özel koşullarda ve özel kullarına mesajını iletmesiyle gerçekleşir. Peygamberlerin vahye muhatap olması bazen ilham yoluyla bazen de perde arkasından gerçekleşir.

Kur’an-ı Kerim’de Allah-u Teâlâ’nın insanla doğrudan iletişim kurmadığı ancak vahiy yoluyla yani peygamberleri aracılığıyla mesajını ilettiği şöyle anlatılmaktadır: “Allah, bir insanla (doğrudan) konuşmaz, ancak vahiy yoluyla yahut perde arkasından konuşur. Yahut bir elçi gönderip, izniyle ona dilediğini vahyeder. Şüphesiz O yücedir, hüküm ve hikmet sahibidir” (Şura, 51).

Sözün özü, Allah-u Teâlâ bizlerle iletişimi doğrudan değil peygamberler üzerinden kurmaktadır. Bizi peygamberlerin önderliğinde istediği istikamete yani bezm-i elestte verdiğimiz söze sahip çıkmaya çağırmaktadır. Vahiyde direkt muhatap alınmayan insanın Kur’an-ı Kerim’in “mübin/açık” olduğu iddiasıyla kendisine Kur’an’ı açıklama misyonu yüklemesi ilginçtir. Üstelik vahyi alan, tebliğ eden ve tebyin yani açıklamakla görevli Hz. Muhammed Aleyhisselam’ı devre dışı bırakarak. Bu ne büyük cehalet, ne büyük hadsizliktir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Siyami Akyel - Mesaj Gönder



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT ve genel af çıkar mı?