Toplumun nabzı…

Toplumun, insanların, sokağın gündemini tutabilmek, ne düşündüklerini, nelerden şikayetçi olduklarını gözlemlemek ve öğrenebilmek adına birçok yöntem söz konusu. Kamuoyu araştırmaları ile sosyolojik, siyasi ve ekonomik çalışmalar bir noktaya kadar fikir verebiliyor, bir kanaat oluşturabiliyor. Ancak içinde bulunduğumuz dönemin ruhunu belki de en iyi şekilde sokak röportajları yansıtıyor.

Elbette ki bu röportajların, iktidar güdümündeki veya güce endeksli, gazetecilik yapma peşinde olmayıp da propaganda makinesi olarak işlevi gören medyanın yaptıkları değil de, daha bağımsız ve olaylara sorgulayıcı bakabilen kimselerin yaptıkları gerçekçi bir manzara sunuyor.

İnsanların, güncel sorulara verdikleri anlık karşılıklar, sokağın gündemini en öz haliyle ortaya koyabiliyor. Bu röportajlar esnasında yaşanan tartışmalar, farklı fikirlerin çarpışması gibi haller ise 90’ların tartışma programlarının sokağa taşınmasını andırıyor.

Sosyal medyasının ortaya çıkışı, toplumun bu mecranın niteliğini kavramasıyla birlikte tek taraflı medya ortamının da etkisiyle toplumun önemli bir kesimi için bir “serbest kürsü”ye dönüştü. İnsanlar, dertlerini, sıkıntılarını, düşüncelerini medyanın büyük bölümünde göremediklerinden dolayı, bu alternatif mecraya fazlasıyla ilgi gösterdi. Artık herkesin birer muhabire, birer yorumcuya, kendi çapında birer kanaat önderine dönüşebildiği bu enteresan saha, toplumun medyanın büyük bölümüne yansımayan ve üstü örtülen gerçeklerine ev sahipliği yapar oldu.

Benzer şekilde, sokak röportajları da resmi ideolojinin ve mutlak iktidarın medyasının “yazdıkları” ve “gösterdikleri”nin dışında bir realitenin olduğunu gösteriyor. İnsanlar, gayet tabii olarak, idarecilerden, siyasilerden yana dertli oldukları konuları, sıkıntılarını, yaşadıkları müşkül durumları anlatıyor, çözüm üretilmesini talep ediyor.

Bu işin kuralı da budur zaten. Halk, yani “seçen”, bizdeki isimlendirmesiyle “seçmen”, “seçtiklerinden” yani idarecilerden taleplerde bulunur, varsa şikayetlerini bildirir. Bu mekanizmanın bu şekilde işlemesi eşyanın tabiatı, demokrasinin niteliği gereğidir. Normal şartlarda, eleştirdi, sorguladı veya sitem etti diye kimse suçlanmaz, bu durum farklı veya acayip şekilde yorumlanmaz.

Sokak röportajları sokağın yani toplumun nabzını yansıtırken, bir halet-i ruhiyeyi de gözler önüne seriyor. O da, insanların sorguladıkları, eleştirdikleri, sitem ettikleri için suçlanması, yaftalanması… Özellikle iktidar yanlısı kimselerin, her eleştirene karşı sergiledikleri aynı tuhaf ve mantıksız tavır da bu röportajlar da somutlaşıyor.

Ekonomik zorluk yaşadığını, işsiz olduğunu, borcu olduğunu, geçinemediğini söyleyene “cebindeki telefonu göster” demek, bunun çarpıcı ve gerçekten de şaka gibi bir örneği. Veyahut 20-30 sene önceki şartların (hiç de öyle olmadığı halde) abartılarak bugüne yönelik bir övgü ve elbette ki durumdan memnun olmayanların nankörlükle vs suçlanması… Veya ülkede kimsenin açlıktan ölmediği şeklinde bir savunu… Yani ekonomik zorluk içinde olmanın tek karşılığı insanların açlıktan ölmesi demek! İnsanların, “insan gibi” koşullarda yaşamak istemesi bile neredeyse nefret edilesi bir tavırla karşılanabiliyor bu kitle tarafından.

Bu zihin yapısına bakınca, medyanın büyük kısmını elinde tutan ve iktidarın “propaganda makinesi”nden farksız medya organlarının etkisini görmek mümkün oluyor işte. Ve elbette siyasilerin toplumu kutuplaştıran, kamplaştıran, birbirinden nefret ettiren öfke patlamalarının, nefret dilinin, sorumsuzca beyanlarının bire bir yansıması bu birbirinin aynısı olan ve birbirinden saçma olan ifadeler…

Ve bu ifadelerin bir ortan noktası da, iktidar yanlısı düşüncedeki insanların, kendilerini ifade ederken ille de karşısındaki insana/insanlara bağırması, onları suçlaması, neredeyse onlara hakaret etme noktasında yırtınması… Toplum olarak, ortak dertlerimizi, meselelerimizi veya insanların bireysel yaşadıkları sıkıntıları, müşkülleri bile dinlemeye tahammülün kalmadığını göstermesi açısından son derece faydalı bu sokak röportajları.

Gençler bu röportajları izler de, “takım tutar gibi” parti tutulmayacağını, tribün amigosu gibi çığırtkanlık yaparak haklı çıkılamayacağını ve derdi olan insanlara saygı göstermenin en temel insani hasletlerden olduğunu öğrenirler inşallah. 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Burak Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

02

Esma N. - Onlar farklıydı.Gel sana birini göstereceğim.Camekan yanındakine bak.Boş yerine boş duvarlara.Benden daha büyük problemleri olan da varmış.Duvar arkasından duyulacak kadar.Hiç olmazsa o başkasının çocuğuna anne olmuş.Polislik güzel meslek.Hiç olmazsa emekliliği var.Boy istiyor,sağlık istiyor.Maaşı da çok.Başka ne isitiyor bilmiyorum.Kusura bakmayın başka bir meseleye geçtim.Polislik.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 29 Temmuz 17:15
01

Tamsi Yon - Toplumun nabzı olmaz, hdpli itle benim nabzım aynı mı atacak? Biz homojen değiliz, 720 çeşit millet var aramızda; ha, bir Almanya, bir Fransa tek millet onlar bak, o ayrı..

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 28 Temmuz 09:32


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Türkiye'de erken seçime gidilmeli mi?