Keşke anlayabilselerdi

Geleneksel aile ortamında büyüyenler bilirler; ninelerimiz için, ellerinin değdiği her eşyanın, hatıralarının dokunduğu her şeyin özel bir anlamı vardır ve siz onlar için önemli olan hiçbir şeyi ne gözden ne de elden çıkarabilirsiniz. Gözünüz duvara yaslanmış asırlık bir bastona ilişir ve elden çıkarmak istersiniz fakat ninenizin ya da dedenizin engeline takılır ve bırakırsınız. Yüzeyi aşınmış, rengi solmuş yarı kırık bir tencereyi atmak isteseniz kıyamet kopar ve sanırsınız ki elinizde tuttuğunuz araç dünyanın en kıymetli madeninden üretilmiş, sanırsınız ki bu kırık tencere dünyanın bütün servetini içinde barındırıyor... Öyle hissettirirler size.

Çocukluğumda hafızamda yer edinen Çağla teyzeyi düşünüyorum; fırsat buldukça kapımızı çalar ve “Bayramdan bayrama oğullarım gelir, harçlık verirler, gençken harcar ya da çocuklara verirdim ama yaşlılığımda hastalıklardan başımı kaldıramıyorum, emeklim yok, kocam öldü, verileni atıyorum, belki doktora giderken ihtiyaç olur…” derdi. Asırlık bir ömre sahip olan Çağla teyzenin bu ifadeleri, yaşlı bireylerin acziyet, yalnızlaşma ve kaybetme endişelerinin bir sonucudur aslında. Yaşlı bireyler hastalıktan ve muhtaç olmaktan endişe duyuyor ve kenara bir şeyler atma ihtiyacı hissediyorlar, sevdiklerini kaybettikçe içe dönüyor ve onlardan geriye kalanlara sımsıkı tutunarak moral buluyorlar.

Gençlik döneminde sırtınızdaki yükün ağırlığını pek hissedemezsiniz, bitmek bilmeyen bir koşuşturmacanın içindesinizdir ve yorulduğunuzun farkına dahi varamazsınız. Hengameli yollardan geçer maddi kayıplar verirsiniz ama kaybedileni yerine koyma şansınızın olduğunu düşünür ve yola devam ederseniz. Gençlik döneminde olaylar gözünüzde küçüldükçe küçülür ve yorgunluğunuzu aile sıcaklığı ile atar, güne zinde bir şekilde başlarsınız. Yaşlılık döneminde ise başınızı çevirdiğiniz her noktada kayıplara ve tutulmamış yaslara rastlar ve elinizin altındakilere sımsıkı tutunursunuz. Sevdiklerinizin bir kısmını ebediyete uğurlamış bir kısmı ile uzak düşmüşsünüzdür ve şimdi onların değdiği eşyalara sımsıkı tutunmakta ve sıcaklıklarını hissetmeye çalışmaktasınızdır. Bu durum ruhsal bir sorun olarak değerlendirilmemeli, yaşlılığın kendine özgü çıkmazlarından biri olarak görülmelidir…

Yaşlı bireyleri anlayabilmek için yaşlanmayı beklemeye gerek yok, biraz hassasiyet göstererek onları anlayabilir ve yalnız dünyalarına canlılık katabilirsiniz. Hattı zatında siz de bir yaşlı adayısınız ve yaşlılık sürecinde sevdiklerinizden geriye kalanların iç dünyanızda nasıl bir anlam bulacağını kestirebilirsiniz.

Yaşlılık bir güç yitimidir, yalnızlaşmadır, çaresizliğin diğer adıdır. Bu dönem her şey zorlaşır, uzağınızdakilere ulaşmak istersiniz ama dizlerinizde derman yoktur… Sahip olduklarınıza garip bir şekilde tutunursunuz, çocuklarınız sevdiklerinizden kalan o eşyaları gereksiz görüp atmak istediklerinde yüreğinizde derin bir sızı hisseder müsaade etmezsiniz. Neyi çıkarabileceksiniz ki hayatınızdan? Dokunduğunuz her şeyde yaşanmışlıkların izleri varken siz onlardan nasıl kopabileceksiniz? Eşinizin, çocuklarınızın ve sevdiklerinizin hatıralarını taşıyan asırlık kapların, yıpranmış giysilerin, el emeği kilimlerin, rengi atmış perdelerin ve evde bulunan bütün eşyaların dışarıdakilere göre bir değeri olmayabilir ama siz dokunduğunuz her şeyde sevdiklerinizden izler görmekte ve o günlere gitmektesinizdir.

Torunlarınız ziyaretinize gelir ve değiştiğinizi, kendinizi izole ettiğinizi, korkularınızın arttığı söyler ve anlamak yerine acımasızca eleştirirler. Oturup içinizi döktüğünüzde onların halinizden hiç anlamadıklarından şikâyet eder ve eşyalarınızı niçin gereksiz gördüklerine ve bunları niçin elden çıkarmak istediklerine bir anlam veremez, sitem edersiniz. Ve her seferinde sözü aynı ifade ile bitirirsiniz: “Hele benim yaşıma gelsinler o zaman anlarlar halimi.” Ah keşke senin yaşına gelmeden anlayabilseler ve sevdiklerinle ve onlardan kalan hatıralarla kurduğun bağın senin için ne kadar önemli olduğunu fark edebilseler…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Fatma Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

432 - doğru çok haklısız hocam keşke anlasalardı belki toplumlar çok farklı olurdu ülkede ve dünyada

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 09 Ağustos 16:40


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Türkiye'de erken seçime gidilmeli mi?