Başımıza geleni doğru tanımlayalım

Ekonomide çarkların dönmediğinin, işlerin iyiye gitmediğinin, alım gücünün önemli ölçüde azaldığının herkes farkında. Tek fark; iktidar yanlıları bu gerçeği yüksek sesle söylemek istemiyor ve haklı bahaneler üretmeye çalışıyorken muhalefet ise büyük ölçüde haklı çıkmanın gururunu yaşamak ve iktidar yanlılarının pişmanlığını duymak istiyor.

Kısacası, siyasetçilerimiz siyaset yapmanın derdinde.  Hâlbuki aradaki fanatikleri kendi gündeminde bırakırsak, sorunumuz böylesi bir politik malzeme olmanın çok ötesinde bir sorun olma özelliğine sahip. Bu sorunu gündelik siyasi tartışmaların dışında bir bakış açısıyla ele almak adeta bir zorunluluk olarak karşımızda durmaktadır. Peki, hangi bakış açısı? Önce bir defa şunu ifade etmemiz gerekiyor: Türkiye’de Milli Görüş düşüncesinin siyasal hayata kazandırdığı en önemli siyasi katkı, hiç kuşkusuz, gerçek sorunu gerçek bir yöntemle doğru tanımlamasıdır.

Narkozdan uyandırıldığında “ben neredeyim” diye soran insan örneğinde olduğu gibi, desteğine talip olduğu bir millete önce başına ne geldiğini sonra da bunun karşısında ne yapması gerektiğini anlatmayı başarmış bir harekettir Milli Görüş.  Milli Görüş düşüncesi, Türkiye’de siyasal gelişmelerin siyasi partiler üzerinden “kayıkçı kavgasıyla ya da horoz dövüşüyle” geçiştirilmek istenmesi karşısında kitleleri uyaran ve gerçek aktörleri görmeye yönlendiren bir niteliğe sahiptir. Bunu niye hatırlatma ihtiyacı hissettim, açıklayayım. Eğer ele alacağımız sorun, AK Parti’nin ekonomi politikası ise bu sorun bugünün sorunu değildir. Zaten AK Parti, ilk günden itibaren üretime dönük olmayan faizci kapitalist finansal sistem ile Türkiye’yi yönetmektedir. Esasında çok öncesinde duvara toslaması gerekirken bundan kurtulmasının en önemli nedenlerinden birisi ise Türkiye’de dolaşımda bulunan yoğun sıcak para akışı ve yabancı sermaye yatırımlarıdır. Bugün AK Parti ekonomisinin tıkandığı nokta, bu kaynakların istikrarsızlaşması ya da kesilmesidir.  Dolayısıyla sorulması gereken asıl soru, bu kaynakların sahipleri Türkiye’den niçin uzaklaşmaktadır sorusudur. Bu konuyu anlama konusunda, son yıllarda Siyonist mahfiller tarafından (özellikle Rand Corporation) Türkiye hakkında hazırlanan raporlara göz atılmasının önemli olduğunu belirtmek gerekiyor. Zira bu raporların genel mesajının; Türkiye’yi olası bir iç savaş/çatışma bölgesi olarak gösteren, milliyetçiliğin Türkiye’de hâkim olmasını öne çıkartan, ordunun darbe potansiyeli taşıdığını belirten tonda olduğu kolaylıkla görülebilmektedir. 2020 yılında yayınlanan RAND raporunda Türkiye’nin bir yol ayrımında olduğu vurgulanırken bu durumda ya Erdoğan’ın otoriterleşeceği ya da ordu-Erdoğan arasında bir gerilim yaşanacağı iddia edilmekte ve adeta darbe olacağı iması yapılmaktadır.

Ne yazık ki, AK Parti’nin 20 yıl idareden sonra Türkiye’yi getirdiği nokta burasıdır. Ne var ki, daha önemli bir sorunumuz bulunmaktadır. AK Parti’nin yanlış ekonomi politikalarını değiştirecek ve kitlelere umut aşılayacak güçlü bir muhalefet de ortada görünmemektedir. Elbette her siyasi partinin kendine göre bir hazırlığı olabilir ancak bunun henüz toplumsal taban yakalamaması açısından bu tespiti yapıyorum.   Şöyle düşünelim, ekonomik açıdan acil istikrar arayan bir halk var. Ancak bu halk, etrafında kendisine umut dağıtan bir yapı göremiyor. Bu durumda ne yapar? Elbette mevcudu korumaya çalışır.  RAND raporları, mevcudu koruyan milliyetçi-muhafazakâr yaklaşımın artacağını ve bunun muhtemel sonuçlarının ne olacağını göstererek bir nevi kendi planını deşifre ediyor.

Dahası ortaya koyduğumuz bu fotoğraf yalnızca Türkiye’ye has bir görüntü değil. Bugün dünya genelinde, pandeminin de etkisiyle, ekonomik ve siyasi krizlerin derinleşmesiyle birlikte otoriter yönetim eğilimleri ve taleplerinin arttığı görülüyor. Kısacası Siyonizm, Erbakan Hoca’nın 2007 yılında uyardığı polis devlet projesi kapsamında otoriter devlet yönetimlerine giden yolu açmaktadır. Bu muhtemel planlar ve yeni düzen karşısında şuur sahiplerine düşen ise, dünden daha fazla çalışmak ve insanlara gerçekleri anlatmaktır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Bekir Gündoğmuş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Türkiye'de erken seçime gidilmeli mi?