Gizle

Çuvaldızı kendimize!

Herkesin malumu Milli Takım uçağında Milli Takım Kaptanı, Barçalı Arda ile gazeteci spor yazarı Bilal Meşe arasında yaşanan skandal niteliğindeki konuşmalar, küfürler, üçüncü şahıslara küfürlü göndermeler ve maç kadrosundan çıkarılma ve daha sonra Arda’nın Milli Takım’ı bıraktığı kararını açıklaması…

Ben, Arda-Bilal Meşe-Terim-Demirören isimlerine ve özellerine takılıp onları yazmak istemiyorum.

Ben, bir gazeteci olarak, bir araştırmacı yazar olarak konuya farklı bakmak istiyorum. Çünkü bu yönde bakar isem doğru gazetecilik yapmış olurum. Aksi takdirde ben de o kirlenen suyun içinde kendimi bulurum.

Sıcak bir gelişme ve örnek teşkil ettiğinden konunun farklı boyutlarını farklı açıdan madde madde geçelim istiyorum.

1) Milli Takım uçağında gazetecilerin ne işi var? Ya da niye o uçağa binerler?

Öncelikle, şunu sormak gerekir diye düşünüyorum. Basın ilkeleri ve etik durum bu tip takım veya kurum uçak ya da başka bir araçla toplu seyahat etmeye izin vermez. Vermemelidir de. Fakat bizde durum böyle değil. Kimi “her zaman biniyoruz”, bir diğeri “Bizi TFF davet ediyor” diye mırıldanan arkadaşlarımı duyar gibiyim. İyi de bu ilke ve etik durumu delmek bu sorunları meydana getirmiyor mu? Getirmedi mi? İleride de getirmeyecek mi? Gazete eğer muhabir, yazar göndermek istiyor ise tüm programı bilmeli ve ona göre planını yapmalı. Tabii ki Milli Takım futbolcuları ile yazar, muhabir görüşecek ve zaman zaman espriler, şakalaşmalar olacak elbette. Fakat senin uçak masrafını TFF çeker ise konaklama, yeme-içme karşılanırsa, sen bir gazeteci olarak bindiğin kayığın küreğini çeker misin, çekmez misin? Yıllar önce biz de bu tür basın toplantılarına katıldık. Muhteşem otellerde, on numara kahvaltılı basın toplantıları. Basın bülteni zaten hazır. Patlayıncaya kadar ye, tıksırıncaya kadar iç! Yanlış bir şey varsa görmezden gel, bak keyfine. Can ciğer kuzu sarması ol, sonra da menfaate göre yediklerini içtiklerini yazılarında kus! Arkadaşlar gazetecilik mesleğinin ilkelerini doğru anlayalım ve bu ilkelere sahip çıkalım. Objektif olup kişilerin değil, vatandaşın yararını, ülkenin yararını kollayalım.

2) Medya patronları ve işadamlarının kamuda üst düzey görev almaları doğru mu? Ya da kulüp başkanları-basın-siyaset ilişkileri ne derece etik?

Spor federasyonları veya diğer kuruluşlar her ne kadar özerk olsalar da yine kamuyla ilişkisi vardır. TFF çok özerk bir yapıya sahip olsa da yine de bir yerlerden Spor Bakanlığı’na, dolayısıyla kamuya bağlıdır. Durum böyle olunca her ne kadar seçimle de gelmiş olsa medya gücü, istihdam gücü, iş gücü olan bir kişinin bu denli tarafsız, objektif kuralları olan bir yönetimin başına geçmesi bana göre çok da etik değildir. Haaa şunu söyleyebilirler, kardeşim kanunlar, yönetmelikler çerçevesinde yanlış bir şey var mı? Tabii ki yok da elimizdeki şu örnek olay da gelinen nokta tüm federasyon, milli takım ve kişilere zara vermedi mi? Ya da vermeyecek mi? İşte benim ülke takımım bu durumdan zarar görecekse, ben bir gazeteci olarak bunun nedenlerini sorumlu kişilerden sorarım ve sormalıyım. Kulüp başkanları medyaya, yazılı basına kendi adamlarını aldırırlar. Ya da kendi takımlarını takip eden, tirajı iyi gazetelerin muhabirleriyle iyi ilişki kurarlar. Eeee sonra, hadi yaz bakalım bu kulüp hakkında gazetende birkaç satır. Yazamazsın, yazsan da sonra nankör olursun, tokadı da küfrü de yersin. Sonra da gazeteciyim diye geçinirsin! Gazeteci basın ilkelerine sadık kalmaz, kulüp başkanları popülaritelerini haddini aşarak hem siyaset hem de boyalı basın üzerinde etki kurmaya çalışırsa geline son nokta da bu olur.

3) En sıcak örnek bu olduğu için yazıyorum. Arda Turan-Fatih Terim, Türk futbolunda iki önemli isimdir. Bu tip isimler kendi aralarında yaşadıkları konular üzerindeki tartışmaları neden medyayı aracı kullanarak gündemde kalmak isterler?

Neden olacak işlerine öyle geldikleri için medyayı kullanırlar. Daha önce de belirttim. Kulüp başkanları, yöneticileri, ünlü isimler rakipleriyle veya birbirleriyle olan münasebetlerini medyayı, basını kullanarak gönderme yaparlar. Sonra da en ufak bir pürüzde laflarını yutar, yer veya kıvırırlar inkâr ederler. İnkâr ederken bile medyayı kullanırlar. Şimdilerde sosyal medya yaygın hale geldi de kendi işlerini kendileri görür oldular. Gazeteci kardeşim dik dur, bu tip konulara sırf haberi ben yazacağım diye alet olma diyeceğim amma sen de haklısın.

Özetle, biz iğne yerine çuvaldızı kendimize batırdık. Batıralım ki, mesleğin onurunu yeniden kazandıralım. Basın ilkeleri ve etik kuralları unutmayıp haddimizi bilelim ve sonra haddini bilmezlere hadlerini bildirelim. Çaycıdan, çorbacıdan gazeteci meydana getirmeyelim. Kartvizit gazetecilerine kucak açmayalım. Yalandan reyting uğruna televizyon kanallarında tartışmayalım. Birilerine şirin görünmek için bir şeyler karalamayalım. Manşetlerle spora ivme kazandıralım, yön verelim, gündeme taşıyalım. Gazeteci diye tanıştırıldığımızda eskisi gibi ceketinin önünü ilikleyen insanlarla memleket meseleleri konuşalım.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Emir Şafak - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?