Reklamı Kapat

İnsan ve eseri

Ülkemizin çeşitli bölgelerinde, yörelerinde, kent, kasaba ve köylerinde, bir yanda irili ufaklı orman yangınları, diğer yanda küresel ısınma, mevsim değişimleri gibi olgulara bağlı dere, çay, ırmak gibi akarsuların meydana getirdiği seller, su baskınları ve yıkımlar, kayıplar ve zararlar birbirini izliyor. Bağlarbaşı’nda her Pazartesi kurulan pazarda iki pazarcı esnafının konuşması da yaşanılan olaylar üzerineydi. Fakat ikisinin kullandığı kavram “kıyamet”ti. Kendilerince değerlendirmelerinde uzlaştıkları nokta kıyametin yaklaşmakta olduğuydu.

İslamiyet’in inanç ilkelerinde biri de kıyamet, yani ezeli ve ebedi, eş deyişle varlığının bir başlangıcı ve sonucu olmayan Allah’ın yarattığı her şeyin ve her varlığın, canlının belirli bir zamanda yok olacağıdır. Çünkü yaratılmış olan her şey belirli bir başlangıç ve belirli bir son ile kayıtlıdır. Özdeyiş halinde ifade edildiği üzere hiçbir şey, hiçbir varlık, özellikle hiçbir insan “dünyaya kazık kakacak” bir yaratılışta değildir. Elbette, özdeyişte anlatılmak istenen insanın, kendisine bahşedilmiş, verilmiş ömür sürecinde, hiçbir şey yapamayacağı, ortaya bir eser, ürün bırakamayacağı şeklinde anlaşılamaz, yorumlanamaz ve değerlendirilemez.

Aksine insan, kendisine bahşedilmiş, verilmiş, başlangıcı ve sonucu belirli olan hayat sürecinde, yapıp ettikleriyle, ortaya bir eser, ürün koymasıyla yükümlü bir varlıktır. Mesele, söz konusu eserin, ürünün mahiyet ve niteliğinin nasıl, neden, niçin gibi soruları karşılayıcı olup olmamasında yatmaktadır. Elbette, vakti-zamanı geldiğinde kıyamet kopacaktır, ama kıyamet kopmuş olsa bile, insana, elindeki fidanı dikmesi gerektiği de söylenmiştir. Çünkü kıyametin kopması, evrenin, dünyanın, varlığın ve insanın yok olması, herhangi bir kimsenin iradesine bağlı değildir. Fakat insanın elindeki fidanı dikmesi onun iradesiyle bağlı ve böyle bir davranışta bulunması yükümlülüğünün de bir gereğidir.

Yaşanılan orman yangınları, sel ve su baskınları, olgu olarak doğal oluşumlardır. Bozkır toprağına insanın ve diğer canlıların tohum ekmesiyle, fidan dikmesiyle bitkiler, ağaçlar yeşermekte, ormana dönüşmektedir. Küçük dereler birleşirse, yağmur fazla yağarsa, toprak suya kanarsa, mesela elde edilecek ürün, tahıl, sebze ve meyve bolluğu, zenginliği ve refahı beraberinde getirir. Ancak bu ve benzer durumların meydana gelmesi için insanın, bireylerin, toplumun, yöneticilerin ve devletin de yapıp etmelerinde, karar ve uygulamalarında belirli davranışlarda bulunması, bazı şeyleri bilmesi ve öngörmesi gerekir. 

Sözgelimi, hâlihazırda yaşanıldığı üzere sıcaklıkların mevsim oranlarının üzerinde seyretmesine rağmen, ormanlık yerlerde yangını, yerleşim yerlerinde su kıtlığı olabileceğini hesaba katmadan, herhangi bir öngörüde bulunmadan, herhangi bir tedbire başvurmadan yaşayışını sürdüren bir insan, bir toplum, bir yönetim, ortaya çıkacak sonuçlardan kendini muaf tutamaz. Tutmak istemesi, bizzat kendi mevcudiyetinin, yükümlülüğünün, sorumluluğunun bilincine varmamış demektir. İnsanların bir araya gelmelerinin, toplulukların, toplumların, örgütlenme ve yönetim biçimleri oluşturulmaları nedeni, bu türden olgular, olaylar ve durumlar karşısında kendilerini koruyabilmek, gerekli tedbirleri alabilmek, meydana gelen yıkımı, hasarı, zararı ortaklaşa karşılayabilmektir.

İşte, devlet olarak adlandırılan ve sonuç itibariyle toplumun örgütlenmesi demek olan varlık ve yapının, varlık nedeni, oluşumu bu tür olgular ve olayları karşılayabilmesi içindir. Ormanda yangın başlamış ve genişlemesi açıkça öngürülebilirken, yangın sündürme uçağının olup olmadığı, satın alınıp alınmadığı, kiralanıp kiralanmadığı gibi tartışmalara başlamak, ne insan olmakla, ne ona bağlı yükümlülük ve sorumlulukla, ne yönetim biçiminin nasıl olması gerektiğiyle ilişkilendirilemez.

Bir kimse, vadide akan suyun yakınına, hatta üstüne bina yapmak isteyebilir, ama yükümlülüğünün ve sorumluluğunun bilincinde olması gereken bir yönetici buna göz yumamaz, kurtulmak için olur olmaz gerekçeler üretip ileri süremez. Aksi takdirde, ört ki ölem demekten başka bir şey söylenemez.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT ve genel af çıkar mı?