Binmişiz bir alamete...

Kitapçıları dolaşan azaldı. Oturup birlikte kitap okuma geleneği bitti. Yazmak sıradanlaştı, yazar olmanın niteliğe yönelik bir ölçütü kalmadı. Din sadece üzerinde konuşulan bir saha haline geldi. Bilenle bilmeyen eşitlendi. Okul gidip gelinen bir yer olmanın ötesine geçemedi. Görmek ve göstermek kelimeleri yeni anlamlarıyla hiç bu kadar çok kullanılmamıştı. “Beni gör seni göreyim”, “Şu alanda kendini göster ki seni fark etsinler” … gibi cümleler çağdaş nasihatler arasında kendine ayrıcalıklı bir yer buldu. İsim yapan soy isminden, kariyer yapan çevresinden, para gören meselesinden, makama yerleşen mahallesinden uzaklaştı. İp koptu, ip başkasının eline geçti, bir tarafımız ipe dizildi, bir tarafımız ipten döndü. İpini koparan ipe sapa gelmez şeylerin uzmanı kesildi. Hiç ummadığımız kişilerin ipiyle ne karanlık kuyulara indik. Okunmuş su, okunmuş lokma derken okunmuş kitaplara da kutsiyet atfetmeye yöneldik. Yenilmiş yemek, edilmiş dua, kılınmış namaz, verilmiş sadaka, gezilmiş mekân da kutsiyet sırasında kendilerine gelecek zamanı bekliyor. Kıyamet alameti değilse acaba bunlar neyin alametidir? Binmişiz bir alamete, gidiyoruz sefalete!

YAŞAMAK ZAMAN ALMAZ

İnsanın vaktini almayan, zamanını çalmayan şeyin adına “yaşamak” diyoruz. Üzerine düşündüğünüzde ancak yaşamak sizden zaman adına bir şeyleri alıp götürür. Okumak, yazmak ve düşünmek insanın yaşadığı hayatı durdurarak yapabileceği faaliyetlerden. İnsanın yaşamsal eylemlerinin hiçbiri zamanla ilişkilendirilecek özellikte şeyler değildir. Uyumak, nefes almak, yemek yemek, yürüyüşe çıkmak, dinlenmek, dinlemek, konuşmak, muhabbet etmek bu tür zamana konu olmayan eylemler arasında sayılabilir. Bu eylemler bir zaman çerçevesinde yerine getirildiğinde özgünlük ve özelliklerini kaybederler. Çünkü “iş” olmak gibi bir yanları yoktur. İş niteliğine sahip şeylerin zamanla sıkı ilişkisi olabilir. Sanat, din, oyun ve iş dışı insan davranışlarının hiçbiri kendi hukukuna zamanı dâhil etmez. Hayatı ne denli sanat, oyun ve doğal akış şeklinde algılarsak bir şeylere yetişme ya da bir şeyleri yetiştirme derdinden kurtulmuş olacağız. Okumak, yazmak ve düşünmek bir eylemin içerisine kıyısından köşesinden dâhil olmuşsa o eylem zamanla mukayyet bir meşguliyete üye olup kaydını yaptırmış demektir.

TEKASÜR ASRI

İçinde yaşadığımız asra, “Tekasür Asrı” desek yanlış olmaz. Acaba yeryüzü çokluğun ve kalabalığın bu denli önemsediği hatta yüceltildiği başka bir zamana şahit olmuş mudur? Kalabalıksanız, mutlaka arkanız güçlüdür. Arkanız güçlü ise haklı ya da haksız olmanızın fazla bir önemi yoktur. Kalabalık göz korkutur, iştah açar, cesaret verir. İlkesizi ilkesizliğe ikna edecek en müessir manzara kalabalıklardır. Şunu düşünmez ilkesiz kişi; bu kalabalıkların hepsi bir insan tekinden meydana gelmiştir. Büyük menfaat buluşması bu bireyleri bir araya getirmiştir. Büyük bir bünye falan da değillerdir. Sadece alttan alta “yanlış yaparsan kalabalığımı üzerine salarım” tehdidine yatırım yapılmıştır.

Tek iseniz kapladığınız yer nispetince önemsenirsiniz. “Cirmin kadar yer yakarsın” ifadesine muhatap olursunuz. Toplum içerisinde dört bir yana dağılmış cins beyinleri, zinde kafaları, temiz ve duru yürekleri görürsünüz. Keşfedilmeyi bekleyen kıta gibidirler. Önünden arkasından geçen hiç kimse onlara bakmaz. Karakterlerinin sağlamlığını şahsiyetlerine sahip çıkmalarına borçludurlar. Yüzlerinde ve alın çizgilerinde akabeyi tırmanmış, dağların en yücesine, zirvesine ulaşmış olmanın tarif edilmez huzuru vardır. Kalabalıklara karışmamışlardır. Alkış ve slogan bilmezler. Reel politik, derin strateji, oportünizm, Makyavelizm nedir bilmezler. Fotoğraflarda genelde yokturlar, olsalar bile en arkada kendilerini mahcubiyetleriyle görünmez kılmışlardır. Çakalların şehre indiğinden habersiz her ulumayı ulu bir nida sanacak kadar saftırlar. Bir şeyi bilmezler; saf oldukları halde kendileri gibi saflarla bir araya gelip safları sıklaştırmayı. Selam olsun sürüden kopanlara, sürü olmayanlara!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hüseyin Akın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

02

Hamit - Allah razı olsun Hüseyin hocam. Ne mutlu sürü olmayanlara...

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 26 Ağustos 23:39
01

Yaşar Akgül - Selamlar olsun kardeşim..dualarla..muhabbetle..

Yanıtla . 3Beğen . 0Beğenme 26 Ağustos 12:33


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Türkiye'de erken seçime gidilmeli mi?