İslam fıkhından bahsedenler üzerine uygulanan mahalle baskısı

Bu dinin en önemli özelliği ilahlık yetkisini yalnızca Yüce Allah’a vermek, hayat ölçülerini ve hukuk kurallarını O’nun yasalarından almaktır. Bu, Müslüman olmanın asgari şartıdır. 

İslam, yüzyılı aşkın bir süredir -maalesef- yalnızca fert bazında yaşanan bir din olduğu için ictima-i ve idari hükümleri zaten uygulamadan kaldırılmış durumdaydı. İslam’ın uygulamadan kaldırılmış olmasının üzerinden bu kadar uzun bir zaman diliminin geçmiş olması tabii olarak Müslümanlar üzerinde çok büyük menfi tesirler yapmış, birçok noktada İslam’la çelişen laik hayat tarzı Müslümanlarca kanıksanır olmuştur. Hatta iş o denli sarpa sarmıştır ki -özellikle ülkemizde- kendisini Müslüman olarak vasfeden birçokları Hakk’ı batıl, batılı Hak olarak görmeye ve haramları helal saymaya başlamışlardır. 

Bu  anlayış sahipleri öylesine bir mahalle baskısı kurmuşlardır ki -özellikle aile hayatı ve giderek azgınlaşan hayâsızlık konusunda- söz söylemek, kalem oynatmak nerede ise yasaklanmış durumdadır. Geçmişte dine ve dindarlara uygulanan resmi baskı sebebiyle hakikati anlatanlar kuşdili ile konuşmak zorunda oldukları gibi bugün de toplumsal baskı sebebiyle İslam fıkhını anlatanlar benzer şekilde tıpkı o baskıcı dönemlerde olduğu gibi kuşdili ile konuşmak zorunda bırakılmış durumdadır. Bu  hazin durum  “inandığınız gibi yaşamazsanız yaşadığınız gibi inanırsınız” gerçeğini bir kez daha gözlerimizin önüne getiriyor. 

Nitekim bugün bu toplumda İslam dinini -gerek remi görevli olarak ve gerekse gayri resmi olarak- anlatma durumunda olanlar genel olarak İslam’ın temizlik dini olduğundan, abdestten, namazdan, kul hakkından, genel ahlâk kurallarından, Peygamberimizin bir kısım hayatından, bazı sahabelerin hayat öykülerinden, genel tavsiyelerden bahsederler. Ama asıl toplumu yiyip bitiren faiz, çıplaklık, fuhuş, sarhoşluk veren içki içmek, haksız kazanç gibi haramlardan bahsetmezler. Aynı şekilde  İslam’ın içtimai ve siyasi konulardaki  farzlarından, emirlerinden bahsetmezler, edemezler. İçlerinden az da olsa bahsedenler çıktığında ise hem karşı mahallenin, hem de bizim mahallede oturan ama inanç ve amel olarak karşı mahallenin mukallidi konumuna düşmüş ama bunun dahi farkında olmayan zavallıların saldırılarına uğramakta ve susturulmaya çalışılmaktadır.

Avrupa Birliği denen rezalet çukurunun aileyi ve toplumu yok etmeyi hedefleyen o kadar kanunu bu ülkede yasalaştı ki bugün bu toplumda Müslüman bir baba göbeğini açıp sokakta dolaşan  kendi kızına dahi uyarı yapamaz durumdadır. Yani “emri bil ma’ruf ve nehyi anil münker” yapmak nerede ise yasaklanmış durumdadır. Kendi çocuğunu uyarma hakkı bile Müslüman anne-babanın elinden alınmıştır. Nerede kaldı başkasını uyarsın!

Son günlerde bir hocaefendinin güncel bir mesele konusunda yaptığı gayet yerinde bir tenkit de bu  bağlamda değerlendirilmelidir. Artık bu ülkede laik hayat tarzının akışına aykırı düşecek herhangi bir konuda Müslümanlara din adına uyarıda bulunmak, onları İslami hayatı yaşamaları konusunda hassas davranmaya çağırmak artık -toplumun bir kesimince- zımnen suç sayılmaktadır. Hâlbuki gayrimüslimlerin İslam’a girmeye zorlanmamasını hatırlatan, “Dinde zorlama yoktur” İlahi hükmünü, “Biz dini yaşamak zorunda değiliz” anlamında yorumlayarak kendi gayri İslami hayatlarına bir meşruiyet kazandırmak isteyen kesimler tam aksine bu dini yaşamak ve anlatmak isteyenlere zorlama yapmaktalar; dinin, İslam fıkhının hükümlerini anlatmaktan onları menetmeye gayret etmektedirler. Yani bu kesimler, dinsizliğe çağrıya hürriyet, dindarlığa çağrıya yasak istemektedirler. Peki, bu cüreti nereden alıyorlar? Hiç şüphe yok ki çıkarılan yasalardan alıyorlar. Lutilerin, ateistlerin bir araya gelip İçişleri Bakanlığı’nın izniyle dernek kurduğu, alenen yürüyüş yaptığı halkının kahir ekseriyeti Müslüman olan başka bir ülke var mı bilmiyorum. 

Bir bayram sonrası bu satırlar belki birilerinin keyfini kaçıracak ama ne yapalım ki bugün keyifleri ka

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Kasadar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Türkiye'de erken seçime gidilmeli mi?