Sivil yoksunluk

İnsanların taleplerinin iyi okunması ve kapsayıcı bir şekilde çözüm üretilmesi sivil zeka işidir. Bu zeka başta gönüllülük, katılımcılık ve hayırseverlik olmak üzere yoksun kalınan boyutlarda yeniden değerlendirilmelidir. Çünkü bu yoksunluk zamanla yoksulluğa evrilmektedir. Sivil toplum kuruluşlarının sorunları çözmede yetersiz kalması ise, “daha yerel ve soruna kaynağında çözüm üretmek” istemesiyle sonuçlanmaktadır.

Sorulan sorular, “Diyalog ortamı nasıl güçlendirilir, her yaştan ve kültürden insan sosyal, siyasal, kültürel ve ekonomik alanlara onurlu bir şekilde nasıl katılabilir” şeklinde oldukça yoksunluk daha da gün yüzüne çıkıyor. Bu sorular ve bunlara verilecek cevaplar, geleceğe nasıl baktığımızı da çerçevelendiriyor. Bu çerçeve ise; “örgütlenme şekli, aidiyet ve kimlik” gibi konularda mevcut yaklaşımların sorgulanmasını tetikliyor.

Sivil toplum için sürdürülebilir bir gelecek hazırlamak istiyorsak, önce kamusal olanın nasıl tanımlanacağına katkı vermeli, sonrasında nasıl davranacağımıza karar vermeliyiz. Bu açıdan kendimiz ve sivil toplum arasındaki ilişki ile gençlerle iktidarı nasıl paylaştığımız üzerine kafa yormamız lazım. Demografik değişimlerin artmasıyla temel özgürlük alanlarının nasıl teminat altına alınacağı da önemli bir konudur. Ayrıca ülkeler kendi başlarına baş edemeyecekleri, çözemeyecekleri sorunlarla karşı karşıya kalacak!

Bu yüzden sivil zeka, bugüne kadar “farklılıklar”a vurgu yapan çalışmalar yerine, salgın sonrası “yaklaşımlar”a odaklanmaya başladı. Çünkü hem firmaların hem de devletlerin sosyal boyutu pandemi süresince genişledi. Şimdi bu genişleyen sorumluluk alanlarında kapsayıcı paylaşım örnekleri aranıyor. Ulusal ve bölgesel dengesizliklerin pandemi ile daha da derinleşmesi, birlikte yaşama kültürünün önemsenmesi arayışları hızlandırıyor. Gelecekte kalkınmaya, katılıma, sosyal alana, sivil alana kaynağında destek vermek isteyen sivil örgütleri daha önemli olacaktır.

Bir taraftan yerelleşme, diğer taraftan dijitalleşme ile sorunların küresel boyut kazanması, sivil toplum örgütlerinin toplumsal sorunlarla ilişkilenme biçimini değiştirecektir. Yeni medyanın sosyal etkileri ve sorunlar üzerine çalışmaları artacaktır. Farkındalık yaratan ve vatandaşların gönüllü olarak bilgi tedarik ettiği işbirlikçi çevrimiçi platformlar çoğalacak ve etkileşim içinde olacaktır.

Geleceğin sivil talepleri gösteriyor ki; “sayılardan, çıktılardan değil; sonuçlar ve etkiler”den bahsedilmelidir. Çünkü bugün bundan yoksunuz! Bu yoksunluğa son vermek adına sivil toplum, bugün sahip olduğu pozisyondan çok daha gelişkin bir birikime ve potansiyele sahip olmalıdır. E-öğrenme ile kapasite geliştirme yöntemleri, sivil teknoloji projeleri ve daha iyi bir yönetim için bilişim araçları geliştirmelidir. Güven ve karşılıklı bağımlılık, hesap verebilirlik ve şeffaflık gibi unsurları güçlendiren dijital araçlar sayesinde istişare imkânlarını katılımcılara açmalıdır. Bu “öz-değerlendirme ve kurumsal gelişim”i sağlayacak sivil zeka yatırımıyla yoksulluk da yoksunluk da son bulabilir. Aksi takdirde; gerisi sivil itaatsizlik…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İbrahim Veli - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Türkiye'de erken seçime gidilmeli mi?