Parti ve particilik fitnemiz-2

“Siyaset-i şer’iyye”nin amacı; adaletin gerçekleştirilmesi, haksızlığın giderilmesi, hakkın sahibine verilmesi, kamu yararının sağlanması şeklinde özetlenir.

“Siyaset-i şer’iyye”; kamu otoritesinin, yönetilen topluluğun yararına olacak ve dinin genel ilkelerine aykırı düşmeyecek düzenlemeler ve uygulamalar yapma yetkisini ifade eder.

“İnsanları şer’i esaslara göre sevk ve idare etmek, dini korumak, dünyayı din ile idare etmede şeriat sahibine vekalet etmektir.” (İbn Haldun)

İmam Maverdi, İmam Nesefi ve İbn Haldun’a göre peygamberlere vekaleten insanların yönetilmesidir.

“Nizam-ı âlem”, “âlemin bekası” için fesadın kaldırılması, şeriatın iman kaidelerinden sonra en önemli ilkesidir.” (İbn Âbidin, Reddül/Muhtar)”

İslami siyasette vahdet/birlik daveti, anlayışı baskın iken, demokrasilerde tefrika/partiler, bölünmeler baskın oluyor.

İslam’da “vahdet” ilkesi, demokrasilerdeyse “tefrika, partiler” ilkesi.

Demokrasilerdeyse anlayış, fikir ve çözüm farklılıkları siyasi partilerle tanımlanır. Bu anlamda partiler “demokrasi” dininin fırkaları, mezhepleri gibidir.

İslam, tevhitte vahdet/birlik ilkesinde, demokrasiler ise tefrika ilkesinde görünürler.

İslami siyasette siyasetçiler, peygamberler gibi hizmette dünyalık ücret beklemezler. Hizmeti Hakk rızasını kazanmak için halka hizmeti ilke edinirler. Halkı aldatmaz, onlara zulmetmezler. Halkı da kendi keyiflerine göre değil, İlahî iradeye (hukuk) uygun yönetmek sorumluluğundadırlar. İslamî siyasette ilim, ahlak, adalet belirleyici olur. Demokrasilerde güç, çoğunluk, kabile, servet vb. belirleyici olur. Demokrasilerde yöneticiler tağutluğa özenebilir; halkı aldatabilir, sömürebilir, siyaseti kendi çıkarlarına araç edinebilirler. Bunun için halkın kandırılması ve bölünmesi gerekir. Böylece halkı yönetmek kolaylaşır.

İslamî siyasette halk bölünmez, düşmanlaştırılmaz, sömürülmez.

Demokrasilerde “olmazsa olmaz” partilerle halk bölünür, çıkar ve makam hırsları beslenir. Sevgi, kardeşlik, merhamet ve adalet duyguları zayıflar, kaybolur. Bu ayrışmalar “beka tehlikesi”ne götürebilir. Halkın birlik ve beraberliği çökertilir. Ve toplum iç savaş veya dış düşman istilasına maruz kalabilir.

Ne yazık ki dünyada en yasak şey belki de İslamî siyasettir. Küresel zulüm düzeni buna geçit vermiyor. Dindar Müslümanları; ”din başka; siyaset/dünya başka”; “din ayrı devlet/siyaset ayrı” aldatma ve sapkınlığıyla İslamî siyasetten uzak tutmayı başardılarsa da, merhum Erbakan Hocamız bu anlayışı değiştirdi. İslamî siyaseti benimsedi. Bu nedenle de dört partisi kapatıldı. “Post-modern” darbeyle durduruldu. Bölünmeler tuzağına düşüldü. “Saadet”te istikamet ve vahdet korunduğunda ilahi yardım beklenir.

Ne var ki elli yıllık Millî Görüş camiasında nice mücahitler vehn hastalığıyla sarhoş olup yamuldular, bozuldular. Düzene itirazı terk ettiler. Uyumu tercih ettiler. Yoldan, yuvadan ayrılarak tefrika ateşine düştüler. Kime yaradı, ne kazandılar? Hırs, haset ve riyaset sevdası oldukça “Millî Görüş” tefrikaya gebe kalmaya devam eder. Bu da Millî Görüşçülerin fitnesi…

Partiler hizmette, çözümde yarışacaklarına çıkarları, hırsları, hasetleriyle husumette yarışır hale gelirler. Ne yazık ki halkımız inanç, kavim, mezhep, ideoloji farklılıklarıyla düşmanlaştırılıyor ve parti farklılıkları 30-40 yıllık dostluğu, kardeşliği bozacak aşamaya geldi. Aile, akrabalık, arkadaşlık, kardeşlik bağlarımızı partilere, particilere kurban ettik. Rabbimiz her şeye bir ölçü koymuştur. Sevgiye ve buğza da. “Allah için sevmek ve buğuz etmek, amellerin efdali olup, farzdır.” (Hz. Muhammed (sav))

Parti, cemaat, tarikat temsilcileri Rabb edinilmemelidir. (Tevbe 31) La Rabbe İllallah

“Parti dini geçti; partili olmayana selam bile verilmiyor.”

“Herkesin kendi reyini/görüşünü beğendiği ahir zamandayız.”

“Akıl nazar almaz.”

                                                                                               (Hacı Şaban Efendi (k.s))

  Özetle; dünyadaki Müslümanlar olarak; ümmet olamadığımız/yüzyıldır Kur’an’dan (resmen) yüz çevirdiğimiz/sırat-ı müstakim/hidayet/tevhid yolunu terk ettiğimiz için şaşkın, paramparça ve zilletteyiz. (Fatiha/6-7, En’am/153, Taha/124, Furkan/30, Yasin/61, Mücadele/5, 20). Ümmet olabildiğimiz, en üstün kimliğimiz tevhide hep birlikte tutunduğumuz, tekrar Kur’an’a yüzümüzü döndürerek, sırat-ı müstakime girdiğimiz zaman kurtulabiliriz, vesselam.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Bahaddin Elçi - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Türkiye'de erken seçime gidilmeli mi?