Köyler talan ediliyor!

Sırbistan’dan buğday ve et; savaşın ortasındaki Suriye’den patates ithal etmek, tarım ve hayvancılık politikasının geldiği vahim noktayı göstermektedir. “Türkiye’nin üretimi eskiye göre fazla ancak nüfus artışından dolayı ithal etmek zorundayız” denilebilir. Bu savunma bütün ihtiyaçlar için geçerlidir ancak bir ülke yeterli miktarda üretmiyorsa dışarıya bağımlı hale gelir. Nüfus artışıyla doğru orantılı daha fazla üretmek mümkündür ancak tarım arazilerinin terk edilmesi, insanların köyleri bırakıp şehirlerde iş aramaya yönelmesi, yanlış tarım ve hayvancılık politikaları bu durumu daha da içinden çıkılmaz hale getirmektedir.

Köylü ve köylülükle alakalı sorunlu bakış açısı, tarım ve hayvancılıkla uğraşan kesimin sosyal yaşamdaki konumunu küçük gören tepeden bakan anlayış, köylünün sosyal yaşamdaki statüsünün olması gereken yerde olmaması ve ekonomik olarak sürekli gerilemesi bu kesimin şehirlere göçünü hızlandırmış; tarım ve hayvancılık da buna bağlantılı olarak gerilemiştir.

Köylülerin yüzyıllardır üretip yediği “köy ekmeği” yerine yıllarca “beyaz ekmek” reklâmı yapılmış, köylüler beyaz ekmeğe özendirilmiş, alıştırıldıktan sonra “köy ekmeği”nin sağlıklı olduğu keşfedilmiş, tam tahıl ekmeği, yulaf ekmeği ve organik ekmek reklâmlarıyla zenginler köy ekmeğine yönelmiştir. Benzer yönlendirmeler “köy yumurtası, tereyağı, köy peyniri, köy tavuğu” gibi yiyeceklerde de yapılmıştır.

Tarım ve hayvancılıkla uğraşan, milletin efendisi, üreticisi, helal yoldan rızkını kazanan köylüler film ve dizilerde geri kalmışlığın sembolü gibi lanse edilmiş, babasının çiftçilik ve hayvancılık mesleğini söylemekten utanan köylü çocuklar; şehirlerdeki haramilerin iş yerlerinde karın tokluğuna çalışmayı, köyde helal yoldan tarım ve hayvancılıkla kazanılan rızka tercih etmiş, buna yönlendirilmiştir. Bu bilinçli köylü düşmanlığı bir millete yapılabilecek en büyük kötülüktür.

Bugün Anadolu’nun birçok köyünden şehirlere göç hızlanmış, tarım arazileri boş bırakılmış, dağlar ve meralar hayvansız kalmıştır. Köyde yaşayan gençler evlenememe riskiyle karşı karşıyadır. Kız babaları için köyde tarım ve hayvancılıkla uğraşan gençten, şehirde asgari ücretle çalışan genç daha makbul hale gelmiştir. Bütün bunlar, köylülüğe karşı bilinçli bir propagandanın yapılması, tarım ve hayvancılıkla geçim şartlarının her geçen gün zorlaşması, köylere yeterli hizmetlerin götürülememesi, köy evlerinin modernleştirilememesi gibi birçok sebeple ilişkilendirilebilir.

Köylere ve köylülere yapılan en büyük kötülük “tarım arazilerinin imara açılması”dır. Özellikle, şehirlere yakın, göl ve deniz kenarında, doğal güzelliği ile ön plana çıkmış köyler, şehirdeki paralı insanların istilasına uğramış durumda. Katma değer üretmeden köylere musallat olan bu insanlar, buraların sosyal dokusunu bozmakta, ahlaksızlığı köylere kadar ulaştırmaktadır.

Köylerdeki tarım arazilerinin imara açılmasıyla gariban köylünün elindeki araziler, tarımsal üretime katma değer katmak yerine zengin şehirlilerin villalarının istilasına uğramaktadır. Bunda en büyük vebal devlet idarecilerindedir. Tarım arazisinin imara açılması gariban ya da tamahkâr köylülerin buraları elden çıkarmasına, tarım arazilerinin yok olmasına, tarım ve hayvancılığın iflasına, köylerin şehirleşmesine ve doğallığını kaybetmesine sebep olmaktadır.

Ekinlerin, meyve bahçelerinin, üzüm bağlarının, zeytin bahçelerinin yerini beton yapıların işgal ettiği köyler. Saf, temiz ve helal rızık kazanan köylülerin yerine şehrin semirmiş haramilerinin îyş-u nûş eyleyen şımarık veletleri. Doğal güzelliklerle bezenmiş köyler yerine betonlaşmış küçük şehircikler.

Anadolu’da bir köye uğramıştı yolumuz. Çam ağaçları içinde muhteşem güzelliğiyle temayüz etmiş bir köy. Eskiden keçi üreticiliği, lavanta ve gül üreticiliği yapılırmış. Şehirli bir harami köye otel yapmış; şimdi içki, eğlence ve ahlaksızlık hâkim.

Talan edilmiş başka bir köy örneği güzel ülkemden. Muhafazakârların mekân tuttuğu deniz kenarında bir köy. Şimdi her türden insanın îyş-u nûş eylediği bir yer haline gelmiş. Köyün yerlileri zeytin bahçelerini zenginlere fahiş fiyata vermekten memnunlar. Yetkililer zeytin bahçelerini imara açıyor. Köylüler, rızıklarını kazandıkları zeytin bahçelerini fahiş fiyata satarak çiftçilikten müteahhitliğe geçiyor.

Bilmiyorlar ki sattıkları zeytinlikler değil gelecekleri; bilmiyorlar ki yükselen beton binalar aslında mezarları…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Siyami Akyel - Mesaj Gönder



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Türkiye'de erken seçime gidilmeli mi?