Garipler yakmaya kalkarsa

Garip, yaksa yaksa her yıl biraz daha para etmeyen, ne türden debelense karşılığını alamadığı ürününü yakar. Varlık Fonu’na devredildikten sonra mütemadiyen zarar eden, bankalara olan borcunun faizini bile ödeyemeyen ama milyonlarca liralık reklâm sözleşmesinden ve yönetici maaşlarına zam üstüne zam yapmaktan geri durmayan Çaykur’a, makul fiyattan satış yapamadığı için çayını. Kargadan başka kuş, Ferroro’dan başka yabancı yatırımcı bilmeyen fındık kurtları dolayısıyla taban fiyatı maliyetini karşılamayan ama her ne hikmetse mevsiminde ağza bile alınmayıp yılsonu bilânçolarında ihracattaki payı göklere çıkarılan fındığını. İthalatı milyar dolarla anılan, ekim alanları her yıl biraz daha daralan, maliyeti arttıkça artarken satış fiyatı habire azalan pamuğunu. Yetki Belgesi diye bir şeyler uydurup ticareti dahi yasaklanan, yasağa karşı çıkıp protesto etmeye yeltendiği için insanların tek tek evinden toplanarak hizaya çekildiği, yabancı şirketlerden gayrısı için üretimi engellenen tütünü… Ortaya döküp yakar. Sonra kameralarla, mikrofonlarla ürününü yakan bu gariplere ulaşılır, özür diletilir. Zira o garipler, birilerinin gazına geldiklerini söyleyip özür diletilmez, bir şekilde maymuna çevrilmezlerse o mahkeme senin, bu tımarhane benim dolaştırılmayı, sürüm sürüm süründürülmeyi göze almış demektir. Tarım bakanı anayasayı ihlal etmediği ve ‘anayasayı bana sen mi öğretecen lan’ diye savunulabildiği gibi gerekirse o anayasa değiştirilir. Hem bu türden provokatör garipler, anasını da alıp gittiğiyle kalmaz, kalan ömrünü deli raporu edinerek yaşaması itinayla sağlanır.

Garipler yakarsa ormandan odun kesip onu yakar. Üç beş ağaç dalına dadandı diye ardına ormancıları takar. Ormancı denince yoktan bir acı hatırlanır. Kafayı çekmekten, masayı yıkmaktan ve dahi laf anlamamaktan değil, çoğunlukla rüşvet kovalamak dolayısıyla acı bırakır ki yörede raconu tanınmayan orman memuru adamı mahkemelerde süründürür. İşte öyle bir durumda üçbeş ağaç için kıyametin kopması mümkün görünür. Cürüm, ihtiyaç kabilinden yakacak odun kesmektir. Yoksa memlekette adam akıllı sıradanlaşan orman yangınları kimin umurundadır? Gerçi o türden yangınlar da garibana yaptırılır. Elin oğlu el vurup kendini neden yaksındır? Maşa kullanır; tarih boyunca kamu malı olarak yaşam sürmüş ağaçları, ormanı ve sakinlerini yaktırır. İşlemi sabır ve metanetle takip eder. Orman yakmaktaki derin felsefe tıpkı madendeki gibidir. Bu orman burada yüzyıllardır bizi beklemiş, birkaç gün, birkaç ay, birkaç yıl daha bekleriz diye düşünülür. Sonunda nasılsa yanan ormanın yerinde devasa bir beton ormanı peydahlanacaktır. Ve ormanı yanan garipler, bitmek tükenmek bilmeyen inşaatlarda çalışacak, onlara da yeni iş alanı açılmış olacaktır. Odunundan dahi istifade edemedikleri ormana yanmak yerine kendilerine ekmek kapısı olan patronlarına, yani ki velinimetlerine minnet duyarlar. Duyu organları biraz fazla gelişmişse diktikleri binaların kapısına güvenlik olup mutlu mesut hayatlarını idame ettirirler.

Garip, bulabilmişse en fazla sigarasını yakar. Eli ayağına dolanıp birbirine karışmış sakalını bıyığını tutuşturmazsa. Fazlası var mı diye sorduğu kişilerden bir iki dal bulabilmişse. Sanki memleketi soyup soğana çevirenlerdenmişçesine suratını gizlemek zorunda kaldığı kıytırık maskeyi indirdiği için cezalandırılmayı göze alabilmişse. Doymak bilmez muktedirler adına ceza kesenlerden saklanacak bir kuytu bulabilmişse. Daha çok uyuşturucu kullanılabilsin için sigarayı alkolü yerden yere vuran, vergi üstüne vergi bindiren, adı uyuşturucu ticaretiyle ilgili şaibelere karışan, ama onun yaygınlaşmasına dair tek laf etmeyen pudra şekerine batırılmış siyasilerden bıkıp usanmamışsa. Şikâyet etmeye kalktığında cebindeki sigarayı işaret eden embesillerden sıyrılabilmişse. Onbeş metre öteden ‘havayı zehirliyorsunuz kardeşim’ diye çemkiren ama egzoz salınımını medeniyetten zanneden aşırı rahatsız tiplerden korunabilmişse. O dahi rahmetli Neşet Ertaş’ın muhterem bir pervasızlıkla haddini hududunu bilmezlere söylediği gibidir; “Bi sor bakalım babası zengin mi, fukara mı? Zenginse tamam bıraksın. Fakirin cugarasından başka nesi var?”

Hâsılı ne memleket, ne dünya ve ne de insan yangınının gariplerle uzaktan yakından alakası bulunmaz. Yakarsa dünyayı güçlüler, doymak bilmezler, sömürüp semirenler, tırşıkçi kapitalistler yakar. Garibin o tarakta bezine rastlanmaz. O bacasını tüttürebilmek için hayat boyu takla atar. 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İshak Koç - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Türkiye'de erken seçime gidilmeli mi?