Kaçınmak

Çevrenizde bazı insanlar vardır; kendilerini açlık, yoksulluk, küresel salgınlar ve yaşanan zulümlere karşı kapatmış ve izole etmişlerdir. Kıyıya vuran insan cesetlerine, çocuk çığlıklarına ve bombalara bakıyor ama göremiyor, yok sayıyorlar. Bu insanlar acıyla yüzleşmek ve acıya düşene el uzatmak yerine iç âlemlerinde bir koy bulup burada gizlenmeyi tercih etmişlerdir. Sizce bu ne kadar doğru? Kendilerine sanal bir dünya oluşturan bu kimseler, son yıllarda popüler hale gelen; acıdan kaç, acıya maruz kalandan uzak dur, zulümlere karşı gözlerini, kulaklarını kapa, yeşile bak, denize bak, sevdiğin işlerle meşgul ol ve mutlu ol söylemlerinin içinde kaybolmuş ve sadece ötekiler ile değil kendileri ile de bağlarını koparmışlar.

Elbette acıyı hiçbirimiz istemeyiz, acıdan kaçınır ve huzurumuzu bozacak eylemlerden uzak kalmaya çalışırız. Peki, bu mümkün mü? Ölüm, ayrılık, yoksulluk, hastalık ve insanın ürettiği şiddet başımızın üzerinde dönerken acıya ne kadar kapatabiliriz kendimizi?

Acıyı yok sayan ve gizlendikleri koyun güvenli olabileceğine inanan kimselerin en büyük sorunu korkuları ile yüzleşmekten kaçınmalarıdır. Oysa korku duygusu insanın kendini tehlikelerden koruyabilmesi için bahşedilmiştir, bunu bir kalkan olarak görmeyip devleştirmek ve yok saymak ise kör bir esarettir. Kişi korkularını tetikleyen olaylardan ne kadar kaçabilirse ve bunları ne kadar yok sayabilirse o kadar mutlu olacağını zanneder fakat aksine korkular kişi kaçındıkça büyümeye devam eder tehlikeli boyutlara ulaşır.

Mesela hastalıktan korkan bir kişi bunu aklına getirmek istemez, yok sayar ve telaffuz edilmesine dahi müsaade etmez ve bu şekilde kendini koruyabileceğini zanneder. Ancak korkuları onu ruhsal anlamda o kadar zayıf bırakır ki kaçındığı şeyle karşılaştığında direncini tamamen kaybeder. O nedenle kişinin bu duyguyu zihninden uzaklaştırmak yerine yüzleşmesi, başa çıkma yöntemleri geliştirmesi ve dua ile Allah’tan yardım istemesi, O’nun rahmetine sığınması gerekir. Zira ne acıdan ne acıya sebebiyet verecek olaylardan kaçınma şansımız var öyleyse zararı en aza indirerek nasıl yaşayabiliriz sorusunu sormalı ve buna göre davranmalıyız.

Korkularına esir olan kimseler ekranlara yansıyan savaş haberlerine karşı gözlerini kapar ve kendilerini dingin bir alana atar, gökyüzüne bakar, denizi seyreder, yeşille kucaklaşır ve ruhen rahatlamaya çalışırlar. Bu insanlar korkunun kendilerini esir aldığının farkında değillerdir, sürekli kaçış halindedirler ve bu şekilde kendilerini koruyabileceklerini zannederler. Peki, bu mümkün olabilir mi? Dünyaya ait olan hastalık, yoksulluk, yalnızlık, savaşlar ve türlü türlü imtihanlar varken sizin kaçışınız nereye kadar devam edebilir? Sakin bir ortama kaçmak ve insanların acılarına tanık olmak istemiyorsunuz fakat komşularınızın evlerini alev almış, mahalle yanıyor, çocuklar, kadınlar, erkekler ateşe terk edilmiş, her yer duman, her yer sis, göz gözü görmüyor, insanlar canhıraş bir şekilde koşturuyorlar peki bütün bunlar yaşanırken sizin kaçmanız ne kadar doğru? Bir Müslüman olarak elinize bir kap su alıp komşunun yanan evine serpmeniz gerekmez mi? Komşunun yardımına koşmanız ve el uzatmanız daha uygun olmaz mı? Evleri yanan insanlar için hiçbir şey yapacak durumda olmasanız dahi ellerinizi kaldırıp duada bulunmanız icap etmez mi? Ne ilginçtir ki siz ötekilerin acılarına karşı tamamen duyarsızlaşıyor ve duayı dahi esirgiyorsunuz! Mahalle yanıyor, evler, sokaklar, yollar, araçlar, mahallenin geçimliğini sağladığı araziler talan ediliyor, insanlar kendilerine uzanacak bir el bekliyorlar. Bu durumda sizin kendinizi kapatmanız bencillik değil midir?

Lütfen başınızı soktuğunuz kumdan çıkarın ve dünyaya ibret gözü ile bakın sonra niyet edin ve korkularınızla yüzleşin, rahat olun Müslüman için en son yol ölümdür ki, biz bunu bir vuslat olarak görüyoruz… Korkularınız sizi yönetmesin siz korkuları yönetin ve elinize bir kap su alıp mahalleye çıkın, yanan evlere serpin, yangından zarar gören komşularınızın elinden tutun, ulaşamadıklarınıza dua ile destek verin. Korkuların üzerine dua ile yürüyün ve sizi esir almasına asla izin vermeyin.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Fatma Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

03

Ismail Aslan - Dua etmekten başka çare yok. Müslümanların çektigi acıların tarifi yok. Bu durumda acılara karşı duyarsız olmak zorundasınız aksi takdirde psikolojik çöküntü , depresyon ve ümitsizlik duygularına kapılabilir hatta dini inancınızı sorgulamak zorunda kalabilirsiniz. Belki başka coğrafyalarda acı çeken müslümanlar bizden daha şanslı en azından ölüp kurtuluyorlar biz ise onları seyredip her gün ölüyoruz.

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 31 Temmuz 23:28
02

Nurettin Gedikoğlu - Her açıdan güzel bir yazı, yazan ellerine sağlık kardeşim

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 31 Temmuz 12:03
01

Mehmet Bozkurt - İnsanlığa davet gibi son derece duyarlı şefkat yüklü bir yazı. Elinize sağlık

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 31 Temmuz 09:15


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Türkiye'de erken seçime gidilmeli mi?