Siyaset, kardeşi kardeşten ediyorken

Bir kurt kapsa bir Kuzu’yu

Kendi ifadesiyle, T.Özal’ın bizzat ve şahsen yüzüne karşı “Senin kıymetini bilemedim” dediği merhum Burhan Kuzu’nun, 22 Aralık 2012 tarihli ve “AKP’li Kuzu, yalıyordu bir tuzu” başlıklı yazımızda, bir röportajını konu etmiştik.

1993 yılının özellikle araştırılması gerektiğini söyleyerek başlamış sözlerine merhum Burhan Kuzu. Uğur Mumcu, Adnan Kahveci, Eşref Bitlis ve T.Özal ölümlerine şüpheyle yaklaştığını ve bunların derin incelemelere konu olması gerektiğini de vurgulamış.

Biz o gün, “Kim inceleyecek?” diye sormuşuz. Kendi iktidar günlerinde yazılan DDK’nın raporlarına inanmayan merhum Kuzu’nun dayandığı nokta, Köşk’te kola vermekle görevli iki kişiden birinin Kanada’ya, diğerinin Honduras’a gitmesi sonraki günlerde.

Bizim o gün sorduğumuz “Kim inceleyecek?” sorumuz ise hâlâ cevapsız. Üstelik şüpheli politikacı Burhan Kuzu da şüpheli ölümlüler listesine adını yazdırdı diyorlar onu tanıyanlar.

Adı arayıcı sitelerine yazıldığında 20 rakamıyla ifade edilen ne kadar dönem varsa hepsinde milletvekili olduğu vurgulanan Burhan Kuzu’nun, “O hakim bırakmamış, bu hakim bırakmış” yorumundan sonra, Tv kanallarının gece oturumlarına çağırılması kesilmiş.

Lakin FETÖ başı ve elemanlarıyla yaptığı yemekli toplantı resimleri piyasaya düşünce “FETÖ, cemaat görünümündeyken bizimle beraberdi, terör örgütü olarak gerçek yüzü ortaya çıkınca sizinle beraber oldu” twitli savunması üzerine 04 Mayıs 2019’da “Kuzuların densizliği” başlıklı bir yazı daha yazmışız. Hem de sorular sıralamışız peş peşe.

Arkalarını görecek, tahmin edecek, soruşturacak akıl ve beyin gücünüzün olmaması kabul; ne istedilerse niye verdiniz sorusuna da cevabınız, o görüntüden aman çıkmasınlar, diye midir?

“Görünümündeyken” diyerek emin olmadığını da itiraf etmiş bulunan Burhan Kuzu’ya “Kuzu kuzu anlatmalı” demişiz o yazımızda. “O hukukçu ise, biz hak sahibi isek...” gerekçemizle.

Bir yazımız daha var merhum Burhan Kuzu’nun konu edildiği DYB sayfalarının arşivinde.

25 Kasım 2017 tarihinde “Koyun gelir yata yata” başlıklı yazımızda yine bir twit savunması var.

“11 Eylül’ü 2001’i El Kaide yaptı dedi ABD; biz inandık. Biz 15 Temmuz’u FETÖ yaptı diyoruz, ABD inanmıyor. Ben de 11 Eylül’e inanmam!”

Şaşkınlığımızı ve hayretimizi sınırlandırıp sakinleştiğimizde sorularımız var sorular içinde yazımızın devamında.

“Bu derin bir itiraftır!”

11 Eylül 2001 diyor. İlk kandırıldıkları tarihi işaret ederken.

“ABD, El Kaide yaptı dedi; biz inandık.”

Neyin karşılığında inanmıştınız?

İnanmayanlarla farkınız ne oldu, o günlerden sonra?

Ve tekrar sormak istiyoruz: Neyin karşılığında inanmıştınız?”

Vefatı salgınla açıklanan ünlü AKP’li hukukçu Prof. Dr. Burhan Kuzu, yangın ve sel afetleriyle mücadele verdiğimiz bu Ağustos ayında gündem edilirken, yine bir twit savunmasının medyada paylaşılması üzerine, bir tali konu olarak yazdık bu girişi.

“Bir Anayasa profesörü olarak, hayatım boyunca yargı bağımsızlığını savundum ve siyasi görevlerimde önemli katkılar yaptım.”

11 Şubat 2020 tarihinde böyle demiş merhum Burhan Kuzu.

Yargı bağımsızlığını savunmak...

Bir hukukçu olarak, bir Anayasacı olarak, bir profesör olarak...

Başka bir ihtimal vardı da mı?

Hedefimiz bu ve benzeri sorular sormak değildir elbette, merhum Kuzu’nun yargı bağımsızlığına aşkını kayda aldırmasını twit notundan okuduğumuzda.

Gelen Eylül ve Ekim aylarını Yassıada mahkemelerinin ve idamlarının yıldönümü olması dolayısıyla gündemimize alacak ve hak, hukuk, savunma, adalet kelimelerinin geçmişimizdeki yansımalarını şöyle bir hatırlatacaktık. Maksat hesaplaşma cesaretimizi tazelemekti.

Demirkırat’ı kırdılar ve attılar

Bu karikatür Yassıada mahkemelerinin başladığı Ekim 1960’ta, CHP yayın organı Akbaba’nın 450’nci sayısında yayımlanmıştır.

27 Mayıs’ın hemen ertesi günü Albay Türkeş’e “Benim devlet işlerinde size söyleyeceğim bir ‘sır’ yoktur. Her şey dosyalarda ve bakanlıklardadır.” İfadesini resmen veren sabık başbakan Menderes’in çizilen çaresizliğine ve zulüm görme şikayetine “Adalet” savunucularının dikkatlerini çekerek o günden bugüne güçlüler cephesinde değişen bir şeyin olmadığını anlatmak istiyoruz. (19 Haziran 2021 tarihli sayfamızdaki “Devlet sırlarıyla devlettir” başlıklı yazımıza bakınız.)

“Beş aydır bir odada kapalıyım.

Hiç kimseyle konuşmadım.

Melekatımı kaybettim.”

İhtilali ve ihtilalcileri övmek, ululamak muradındaki çizer Turhan, sirkatin söylemekte.

İşkenceye karşı olmak ve insan haklarını savunmak erdemleriyle donanımlı olduklarının iddiasındaki “Sol yan”ımıza, her yıl dönümünde bu aynayı tutmak görevimizdir. Adaletin, mülkün (Devletin) temeli olduğunu kabul edecekleri güne kadar...

Beş aydır işkence görüyorum ve aklımı kaybetmem için her şey yapılıyor diyen bir sanıkla, dinleyiciler diliyle alay etmenin, dalga geçmenin patenti de bunlarda.

Melakatını mı kaybetmiş? (Kendileri gibi bilmenin tescili.)

Ne yalan! Her gece kır atına binip Yassıada’dan Eyüp’e uçan bu Menderes değil miydi?

Alkışcı seyirciye söyletilen (Toplama kalabalık geleneği ne zaman oluştu sanıyorsunuz?) Anadolu insanının arasında yayılan bu efsane teselli cümlesinin, içlerinde nasıl bir kin yarasına döndüğü ancak böyle anlatılırdı; başarmış çizer Turhan.

Aynı kelimeleri savcı Egesel de söyleyecekti; Cellatın,  Menderes’in boynuna geçirdiği yağlı urganı bir kere daha kuvvetle çekerken: Haydi, yine gitsene Eyüp Sultan’a!

Suç olarak karşılığı yoktu bu zulümlerinin. Düşmanlıkları, Eyüp Sultan’ın çağrıştırdığı inancaydı. Vatanı bir kere daha kurtarmış İsmet Paşa oturup dururken, Menderes’in kıratlı uçuşlar yapması, dayanılır değil.

Atatürk’ün vefatından sonra yapılan “Çankaya’nın bahçesine defnedilsin” teklifine karşı çıkışlarının gerekçesini bilirsek, kaynağı kutsallık olan kelimeleri duyduklarında asabiyetlerinin çukuruna düşmelerini daha iyi anlarız.

Siz, Paşa’mızı (İsmet Paşalarını anlatıyorlar) türbedar yapmak istiyorsunuz!

Ücret mukabili, ihtilalcileri haklı ve sevimli, mazlum maznunları ise, her türlü işkence ve zulmü hak edenler maksatlı yazıları için tutulan Aziz Nesin bir duruşmayı anlatırken, DP milletvekili Hüseyin Ortakcıoğlu’nun, idamcı yargıç Başol’a, “İnsan hakları beyannamesi mucibince” diye başlayan bir cümle ile cevap vermesini mizah malzemesi sayıyor.

 Aynı milletvekilinin “Yeni hükümetimizin ve bundan sonra gelecek hükümetin, milletimize faydalı olmasını dileriz” temennisine, idamcı yargıç Başol’un “Bunları bırakın!” müstehzi ikazıyla karşılık vermesi de sevindirmiş Aziz Nesin’i.

Nerden bilecekler Anadolu insanının böyle tavır ve ifadelerle sakinliğe çağrıldıklarını?

 Mart 1961 olmuş, Yassıada iftira kokulu suçlamalarına delil üretememiş hâlâ.

   “Bakıyorum: Menderes yok! Esvapları oturuyor, esvapları konuşuyor. Öylesine bitmiş.

 Bakıyorum: Fatin Rüştü yok! Ceketinin üstündeki baş bir iskelet kafası. Öylesine erimiş!

Bakıyorum: Hasan Polatkan yok. Çocuk yüzü bir kış ayvası. Öylesine buruşmuş!”

 İsmet Paşa’nın kalemşoru Y.Ziya Ortaç, idamını istedikleri üç kişiyi yok vurgusuyla anlatmış Mart 1961’de. İşkencelerinin nelere kadir olduğunu böyle resmederken dergisinin başyazısında, acil idam bekleyen parti mensuplarını sakinliğe çağırıyor o da.

“Sen yediyüz senelik Osmanlı bürokrasisinin sembolüsün. Onun için sen, bitmeyen kavgasın. Kırk senedir Cumhuriyetin kavgasını yapıyorum sanıyorsun. Sen, halkları birbirlerine kırdırarak, hüküm süren son padişahsın! Sen, seni aşan olaylara rağmen, seni aşmayan kişileri punduna getirip, kendi rafını istediğin gibi yerleştirdin. Karşındakiler de parmağında oyuncak, yanındakiler de.

Lider değilsin: Son padişahsın: Sarayla halkın bitmeyen kavgasısın!..

Halktan geleni her zaman ezdin, DP’yi, ihtilâli, yarın AP’yi ezeceksin.

Görüşün, altında kayan toprağa göre kıvrılır. Toprak sola kayar, Baba Tonguç dersin, Hasan Âli Yücel dersin, Köy Enstitüleri dersin. Toprak sağa kayar, Reşit Şemsettin Sirer dersin. Kendi elinle açtığın Köy Enstitülerine, kendi elinle kilit asarsın.

Toprak demokrasiye kayar, sen Demokrasinin önde gideni olursun. Sosyalizme kıvrılır, sen kendini ortanın solunda bulursun. İcadın çok!

Kimse, yeni akımları senin kadar ezmedi. Kimse de, onlardan faydalanmayı senin kadar düşünmedi. Bütün partiler asıl sana karşı birleşeceklerine, birbirlerini yiyorlar... Onlara birbirlerini yediriyorsun!

Bunca sene Türkiye’ye hükmettin, şekil verebildin mi? Bundan sonra da, sana ‘Al Türkiye’yi, yirmi sene için sana verdik’ deseler ne yapardın? Hiç! Köylüyü azıcık daha sefil kılardın, memuru da bir kilo şeker, üç metre çaputla tavlamaya bakardın, o kadar!..”

Adaletin bu mu dünya

Bir günümüzden, bir geçmişten verdiğimiz iki örnekle “Adalet” üstüne anlatmak istediklerimizi burada sıralamaya kalkacak değiliz. Hep yaptığımız gibi topu, okuyan insanlarımızın ferasetine, basiretine, doğruya ulaşma arzusuna, hak üzere yorum sevdasına atıyoruz.

 Balık ve baş darbımeselini hatırlatmak hiç çözüme yöneltmemiştir mesulleri; biliriz. Lakin, şairin, “Ellerinden belli olur bir kadın” demesi gibi, biz de “Baş’ından belli olur bir millet” kaidesine inanırız; bir mahzuru yoksa sizce.

Başından belli olmayı açık, seçik ve net anlatmak için koyduk, Nimet Arzık’ın İsmet Paşa’yı anlatan tarihi makalesini.

Ömrünü bir CHP yazarı olarak geçirmiş bir kadınımız, (Geçtiğimiz günlerde ondan yine bahsetmiştik) İsmet Paşa felsefesini yazmış Ekim 1966’da. Bir tevbe destanı gibi.

 Neyse ki bugün Türkiye herhalde aşmış olmalı bu durumları; ne İsmet Paşa’mız var, ne de onu paşalar gibi anlatacak yazar hanım kızlarımız. (Olanları meşgul etmek için TRT’ye filan maaşcı yapıyoruz mecburen.)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necati Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Türkiye'de erken seçime gidilmeli mi?