Yanarsa dünyada garipler yanar!

Garipler, ancak ‘sen yanmazsan / ben yanmazsam / biz yanmazsak…’ terkibini geveleyip durmakla maruftur. Yakmaktan anladıkları kendi hayat kesitlerinden başka bir şey değildir. Nitekim bir ucundan dünyayı tutuşturmaya kalksalar ateş bulamaz, sokakta gördükleri vatandaştan çakmak isterler. Prometheus’tan, Herkül’den, Zeus’tan, Pandora’nın Kutusu’ndan ve ölümden beter hayatlar yaşamakla cezalandırıldıklarından da bihaberdirler. Doğrusu bir yerde ateş bulsalar çevrelenip ısınırlar. Olmadı oyuna vurur üstünden atlamak suretiyle her neyin bayramını yaşamak istemişlerse onu kutlarlar. Sırasında tapınıldığı görülmüştür ki kötülük namına harlanan ateş etrafında milyonlarca müntesip birikir. O hiç sönmesin için canını feda eden sadık müritler peyda olur. Isınmaya yarayan ateş, ardı arkası gelmez kötülüğe dönüşür; insanları, insanlığı, geçmiş ve gelecek yaşamları yakıp durur.

Dünyayı tutuşturacak ateş, ölümlülerin işine yarayabilecek her şey gibi güçlülerin elindedir. Onu saklamaz, esirgemez, kullanmaktan çekinmezler. Kötülük adına can yakan, acıtan ama ısı bağışlamayan ateşleri harlayıp dururlar. Garipler ona uzaktan, belki ataları İbrahim’in fırlatıldığı dağın ardından bakarlar. Harlanan ateşe su taşıyan mahlukatı çoğunlukla haşerattan bilirler. Ve mutlak anlamda kendilerine sıçrayacak ateşi, bir ucundan söndürmeliyiz diye düşünmeyip habire körüklemeyi; söndürmeye yeltenenleri de haşere niyetine öldürmeyi tercih ederler.

Asıl beyhude görünen gariplerin çoğu zaman yanıltıldığına, kandırıldığına, sömürüldüğüne yönelik yerleşik inanç olsa gerektir. Çünkü onlar vaat edilen istikrara, kurulu düzene, muktedir durumda olan müsebbiplerin ardı arkası gelmeyen palavralarına; karşıtlara, muhaliflere, zahiri ve hayali düşmanlara yönelik tutarlı tutarsız iftiralara yürekten inanırlar. O iftiraları, yalanları, suçlamaları bizzat oluşturan ağa babaları da kendi uydurduklarına iman eder. Öyle ki bu denli teveccüh görüp hak olanı yaptığını düşünen kendileri bile bu kadar pisliğe bulaşmış, çirkinleşmiş, iğrenç hale gelmişseler; karşıtları onlardan kat be kat fazlasını yapmaktadırlar. Kadim inanış, kötülüğü bir başkasında, iyiliği kendinde görmeyi gerektirir. Dolayısıyla garipler, en başta garip olduklarını, sömürüldüklerini, birilerinin onların omuzlarında semirdiği ihtimalini kabul etmezler. İlle de gözlerine sokulan bir dengesizlik varsa, onun dahi hak olduğunu, inanıp güvendikleri birtakım varlıkların çaldığını ama çalıştığını düşünürler. Hatta çalıştaki üstün beceriden, profesyonel dolandırıcılıktan, muazzam hırsızlıktan, aşırı yolsuzluktan ve tüm bunların kimsenin ruhunu bulandırmayıp saman altından yürütülenlerin su yüzüne vurmamasından sitayişle söz ederler. Çoktan küle dönmüş hayatlarını yakma ihtimalini, kendilerinden farklı düşünenlere yorarlar. Haliyle içine itildikleri pislikler yaşama ihtimalleri ortadan kaldırılmış toplum için hiç de tehdit değildir ama gayrısı terördür, ihanettir, anarşidir. 

Belki de haklıdırlar. Hayat belki bundan ibarettir. Ebu Zerr, ‘Geceyi aç geçirip sabah kılıcına davranmayan adama şaşarım’ diyedursun, belki hayat kılıcı da kınını da aklını ve hatta kanını da birtakım varlıklara teslim etmekten çekinmeyenlerin doğrultusudur. Hayat belki her yeri ve her şeyi Rebeze’ye çevirmek, orada aç bi ilaç ömür tamamlayıp, cenazeyi kaldıracak birilerini beklemekten ibarettir. Dahası buna rıza göstermeyenlere diş bilemek, göz belertmek, çemkirmek, hakaret ve lanet yağdırmak, bin türlü ithamda bulunmak, küfretmek gibi aşırı erdem barındıran garip davranışlar, kurulu düzene karşı insanlık vazifesidir! Nitekim bu türden, insana sırat-ı müstakim-i şaşırtan her ne varsa o tam da gariplerin, yoksulların, acizlerin onayıyla, onların eşsiz gayreti, olağanüstü çabasıyla kaimdir. Çoğunluk onlardadır, çokluk onlarındır. Böylece sevdikleri, inanıp güvendikleri varlıklar herkes için meşrudur.

Edebiyat değildir. Romantik yaklaşım değildir. Aklını ve kalbini kullanabilenler için olsa olsa yakıcı gerçekliktir: Garipler, garip bir şekilde ellerine, kalplerine, ağızlarına sokuşturulan ateşin her bir yalımını yutup, hazmetmeyi beklemeden insanlık istidadı gösterenlere doğru kusarlar. Tutam tutam kendilerine dağıtılan ateşle dünyayı değil de kendi hayatlarını, yaşadığını sananların ve kendilerinden sonra zuhur etmesi umulan nesillerin olası hayatlarını yakarlar. Açlık yoktur onlar için, sömürü yoktur. Zulüm, gasp, haksızlık, adaletsizlik yoktur. Sadece kendilerini ilgilendiren bir şükürsüzlük, sadece kendilerinin işlediği israf vardır. İşsizlikle cebelleşip, yoklukla pençeleşip emeğin karşılığını alamadıklarında çöpten ekmek aranarak bastırılmış açlıkla büyük resme odaklanırlar. Orada, o büyük sanat eserinde, o muhteşem şaheserde bal tutanın parmağını yaladığını görürler. Ama o parmağı yalayan ne de güzel yalıyordur!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İshak Koç - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Türkiye'de erken seçime gidilmeli mi?