Reklamı Kapat

Önemli olan felaketleri önlemek

Bir süre izne çıktım. Aslında izin de sayılmaz. Sonuçlandırmam gereken bir sağlık sorunum vardı. Buna bir de iki yılı aşkın süredir birbirimizi göremediğimiz İstanbul’daki çocuklarım ve torunlarım eklenince izin zorunlu hale geldi. Ancak, çeşitli kereler gittiğim, hatta bir seferinde 8 yıl kaldığım, onun dışında bazen aylar süren maceralarım sebebiyle İstanbul, yabancısı olmadığım bir şehir olmasına rağmen bu defa yaşanması çok zor bir şehir olarak hafızama kazındı. Özellikle dışarıdan gelenler için bazı semtler kesinlikle araba ile gidilmemesi gereken yerler haline gelmiş. Buna rağmen İstanbul birçoklarını çekiyor, cazip geliyor. Ebette onlara da söyleyecek bir sözüm yok. Ancak, bu defa bana yaşanması zor bir görüntü verdi.

Yaklaşık 10 günlük ayrılığımı kısaca izah ettikten sonra geçen 10 gün içinde ülkemiz art arda sel ve orman yangınları ile mücadele etti. Bu bakımdan haberlerde bu olayların gelişmesini izlerken yaşadığım hüznü anlatmam mümkün değil. Çünkü doğrudan olmasa da gerek orman yangınları gerek sel felaketleri ile ilgili haberler arasında öyle değerlendirmeler geçiyordu ki insan kendi kendine sormadan edemiyordu. Aklıma gelen ilk soru dere yatağına ev yapılmayacağını yüz yıllardan bu yana ilgili herkes bilir. Genellikle Anadolu’nun pek çok köşesinde dere kenarlarından uzaklara evler yapılırdı. Bunun yanında son sel felaketi ile gündeme gelen bir başka husus da yüzyıllar önce dereler üzerinde yapılan hemen tüm köprüler bombeli iken son yıllarda teknolojinin tüm imkânları kullanılarak yapılan köprülerin felakete sebep olduğu haberleri insanı düşündürüyor. Çünkü ecdadımız yaptığı tüm köprülerin büyük çoğunluğunda bombeli bir şekli tercih etmiş, aynı zamanda yüzlerce yıl önce yapılmış köprülerde nasıl bir madde kullanılmış ise köprüler sel baskınlarına dayanmış iken teknolojinin son hali uygulanan yeni köprülerin dayanıksızlığı ve sel sularının rahatça akmasını önleyerek birikimlere yol açması sebebiyle selin etkisinin artmış olması ister istemez her alanda gelişmeler oluyor, özellikle inşaatlarda kullanılan malzemelerin kalitesi eskiye göre daha artıyorken nasıl oluyor da söz gelimi yüzyıllar önce yapılmış tarihi köprü ve binalar sapasağlam ayakta dururken, büyük şehirlerde yapılan binalar ömrünü 40-50 yılda tamamlıyor olması insanı düşündürüyor. İster istemez ilerleme olarak gördüğümüz tüm gelişmeler acaba geriye gidişimizin bir işareti mi? Söz gelimi yeni binalarda kullanılan malzemeler eskiden kullanılanlar yanında yetersiz mi? Eğer yetersiz ise niçin toplumların gözü bir takım yüksek binalarla boyanıyor? Aslında daha pek çok soru akla geliyor.

Bu arada sel felaketi ile ilgili haberlerde dere yatağına ev yapılmaması gerektiği sıkça tekrarlanırken bir gazetede yer alan haber dikkat çekiciydi:

Sinop Ayancık’ta selden en fazla etkilenen Babaçay köyünde yıkılan 40 yapının 37 yıl önce heyelan sonrası afet evleri olarak inşa edildiği ortaya çıktı.”

Bu evler yapılmadan hiçbir inceleme, araştırma yapılmadı mı? Yapıldı ise böyle bir alanda evlerin yapılmış olmasının ileride felakete sebep olabileceği ilgiller tarafından düşünülmedi mi? Kısacası selde yıkılmış 40 evin bir sorumlusu var mıdır?

Hemen belirteyim ki derdim birilerini suçlamak değil. Hiç olmazsa benzer yanlışların bundan sonra yapılmasını önleyecek bir takım adımların atılması gerektiğine dikkat çekmek.

Bu noktada yaşanan acılar karşısında toplumda ortaya çıkan birlik ve beraberliğin ideolojik ve siyasi istismar konusu yapılmamasına özellikle vurgu yapmak istiyorum. Unutulmasın ki, bugün beni vuran ve yüreğimi yakan bir olay yarın olayları istismar edenleri de vurabilir. Ancak ilgililer de, gerek orman yangınları gerek sel felaketi ile ilgili yapılacak araştırmalardan elde edilecek sonuçlar konusunda toplumu bilgilendirmekten kaçınmamalıdır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Abdülkadir Özkan - Mesaj Gönder

# Sinop

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT ve genel af çıkar mı?