Bir erken seçim tahmini de benden!

İktidar partisi TBMM’de ‘Torba Yasa’ ile bazı Olağanüstü Hal (OHAL) uygulamalarının süresinin uzatılmasını talep etti.

Neler vardı, teklifte; “gözaltı sürelerinin 12 güne çıkarılması”, “kamu görevlilerinin ihracı”, “TMSF’nin şirketlere kayyım ataması”…

Bunlar ve bunlar gibi bazı uygulamaların ömrünün üç yıl daha uzatılmasını talep ediyordu, AKP. Ve elbette MHP.

Ancak muhalefetin yoğun eleştirilerine muhatap oldu, istenilen düzenleme.

Sonrasında 3 yıl düşünülen uzatma 31 Temmuz 2021’den itibaren 1 yılla sınırlandırıldı.

***

Bu düzenlemeyle ilgili muhalefetin bir itirazı da şuydu; “iktidar partisi 2023 seçimlerini OHAL Yasaları şemsiyesi altında yapmak istiyor!”

Şimdi bu süre 3 yıl değil, 1 yıl.

Peki, bu ne anlama geliyor?

AKP-MHP acaba bir yıl içinde erken seçime gider mi gitmez mi?

Mesela, gelecek (2022) Haziran ya da Temmuz ayında erken seçim olabilir mi? Olabilir!

En geç 2022’nin Nisan ya da Mayıs ayında erken seçim kararı alınacak demektir, bu tahmin(im)e göre.

Esasen alametler de belirdi;

1) Başta Anayasa Profesörü Mustafa Kamalak ve hukukçuların ifade ettiğine göre, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeniden aday olabilmesi için erken seçim olması şart!

2) Cumhurbaşkanı, AK Parti  Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan yurtiçi gezileri gerçekleştiriyor, bir süredir. Erdoğan’ın yurtiçi programlarına baktığımızda ‘seçim kokuları’ geliyor.

3) Başka alametler de var…

 TÜRK DIŞ POLİTİKASINDA YENİ DÖNEMİ KİM BAŞLATTI?

Dün, 25 Temmuz'du...

25 Temmuz'un ne anlama geldiğini hatırlayanınız var mı?

Mutlaka vardır ama bir de ben hatırlatayım;

Millî Görüş lideri, Refah-Yol Hükümeti Başbakanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan, 25 Temmuz 1975 tarihinde Türk dış politikasında yeni bir dönem başlattı!

Neydi o yeni dönem?

Prof. Dr. Necmettin Erbakan, Millî Selamet Partisi Genel Başkanı ve Başbakan Yardımcısıydı.

Milliyetçi Cephe (MC) Hükümeti'ne vekalet ediyordu.

25 Temmuz 1975 tarihinde, Erbakan Hoca'mızın kararı ile Türkiye’deki Amerikan üslerinin tamamına el konuldu!

26 Temmuz 1975 tarihli gazetelerin manşetlerindeki 3 kelime esasen, Türk dış politikasındaki değişimin ve dönüşümün de işaretiydi; "Üslere el koyduk!"

Aynı günkü gazete haberlerinde, “Ambargo kararının kalkmaması üzerine..." ile başlayan haberler dikkat çekiyordu.

“Türkiye için artık Amerika yok!”tu!

Türkiye İncirlik Üssü'nün de kullanımını askıya alma kararı almıştı.

Kim almıştı bu kararı? Necmettin Erbakan ve dava-yol arkadaşları...

Başta elbette Erbakan Hoca'mızı ve yol-dava arkadaşlarını bu vesile hayırla yâd etmek istiyorum. 

 BİR ‘KURBAN’ ÖYKÜSÜ…

Yıllar önceydi. 1969 yılıydı, yanılmıyorsam…

Henüz 5-6 yaşlarındaydım…

Apartman önünde yeni yapılan inşaattan düşen parlak taşlarla oynarken bile düşünceli bir halim vardı.

En çok sevdiğim “misket” oyunu bile rahatlatmadı, nedense…

Havada “tuhaf” bir koku sezinliyordu!

Bu koku balkonda arpa-buğday ile beslediğimiz ve birkaç gün sonra kesilecek kurbanlık koçun etrafa yaydığı kokudan farklı, başka bir kokuydu!

Ama ne koçtu…

Kaç haftadır annemle özene bezene bu koça bakıyorduk. O zamanlar İstanbul bu kadar devasa büyük bir şehir değildi ve ben annemle koç için arpa ve saman almaya giderken köy yolları gibi yollardan geçerdik.

Yani, anlayacağınız İstanbul’un çoğu bölgesinin olduğu gibi bizim oturduğumuz mahalle de ‘dutluk’tu!

Kara gözlü, kafası siyah beyaz beneklerle bezeli, hakikaten de fotoğraflardaki gibi kocaman kocaman boynuzları olan bir koçtu bizimkisi. Gelişmiş, büyümüş, iyice dirilmiş ve neredeyse yanına yaklaşılmayacak kadar kuvvetli bir kurbanlık olmuştu.

Görenler ‘maşallah’ demekten kendini alamazdı.

Kurban Bayramı’nda kesilecekti ama evimizin vazgeçilmez bir parçası olmuştu, bu koç. Mutlaka bir adı da vardı ama hatırlayamadım…

Ama yine de sanki, hiç olmaması gereken, yaşanmaması gereken bir şeyler olacakmış gibi bir his uyandı, taa yüreğimin derinliklerinde. İrkildim.

***

Oysa durumumuz da çok iyi idi…

Maddi en küçük bir kaygımız yoktu. Babam henüz bisiklet almamıştı ama bu farklı bir gerekçeden, güvenlik endişesinden kaynaklanıyordu. Bakkal dükkânı işleten babam, mahallenin en çok sevilen ve saygı duyulan bir esnafıydı.

İyi ama havadaki bu tuhaflığın, bu puslu renklerin sebebi neydi?

***

Kurban Bayramı'na artık çok kısa bir süre kalmıştı…

Bir gün babamla birlikte birkaç kişi eve geldi.

Neler oluyordu? Gözlerim, babamı ve o birkaç kişiyi takip ediyordu.

Direk balkona yöneldiler.

Kurbanlık koçun yanında bir şeyler konuşuyorlardı. Anlaşılmaz cümleler…

Yaklaşık 10 dakika kaldılar, balkonda.

Annem, bütün bu olup bitenleri biraz mesafeli ama dikkatle ve de tedirginlik içinde izliyordu.

O adamlar, babamla el sıkışıp ayrıldı, evden.

O anda evde çok farklı bir hava esmeye başladı.

Adeta kıyamet koptu…

Annem hüngür hüngür ağlamaya başlamıştı.

Babam, haftalardır besleyip büyüttüğümüz, adeta evin bir parçası haline gelen kurbanlık koçumuzu bir başkasına satmıştı!

O anda içimden bir parça koptuğunu hissettim. Gözyaşlarımı kalbime akıttım.

En çok da kendini parçalayan annemin o haline üzülmüştüm…

***

Adamlar o akşam gelip kurbanlık koçu balkondan alıp gittiler!

Biz o bayramda kurban kesmedik!

O akşam herkesin yüzünden düşen bin parça vardı!

Yürekler darmadağınık, gönüller paramparça, ümitler kırgındı…

O akşam bir şey daha oldu; babamın çevresinde kötü arkadaşlar belirdi, kötü alışkanlıklar edinmeye başladı ve işleri bir anda bozuldu.

Mahallede çok sevilen ve sayılan babam, yıllardır ekmek kapısı olan, çevrede en iyi iş yapan bakkal dükkanını kapatmak zorunda kaldı…

Sonrasında da yine farklı mekânlarda denemesine karşın dükkan iş yapmadı.

Bugünden baktığımda, ailenin biricik parçası haline gelen, ailemizle bütünleşen o kurbanlık koçun satışının hepimizi olumsuz etkilediğini söylemeliyim.

Annem hâlâ her fırsatta şunu söyler; “Ne yap yap, kurbanı ihmal etme!”

Boşuna değilmiş…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Adnan Öksüz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

Ömer - Tamamen katılıyorum . Kurban ibadeti çok önemli ihmal edilmemeli . İmkanı olup da kesmeyenler büyük vebale girer . Kurban berekettir malı azaltmaz çoğaltır . Bu maddi yönü . Manevi yönünün kazancını ancak Rabbimiz bilir ve verir .

Yanıtla . 4Beğen . 0Beğenme 26 Temmuz 12:57


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Türkiye'de erken seçime gidilmeli mi?