Bilim helvadan putunu yiyorken…

Herkesin bildiği bir olaydır. Mekke müşriklerinin acıkınca helvadan yaptıkları putu yemesi. Burada müşriklerin helvayı yemesine takılıp kalırsak esas meseleyi gözden kaçırırız. Müşrikler helvadan putlarını yiyerek kendilerine “sınır” belirledikleri şeyi şartlar gereği yok sayabileceklerini gösteriyorlar. Sınırlarını, hadlerini kaybeden insanlar dünyadaki en zararlı insanlar olur. Her şarta uyum sağlayan, kırmızıçizgilerini her an geçersiz kılan insanoğlu nefsinin esiri olarak yaşar. Sınırı olmayan insanların dünyaya verdikleri zararların en güzel örneği İslam öncesi Mekke müşrikleri dönemi. Kız çocuklarını diri diri toprağa gömmeleri (şimdi de kız çocukları başka yollarla toprağa diri diri gömülüyor, ruhları istila ediliyor ama kimsenin umurunda değil), savaş yapılması haram olan ayları çiğnemeleri, insanların canlarının, namuslarının, mallarının istila edilmesi ve bunlar gibi pek çok şenaat.

Herkes helvadan putunu yemenin Mekke döneminde kaldığını düşünüyor (ya da böyle bir gündemleri de hiç yok). Oysa yaşadığımız çağlarda kendi eliyle yaptığı helvadan putunu yiyen; yani kendi koyduğu “sınır”ları şartlar ve zaman geçince yok sayanlarla dolu. Bugün “doğru” dediğine şartlar değişince, menfaati gereği “yanlış” diyen milyonlar var.

Bunların başında da Batı’daki “ bilim” dünyası geliyor. Avrupa’nın kendi karanlık Ortaçağ’ından “kilisenin baskısına karşı” özgürce bir hareket olarak neşet ettiği kabul edilen “pozitivist” temelli bilim, Kovid-19 sürecinde kendi “Ortaçağ’ındaki kilise” olmuş durumda. Bilimin temeli soru sormayı, sorgulamayı gerektirirken şu an ekranlara çıkan isminin önünde profesör olan birçok kişi bilimin dediklerine “inan”mamız gerektiğini vaaz ediyor (‘vaaz’ kelimesini bilerek kullanıldı; ‘bilim’ kelimesini ‘halkı aydınlatmak’ fiili ile kullanırlardı). Özellikle pandemi sürecinde bilim dünyası kendi içinden farklı görüş bildiren, bilim dünyasında(!) genel kabul gören görüşlerden farklı delil getirenleri odalarından atıyorlar. Bir bakıma Ortaçağ’daki kilisenin kendinden başka şeyler söyleyenleri aforoz etmesi gibi.

Batı yüzyıllardır bilime dayandırarak kurduğu dünyada “insanlığın varması muhakkak olan evrensel değerlerini” pandemi sürecinde bir bir çiğnedi. Çalışma hakkından, seyahat hakkından, insanın bedenine dokunulmaması hakkından (yeri geldiğinde ‘benim bedenim, benim kararım’ diyenlerin deney aşamasında olduğu ifade edilen aşılar için ‘bilim diyorsa oluruz’ diyerek seslerinin çıkmadığını da gördük) bir anda vazgeçtiklerini, bir anda bireysel özgürlüklerini tatil ettiklerini gördük. Başına gelenlerin ne anlama geldiğini sorgulamaya kalkanların sesinin kesildiğini, sosyal medyada farklı paylaşım yapanların hesaplarına erişim engeli getirildiğine şahit olduk, kimimiz bizzat yaşadı. Şimdi bazıları ‘insan sağlığı her şeyden önce!’ diyecek. Biz de diyeceğiz ki: ‘O zaman neden insanın insan olarak yaşadığı şehirleri inşa etmiyorsunuz, yeni bir dünyayı neden kurmuyorsunuz?’

Kısaca dünyada hükmü cari olan pozitivist Batı zihniyeti, son yüzyıldır tek kurtarıcı olarak öne sürdüğü “bilim” kendi eliyle yaptığı “helvadan putu”nu yani kendine değer olarak gördüğü, sınırlarını belirlediği dünyayı yıktı. Ne insan hakları kaldı, ne demokrasi! (Kovid-19 sürecinin siyasi hayatı etkilediğine dair çalışmalar daha yok. Seçmenine ulaşamayan siyasilerin kendi mesajlarını özgür bir şekilde ulaştıramadığı yaşadığımız gerçek.)

Bilime din muamelesi yapan bazı insanların komik paylaşımlarına da şahit oluyoruz. Mesela bir paylaşım, “Çocuktum, aşı ol dedin. Bana sormadın. Aşımı oldum. O günden bugüne bilim beni yaşattı. Bilim bana yanlış yapmadı. Hasta oldum. Bilim senin duan ile değil gerçekleri ile yardım etti…” diyor. Bilimin tek başına bir işe yaramadığını nasıl anlatacaksın bu zihne? Bilim onu kullanan insana göre ya ifsat ettiğini ya da dünyayı ıslah ettiğini bu zihne nasıl fark ettirebileceksin? Bilimsel çalışmalarda deney olarak kullanılan insanların, hayvanların başına neler geldiğine dair tek bilimsel makale okumamış ve bilime keskin bir inançla inanmış bu insan Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan bilimsel atom bombasının insanlığa ettiklerini de gösteremezsin. Bu paylaşımları yapan da üniversiteyi bitirmiş sözde “cahil” denilemeyecek, bilimin temelinin şüphe olduğunu, sorgulamak olduğunu bilmesi gereken kişiler.

Bir de bunun medya ayağı mevcut ki evlere şenlik. Ekranlarda, gazete sayfalarında durmadan “bilime inanmak”tan, “demokrasiye inanamak”tan, “insan haklarına inanmak”tan bahsediyorlar. Bu arkadaşlara sorarsanız “düşüncede çok çağdaş ve bilimciler”dir, fakat buna rağmen kendi fiillerini bile bulamamışlar. “İnanmak” dine olur; bilime soru sorulur, elde edilen veriler bilimsel yollarla kontrol edilir ve sonunda bilim insanları ikna eder; demokrasiye inanılmaz, demokrasinin gerçekleşmesinin iyi olabileceği “düşünülebilinir”; “insan hakları” ise inanmayı değil “uygulanmayı” gerektirir.

Ülkede dert bir değil ki hangisine yanalım. İnsanlığın uzaya çıkacak kadar ilerlediğine inananlar var. Bir de teknolojinin her şeyi çözeceğine inanan, bir kurtuluş yolu açacağını iddia edenler var. Açıkçası kapı komşusuna gidemeyen insanın uzayda yeni gezegene gitmesi beni heyecanlandırmıyor. Yaptığı işlerle dünyayı yaşanmaz hale getiren Batı teknolojisinin diğer gezegenlerde yaşam aramaları da…

Yaşadığımız son süreç Müslümanlar için bir fırsattır. Müslümanlar insanlığa, ilime ve bilime, tabiata ve kâinata sahih bir bakışı getirme şansını elde etti. İnsanlığın üzerine çöken kâbusta Müslümanlar Müslüman olarak üzerine düşen görevi yerine getirirlerse gelecek adına umut olacaklardır.

Bir de yaşanılan dünyadaki Batı’nın sahip olduğu teknolojinin karşısında yılmış insanlara Erbakan Hoca’mızın her eğitim ve toplantıda hatırlattığı ayetleri tekrar edelim: “Onlar, tuzaklarını kurmuşlardı. Onların tuzakları dağları yerinden oynatacak olsa bile, onların tuzakları Allah’ın katındadır. Rasûlüm! Öyleyse, sakın Allah’ın peygamberlerine verdiği sözden cayacağını sanma! Çünkü Allah, karşı konulamaz kudret sahibidir ve inkârcılardan intikam alandır.” (İbrahim 46-47)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Elif Örs - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

02

Turgut Alp - Söylediklerinize katılmakla birlikte sondan ikinci paragrafta müslümanlar için nasıl bir fırsat olduğunu ve bu konuda üzerimize düşen nasıl bir görev olabileceğini anlayamadım. Zira yıllardır güvendiğimiz hocalar bile sağlık bakanlığının ve bilim dünyasının dediklerine uymamız gerektiği, aksi takdirde kul hakkına girmiş olacağımız yönünde fetva veriyorlar.

Bu konuyu biraz daha açıklasaydınız belki daha faydalı olurdu. Şahsen düşününce gerçekten aklıma bir fikir gelmedi. Ne yapılabilir sizce? Sıfırdan bir tıp sistemi inşa etmek şahısların güç ve yetkilerinin üstünde kalır. Devlet müdahalesi olmadan batının tıp alanındaki tahakkümünden kurtulmak için bir çözüm yolu bulabilen varsa ne mutlu.

Teşekkürler.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 19 Ağustos 21:08
01

Yavuz MERCAN - Anayasanız helvadan put

Acıkınca hemen yut

Beşer yapar beşer tapar

İlahınız olmuş tağut

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 19 Ağustos 13:03


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Türkiye'de erken seçime gidilmeli mi?